64ACFDEA-E96B-45A0-9F56-CC3274B4EA32

Teslim TÖRE

Bazıları: Dünyanın iki süper gücünün, bir çok dünya ve bölge aktörlerinin yığınak yaptığı, Kürtlerin ABD ile “iç içe” olduğu Suriye’de “ne devrimi” diye soruyorlar. Evet bütün bu güçler Suriye’de ve yıllardır tümü de savaş halinde, adeta Suriye’de bir dünya savaşı yaşanıyordu ve yaşanmaya devam ediyor. Birkaç ay öncesine kadar, bütün bölge ve dünya güçleri, süperi ile süper altı ve yerel aktörler ile Erdoğan Türkiye’si hariç hepsi tek düşmana, IŞİD’e karşı savaşıyordu. Bu savaşa rağmen IŞİD savaşı kazansa ya da ayakta kalabilseydi, dünyadaki inananların ezici çoğunluğu olmasa bile İslam dünyasının ezici çoğunluğu IŞİD’in ‘tanrının bir gücü’ olduğuna, IŞİD’in savunusunun tanrının savunusu olduğuna, IŞİD’le tanrının aynı görüşte olduğuna inanacak ve açık açık biat edecekti. Belki başta Erdoğan devleti olmak üzere bir çok devlet de IŞİD’e biat edecekti. Neyse ki tersi oldu. IŞİD yenildi, ezildi, ölen öldü, kalanlar vahşi, yabani sürüler gibi dağıldı, kılık kıyafet değiştirerek, bir yerlere saklanarak herkes başının çaresine bakmaya başladı. IŞİD’den geriye kalan diğer cihatçı, şeriatçıların bir kısmı hala Erdoğan tarafından korunup kollanarak yaşatılmaya çalışılıyor olsa da gelecekleri pek parlak gözükmüyor. Çünkü Erdoğan’ın geleceği pek parlak gibi durmuyor.

Bölge ve Suriye’de bir süreliğine de olsa gerici, faşist dinciliğin ideolojik ve savaş etkisi kuruldu. Bu İslami etki Erdoğan’a büyük bir moral verdi, Erdoğan’ın yön değiştirmesine neden oldu. O zamana kadar sıkça sözünü etmiş olduğu: Alevi çalıştayı, Kürt sorunu konusunda “milli mutabakat” gibi çözüm, demokrasi, reformlar vb. gibi söylem ve eğilimleri bir kenara atarak Kobane konusunda “Kobane, evet düştü düşecek” diyerek açık bir şekilde taraf oldu. IŞİD’in amigoluğunu yaptı, el altından destek verdi, diğer dinci gruplarla da açık açık ilişki geliştirdi. Onların başı boş kalanlarını Türk ordusuna katarak, yerli yandaş dincileri katarak Türk ordusunun ideolojik ve disiplin kuralı olarak demografik yapısını değiştirme sürecine girdi. Eski Türk ordusu bir alana bayrağını dikerken “korkma sönmez” marşını okurken, Erdoğan’ın dincileri katıp demografik yapısını değiştirdiği ordu, Afrin’de bayrak dikerken “Allahu ekber, Allahu ekber” diyerek ezan okuyor. Bölgede ve Suriye’de politikleşmiş, bu temelde de askerileşmiş dincilik, Suriye ve diğer dünya güçleri tarafından imha edilmeye devam edilirken, Erdoğan onları Türkiye’ye taşıyarak, ordunun da, Türkiye’nin de demografik yapısını değiştirmeye çalışıyor.

