DD07B81C-67BC-4293-AD1C-662680B117BE

Günay ASLAN

Türkiye’nin 20 Ocak’ta başlattığı Afrin’i işgal girişimi hem Kürtlerin öfkesini körükledi hem de Türkiye’de ırkçılığı tetikledi.

Kürtlerin ezici çoğunluğu Afrin’e, Türklerin ezici çoğunluğu işgale destek verdi ve halklar arasındaki bölünmüşlük tehlikeli bir biçimde derinleşti.

Buna rağmen Türkiye, ‘geri adım atmayacağını, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar‘ devam edeceğini söylüyor. Bunu söylüyor ancak, görüldüğü kadarıyla erken bir zafere de hayati derecede ihtiyaç duyuyor.

İçeride demokratik dinamikleri bastırmaya çalışması; savaşa karşı çıkan herkesi ‘terörist‘ olmakla suçlaması, dışarıda ise yoğun bir diplomatik mesai harcaması Afrin’de batağa düşme ve orada debelenme ihtimalinden çekindiğini gösteriyor.

İşgal girişimi başladığından bu yana Türk yetkililerinin Amerika’ya sık sık ‘zeytin dalı‘ uzatmalarının ve ‘daha büyük stratejik çıkarlar‘ sağlamak amacıyla, ‘Amerika ile birlikte çalışmaya‘ sürekli vurgu yapmalarının altında bu endişe yatıyor.

Ne de olsa Afrin kendisini küçümseyenleri, zaferi çantada keklik görenleri yanıltıyor…

Afrin direniyor ve bu direnişin Türkiye’nin hesaplarını altüst edeceği, mevcut dengeleri değiştireceği ve Türkiye için çok ciddi olumsuz sonuçlar üreteceği gözleniyor.

Türkiye bunun farkında olduğundan işgal girişimiyle birlikte topu Amerika’nın sahasına sürmüş durumda. Şimdi YPG’nin Afrin ve Membiç’ten çıkarılmasını talep ediyor ve Amerika’yla bunun pazarlığını yapıyor.

Elbette Amerika, Rusya ya da başka bir güç istedi diye Kürtler Afrin’i terk etmez. Böyle bir şey kimsenin aklından geçmez ama bu gerçek Afrin’in ve Suriye Kürtlerinin geleceği üzerinde yapılan pazarlıkları göz ardı etmeyi de gerektirmez.

Afrin ve Suriye Kürtleriyle ilgili ABD-TC arasında bir takım pazarlıkların yapıldığı sadece Türk tarafının değil, Amerikan tarafının yaptığı açıklamalardan da anlaşılıyor.

Amerika‘nın dışişleri ve savunma bakanlığı yetkilileri, ‘ hem Afrin hem de genel anlamda Suriye konusuda Türk hükümetiyle görüşmelerin devam ettiğini‘ söylüyor.

Amerika da sık sık ‘Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarına‘ vurgu yapıyor ve ‘birlikte neler yapılacağını görme arzusunu‘ ifade ediyor. Ayrıca ülkeler arasında heyetlerin biri gidiyor, öteki geliyor.

Öte yandan Amerika’nın önce provakatif bir biçimde‚’ Suriye’de 30 bin kişilik sınır gücü kuracaklarını‘ açıklaması ve ardından, ‘Afrin bizim sorumluluk alanımızda‘ değil diyerek işgal girişimine adeta yeşil ışık yakması iki ülke arasında bir anlaşmanın, en azından bir B Planı’nın olduğu şüphelerini güçlendiriyor.

İlerleyen günlerde ne olur bilinmez ancak, Türkiye’nin Kürt meselesinde inisiyatifi yitirdiği bu aşamada Amerika’nın kendi çözümünü ileri sürmesi ve tarafları buna zorlaması olası görünüyor.

Türkiye, Amerika’dan YPG’nin Afrin ve Membiç‘ten çıkarılması için destek istiyor ancak, bu desteğin verilmesi ihtimal dahilinde görünmüyor.

Böyle bir şeyin Amerika’nın Suriye’de elini zayıflatacağı, Esad’ı, Rusya’yı ve hatta İran’ı güçlendireceği biliniyor.

Amerika, Türkiye’yi Rusya’dan olmasa bile İran’dan uzaklaştırmayı hedefliyor. İran da bazı gelişmeleri biliyor olmalı ki işgale açıktan karşı çıkıyor. İran, Amerika’nın devreye gireceğini tahmin ediyor ve buna tepki gösteriyor olabilir.

Türk devleti ile Kürt hareketi arasında arabulucuk yapmaya soyunduğu anlaşılan Amerika açısından ise kısa vadeli çözümün Türkiye’nin Afrin merkezinden uzak durması ve şehrin kuzeyinde 10-15 kilometre derinliğinde bir tampon bölge kurması olduğu anlaşılıyor.

Afrin, Suriye’de bir çözüm bulununcaya kadar kuzeyden Türkiye‘nin güneyde ise Suriye‘nin kuşatması altında kalabilir; bu bölgede yeni denge bu şekilde kuralabilir.

Fakat Türkiye’nin sınırlarının 10-15 kilometre ötesinde ‘tampon bölge‘ oluşturmasına Amerika göz yumsa da, Türkiye’nin burada duracağı ve politikasını değiştireceğinin garantisi yok. Türkiye halihazırda işgale devam edeceğini söylüyor.

Türk ordusunun ilerlemesi, Afrin merkezini ele geçirmeye yeltenmesi halinde ise ipler kopma noktasına varabilir ve asıl sorun işte o zaman baş gösterebilir.

Özcesi; Amerika ile Türkiye arasında Suriye Kürtleriyle ilgili yaşanan derin görüş ayrılığı Afrin’de ya giderilecek ya da kopma noktasına gelecek. Her iki halde de süreç bambaşka bir noktaya evrilecek.

Gelişmelerin bir uzlaşma zemini yaratılacağına işaret ediyor fakat yine de temkinli olmak gerekiyor.

Diğer yandan kan revan içindeki bu süreçte Kürtlerin direnci elbette her şeyden önemlidir. Ayrıca Kürtlerin sanıldığı kadar yalnız olmadıklarını da bilmek gerekir.

Hem Kürt halkı hem de uluslararası demokratik toplum dünya devletlerin ahlaksız tutumlarına rağmen sesini her geçen gün biraz daha yükseltiyor. Afrin’in önümüzdeki günlerde dünya gündemin ön sıralarına yerleşeceği yükselen tepkilerden anlaşılıyor.

Dolayısıyla kim hangi hesabı ve pazarlığı yaparsa yapsın son sözü Kürtler ve onlarla daynışma içinde olan insanlığın barış, demokrasi ve özgürlük dinamikleri söyleyecektir.

Barışçıl-demokrartik çözümü de bu sorunu ahlaksız çıkarları için kullanan güçler değil, Kürt halkının direnci, özverisi ve özgürlük iradesi getirecektir…

24.01.2018

gunayaslan@hotmail.de