İnsanların nefreti dinecek ve diktatörler de bir gün ölecekler ve halktan aldıkları güç tekrar halka geçecektir. İnsanlık tamamen yok olana kadar özgürlük hep yaşayacaktır.

Charlie Chaplin

2BC4C5C2-06F7-4BCC-AEE3-31C6F429AB08

Mazhar ÖZSARUHAN

Bir önceki bölümde 5 Mart seçimlerini Hitler, hile ve düzenbazlıkla ve OHAL kapsamında gayri meşru bir şekilde kazanmıştı. Daha önce demokratik şartlarda gerçekleşen 31 Temmuz 1932 tarihindeki seçimlerde de oyların ancak %24,53’ünü alabilmişti. Geniş yetkilere sahip bir makam olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri her 7 yılda bir halk oylaması ile yapılıyordu. Son seçim olarak bilinen Mart ve Nisan aylarında yapılan iki aşamalı seçimlerde Hitler, Hindenburg’a karşı ancak oyların % 36’sını alarak kaybetmişti. Eğer OHAL ilan edilmeseydi, hiç şüphesiz Hitler 5 Mart 1933 seçimlerini de kazanamayacaktı. Yine 1932 seçimlerinin ardından Hitler, başbakan olarak atanmadı. Cumhurbaşkanı Hindenburg, Kurt von Schleicher’i hükümeti kurmakla görevlendirmişti. Ocak 1933 Hitler başbakan olarak atanıncaya kadar geçen süre içinde akla hayale gelemeyecek bir sürü ayak oyunları yaşandı. Tehditler, adam kaçırmalar, burjuvazinin çantalar dolusu paralarla adam satın alması, Hitlerin mensubu olduğu Nazi partisinde başvurulan mafya şantajları, adam kaçırmalar, tehdit, ayak oyunları, rüşvet ile insanı yıldıracak ve kendi deyimleriyle hizaya getirecek her türlü gayri meşru yollara başvurdu. Hitler hiçbir zaman sandıktan çıkmadı. Cumhurbaşkanı Hindenburg ve çalışma arkadaşları sonunda iktidarı kendi elleriyle ona teslim etti. Hitler, iktidar olduktan sonra yapılan 5 Mart seçimleri de OHAL şartlarında yapılmıştı. Her türlü entrikalar, oy hırsızlığı, onaysız zarf kullanımı, Berlin’de ve diğer büyük kentlerde çalınan seçim sandıkları ile oylarını artırdı. Bu seçim hiçbir zaman halk iradesine dayanmayan bir seçim olmuştu. Sayın Taner Akçam’ın dediği gibi Hitler’in iktidarda kalmasının nedeni sandık değil, aksine sandığı iptal etmiş olmasıdır. Sandık olsaydı, Hitler belki de hayatının sonuna kadar hiçbir seçimi kazanamayacaktı.

Hiç şüphesiz ki Adolf Hitler, kendi diktasını sürdürmesi için ülke içinde bazı temizlik hareketine başvurması gerekiyordu. Bunun için güvendiği ve sadakatinden şüphe etmediği kişileri işbaşına getirdi. Bununla birlikte gerek polis teşkilatında ve gerekse orduda, yargıda ve diğer kurumlarda kurumsal yapının değiştirilmesine ve yönetim kadrolarının oluşmasında bir takım önlemlerin alınması gerekiyordu. Muhalefeti, Komünist, Yahudi ve diğer azınlıkları tamamıyla sindirmeliydi. Polis teşkilatı yeni baştan dizayn edildi. Polis örgütün içinde doğrudan kendisine bağlı gizli siyasi bir polis teşkilatını kurdurttu. Dünyaya ün salmış ve savaş sırasında da ele geçirdiği topraklarda bu teşkilat Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi için vazgeçilmez olmuştu. Tüm dünya halklarının korkusu olan Gestapo işbaşındaydı.

43D24A89-1E46-426C-9931-E863192C9C1A

Gestapo

Gestapo, Almanca “Geheime Staatpolizei” isminin kısaltılmışıdır. Gizli Devlet Polisi anlamındadır. Hitler döneminde Nisan 1934 yılında “Almanya gizli siyasi polis” örgütü olarak kurulmuştur. Diğer bir deyişle Hitler Döneminde kurulan, Nazi Almanya’sının rejime karşı her tür muhalefeti ortadan kaldırmakla görevlendirilen, içerde muhalefet, komünist ve Yahudilerle uğraşan, içerde ve dışarda casusluk faaliyetlerinde bulunanlarla mücadele edecek ve gerektiğinde büyük komutanları, generalleri koruyacak bir teşkilata ihtiyaç vardı. Adolf Hitler tarafından kurulan ve resmi adı Alman İmparatorluğu olan Nasyonal Sosyalistler Almanya’sında III. Reich olarak adlandırılan dönemde kurulan bir devlet organı haline gelmiştir.