Erdoğan böylesi bir istikamet tutturmuşken diğer bölge aktörleri, süper güçler ve diğer dünya aktörleri kelimenin gerçek anlamı ile bir çelişkiler yumağı içine gömüldüler. Bu bağlamda bölgede iki temel çelişki, bir de karşı devrimin birbiri ile olan çıkar çelişkisi gibi karmaşa çelişkiler yumağı var Suriye’de. Temel olan çelişki Rojava Devrimi ile diğer bütün yerli ve yabancı karşı devrim güçleri arasındaki çelişki olmuştur. Bu temel çelişkiye rağmen öyle bir karmaşa yaşanıyor ki, karşı devrim güçlerinin birbiri ile olan çıkar çelişkisi ön plana çıkıyor, devrimle karşı devrim arasındaki esas çelişki tâli hale geliyor. Örneğin Afrin, devrim ve karşı devrim arasındaki bir çelişki olmasına rağmen, karşı devrim güçleri Afrin devrimine karşı tam bir mutabakat oluşturamıyorlar. Erdoğan, Rusya ve Suriye-Şam yönetiminin utangaç (zımni) desteğini almışken el altından İran, Suriye ve Rusya birbirlerine madik atmaya çalışıyorlar. Afrin’in tarihi direnişi karşısında Suriye halkının Şam yönetimini zorlaması sonucu yönetim belki de İran’la anlaşarak el altından halk güçlerini Afrin’e gönderdi.

Buna karşın Rusya BMGK’de Suriye’ye yönelik Doğu Guta oylamasında veto hakkını kullanmayarak desteğini kesti. Erdoğan ordusunun Afrin’e gelen Suriye Halk Güçleri’ni uçaklarla bombalanmasına seyirci kaldı. Yani birbirine en yakın görünen, IŞİD’e karşı savaşta bağlılık gösteren bu üç karşı devrimci güç, (Rusya, İran Suriye-Şam yönetimi) Afrin devrimci direnişinin karşısında ne yapacağını şaşırarak birbirine karşı komplolar düzenlemeye başladılar. Aynı şey yüz yıldan beri, Kürt düşmanlığı konusunda “anca beraber kanca beraber” olan İran, Türkiye, Suriye üçlüsü konusunda da geçerli. Yüz yıllık ittifakları bozuldu, hatta bozulmakla da kalmadı, Suriye yönetimi ile Erdoğan Türkiye’si düşman da oldular. İki süper güç için de aynı şey geçerli. IŞİD’e karşı savaşırken her iki süper güç de ittifak halinde olmasalar ve aralarındaki rekabet devam etse bile, en azından birbirlerine silah çekmiyorlardı. Birkaç gün önce petrol kenti Tel Abyad’da tankla topla, uçaklarla ABD ile Rusya, Suriye, İran birbirilerine girdiler. Hatta Rusya’nın yüzlerce askerinin öldüğü haberleri de yayılmıştı. Tabi ki Rusya ile ABD arasında böylesi gerilimler oldukça, aynı gerilimin, eşyanın doğası gereği NATO ve müttefikleri arasına yayılması da kaçınılmazdır. Söz konusu çelişkiler derinleştikçe, hem NATO üyesi olan hem de Putin ile flört eden, NATO ve ABD’yi Rusya’ya, Rusya’yı da ABD ve NATO’ya karşı kullanan Erdoğan Türkiye’sinin konumu fena halde sarsılacaktır. Kürt Halkının, bilvesile de Rojava Devrimi’nin bir numaralı düşmanı Erdoğan Türkiye’sinin NATO’dan ayrılması çok zor. Ayrılsa bile çok büyük sarsıntılar geçirmek zorunda kalacaktır. Çünkü NATO sadece bir askeri pakt değil, aynı zamanda ekonomik de bir pazar gibidir.

Tabi ki askeri bir pakt ve iktisadi bir pazar aynı zamanda siyasal içerik de taşır. Her NATO üyesi hem askeri, hem ekonomik ve hem de siyasi ve kültürel bir bağımlılık içerir. Erdoğan kültürel olarak aşağı yukarı NATO’nun dışına çıkmış durumda. Artık resmi görüşmelerde şarap, şampanya vb. gibi içecekler değil, meyve suyu, şerbet gibi içecekler kullanılıyor. “Şerefe” eskisi gibi şarapla ve benzeri alkolle değil, meyve suyu ile yapılıyor. Yabancı firmalarla yapılan açılışlar, şampanya ile değil, meyve suyu ve “ya Allah bismillah” duaları ile yapılıyor. Siyasal olarak lafta hala “laiklikten” söz edilse de hiçbir koşulda laiklik uygulanmıyor. Bırakın uygulanmayı sözü bile edilmiyor. T.C. kurulurken, kurucusu M. Kemal’in “muasır medeniyetleri” hedef olarak gösterdiği perspektif tümü ile ortadan kaldırılmış, devletin rotası tamamen Arabistan’a çevrilmiştir. Tabi ki, M. Kemal’in T. Cumhuriyeti’nin temel politikası olarak belirtmiş olduğu “yurtta sulh cihanda sulh” politikası da “yurtta savaş cihanda savaş” olarak değiştirilmiştir.