Nazi Almanya’sı kurulduğunda, polis teşkilatının büyük kısmı Weimar Cumhuriyeti’nin polis teşkilatının devamı şeklindeydi. Ancak Hitler, uyguladığı baskı rejimiyle kendisine mutlak sadakatle itaat edecek özel birlikler istiyordu. Gestapo ve önceleri Hitler’in kişisel muhafızlığını yapmak üzere “SS” birlikleri kuruldu. Bilindiği gibi “Uzun Bıçaklar Gecesi’nde “SA” Generali Ernst Röhm ve ileri gelen 100 üst düzey yetkilileri Hitler’in emriyle “SS” tarafından öldürülmüştü.

690EDC1F-9EB3-4863-BF91-DD0C807061D7

1933-1936 döneminde Kara Gömlekliler’in lideri olarak bilinen Heinrich Himmer’in yönetimine geçmişti. Heinrich Himmer, aynı zamanda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin kurucu üyesi ve liderlerindendi. Gestapo, kuruluşundan dağılmasına kadar geçen süre içinde yalnız Almanların değil, aynı zamanda azınlıkların, işçilerin ve dış ülke halklarının da korkulu rüyasıydı. Bu örgüt, gizli devlet polisi olmaktan başka her şeydi. Yöntemleri herkes tarafından biliniyordu. O, gizli polis olmaktan çok 1934-1945 tarihleri arasında gerek Almanya’da ve gerekse işgal edilen ülkelerde terör ve tahakküm örgütü haline gelmişti. Adı gizli polis teşkilatı idi, ama kendisi aleniydi. Gerek çalışma şekli ve gerekse uygulamaları gizlilik ilkeleri içinde yürütülmezdi. 1936 Gestaposu, 1933 Gestaposundan farklıydı. 1945 tarihli bu örgüt de 1942 den ve 1939 Gestaposundan çok daha farklıydı. İstikrarlı olmaktan çok, yönetim kadrolarında yer alan kişilerin karakteristik yapısına uygun değişimler sergilemişti.

Gestapo ve “SS”in aynı yöntemi izledikleri ve aynı kanaldan yönetildikleri, diğer örgütlerden çok daha NSDAP’ın merkezinden yer alışıyla da anlaşılıyordu. Gerek “SS” olsun ve gerekse Gestapo olsun her iki örgütün lideri Heinrich Himmer’di. Ancak uygulamada çıkan aksaklıklar ve başıboşluklar kendisini hemen gösteriyordu. Kimin hangi eylemleri yaptığı pek bilinmiyordu. “SS” mi, yoksa Güvenlik Servisi olan SD mi, ya da Gestapo tarafından mı gerçekleştirildiği bilinmiyordu. Zaten pek de önemi yoktu. Çünkü bu örgütlerin tamamı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) içinde yer alıyordu.

İşgal altındaki Avrupa’da kitle katliamları Gestapo’nun çekirdek kadrosu tarafından kararlaştırılırdı. Katliam ve soykırım işleyen gruplar da bu çekirdek kadronun emriyle çalışırdı. Bununla birlikte bu suça ortak olan diğer kurumlar da birbirine yakın bağlantı içindeydi. Bu süreçte Gestapo’yu kendi başına bir kurum olarak ayırmak zordu [16].

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Gestaponun yaklaşık 45.000 üyesi vardı. Savaş sırasında önemli komutan ve generallerin koruması altında bir tür askeri inzibat gibi çalıştı. Bazen “SS”lerle birlikte ortak çalıştılar.

Gestapo, toplama kamplarında da aktif rol oynadı. Savaşın bitimi ile çekirdek kadronun çoğu kaçmış, kaçamayanlar ise yakalanarak kurşuna dizilmişlerdi. Kendi görevleri dışında da birtakım eylemlere imza atmaktan da geri kalmamıştı. Örneğin savaş sırasında olup bitenlerden habersiz halkı provoke edip, onları düşman kuvvetlerine karşı bir sivil güç olarak kullanmaktı.