NATO ittifakı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin M. Kemal’den kalma politik perspektifi üzerine oturtulmuştu. Şimdi bu tümüyle değişti, NATO ile ilişkilerin hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi söz konusu olamaz. Bütün bu temel sorunlar müthiş bir sarsıntı geçiriyor. Çirkin çıkarları için gözü kör, kulağı sağır olmuş, aklı dumura uğramış olan Erdoğan, işin arkasını önünü hesap etmeden aklına geleni yaptı. Ama artık gemi karaya oturdu. NATO ile ilişkilerini alabildiğine hırpaladı, pörsüttü, şimdi “kalmak mı zor, gitmek mi” ikilemi ile yüz yüze geldi. Aynı zamanda “Batı ittifakı” da sayılan NATO’dan ayrılması kadar gideceği yerin de karanlık olduğu bir konuma gelmiş durumda. Kürtlerin ve Rojava Devrimi’nin en amansız düşmanı olan Erdoğan, ”bu yaz sıcak geçecek” diye kendini avutsa da, karşı devrim güçleri arasında Rojava Devrimi’ne en azılı düşman olan Erdoğan’ın, karşı karşıya olduğu sorunlar nedeni ile verebileceği zarar öldürücü düzeyde olamayacaktır. Zaten bu gerçek, 36 günlük Afrin saldırısının sonunda kendini net olarak göstermiştir. Bütün gücü ile başlamış olduğu saldırının sonunda övündüğü tek şey: Çok sayıda insan öldürmek olmuştur.

Mevcut haliyle Rojava Devrimi’nin karşıtı karşı devrim güçleri, kendileri arasındaki çelişkiyi, Rojava Devrimi ile kendi arasındaki çelişkiden daha ön plana çıkartmış durumdalar. Bölgenin karşı devrim güçlerinin kendi aralarındaki çelişkiyi Rojava Devrimi ile kendi aralarındaki çelişkinin önüne çıkartmalarındaki en önemli neden Afrin direnişidir. Afrin direnişi: Erdoğan’ın da, dünyanın da beklemediği gibi Erdoğan’ı sınır kıyılarına sıkıştırdı. Afrin’in bu şanlı direnişine paralel olarak PYD-YPG-QSD güçlerinin uygulamış olduğu son derece esnek ve etkileyici diplomasi, karşı devrimcileri, dolayısı ile de Erdoğan’ı zora sokmuştur. Rusya’nın Erdoğan’la oynamış olduğu Afrin oyunu karşısında Afrin yönetimi Erdoğan’ın saldırısı karşısında Suriye yönetimine: Afrin Suriye’dir, gel ülkeni koru çağrısı yaptı. Söz konusu çağrı Suriye yönetimini değilse bile Suriye halkını etkiledi. Afrin’i savunmak için gelmiş olan Halk Güçleri bu etkinin ürünüdür. Afrin’in ön cephesinde savaşıyorlar, içlerinde İranlılar da var. Erdoğan’ın uçakları onları da bombalıyor. Suriye yönetimi ile onun müttefiki İran ve Rusya bu durumda ittifaklarını nasıl devam ettirebilirler, belli değil. Ama önemli bir soru işareti olarak orta yerde duruyor. QSD ile devam edeceğini açıklayan ABD, Afrin için “bizim operasyon alanımızın dışında” diyerek yan çizdi. Ama şimdilik saldırı durumunda değil, Rojava bu vartayı atlattıktan sonra saldırıya geçse de fazla etkili olamaz. Saydığım ve daha sayamadığım bütün bu somut veriler ışığında demek istediğim: Rojava Devrimi’nin bu karşı devrim çelişkiler yumağı içinden, belli ölçüde yara bere alsa da son derece sağlıklı ve sağlam bir şekilde çıkabileceğidir.

Teslim TÖRE – Teletext News24 
25 Şubat 2018