99C4894D-2D51-420E-99B1-CF30F351510A

Çağın gizli polis örgütü olan Gestaponun uygulamanı ve eylemlerini halkın bilmesine rağmen yine de gelişmiş bir muhbirlik ve istihbarat ağına sahipti. Karşıt görüşlü kişi ve grupların, örgütlerin ve muhaliflerin gittikleri eğlence yerlerine, otel odalarına, evlerine çağın teknolojisine uygun böcek, mikrofon vb. aletler yerleştirerek olup bitenleri takip ediyor ve gerektiğinde toplu tutuklamalar yapılıyordu.

1945’lerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin tüm insanlık dışı eylemleri tercihe göre “SS” veya Gestapo’ya yüklenmişti. Bu uygulama ile yasal takibat yapılamıyor ve sorumlular hakkında dava açılamıyordu. Gestapo hiçbir zaman olup bitenleri bilen, analiz eden ve her şeye kadir bir örgüt olamamış, buna rağmen etkili bir devlet terörü ve suç örgütü olmayı başarmış ve milyonlarca cinayete adı karışmıştır.

Gestapo’nun kurduğu Hitler Gençlik Örgütü, gençleri kendi bünyesinde toplayarak, manevi bağlılık bağı ile bağlıyordu. 1939-1945’li yıllarda Gestapo ajanlarının sayısı 45.000’i geçmişti. Bu birlikler başta casusluk olmak üzere, stratejik bölgelerin korunması, kimlik ve üst aramaları, toplama kamplarının kontrolü ve yönetimi, uluslararası bilgi toplama, şiddet ve terör eylemleri, gözaltı, tutuklama, işkence, katil, hırsız ve ayyaşları temizlemek, sorgusuz sualsiz öldürmek ve her türlü insanlık dışı uygulamalar onlardan sorulurdu. Ayrıca istihbarat teşkilatının yanı sıra savaş sırasında generallerin korumalarını sağlıyor, ülkeye sızan ve casusluk faaliyetlerinde bulundukları şüphesiyle tutuklananların infaz edilmesi işlevlerini de yürütüyordu.

Partiye ve devlete karşı tehlikeli buldukları her eylemi, ahlaki olsun olmasın, toplumdan uzaklaştırma, yok etme ile ilgili geniş yetkilere sahipti. Kararların yetkili yargı organlarına sevk edilmeden, kendileri hallederdi. Emniyet teşkilatı, emirlerini kesinlikle yerine getirmek zorundaydı. Gerektiğinde caydırıcı niteliğe sahip olan eylemler ile ilgili kuvvetli şüphe uyandıran durumlarda tutuklama yapabilir, işkenceye tabi tutabilir veya ortadan kaldırabilirdi. 1934 yılında yapılan seçim sonrasında bazı vekilleri meclis binasına sokmama yetkisini de kendisinde görmüştür. Gestapo arşivlerinde inanılmaz derecede bilgiler ve belgeler detaylarıyla saklanıyordu. Gestapo operasyonları gizlilikle yürütülüyor ve büyük başarı sağlanıyordu.

Gestaponun beyni Berlin’de, kolları ise işgal edilen diğer Avrupa ülkelerindeydi. Amacı gerek Yahudileri ve gerekse muhalif ve direniş gruplarını tespit etmek ve çökertmekti. Gestaponun uyguladığı sistematik işkencelerin yanında bir de sistematik idamlar eklenmişti [17].

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi önemli olaylar

• 13 Ocak 1935 tarihinde hiçe sayılan Versay Antlaşması rafa kaldırıldıktan sonra yapılan halk oylaması ile askerlik zorunlu hale getirtildi.

• 21 Mayıs 1935 tarihinde Yahudilerin askere alınması yasaklandı. Çünkü Yahudiler vatan hainidir ve 1914-1918 savaşında Almanların yenilmesine sebep olmuştur.

• 18 Haziran 1935 tarihinde İngiltere ile askeri birlik anlaşması imzalandı.

• 15 Eylül 1935 tarihinde Nürnberg Yasaları çıkartıldı. Buna göre Almanlar ve Yahudiler sınıflandırıldı. Ari ırktan olmayanlar alt sınıf insanlarıdır ve evlenmeleri yasaklandı. Siyasi hakları ellerinden alındı. Diğer bir deyişle “ırksal alçaklık” yasaları devreye girdi.

• 26 Kasım 1935 tarihinde çıkartılan bir yasa ile de çingene ve zencilerin Alman ırkından olanlarla evlenmesi yasaklandı.

• 7 Mart 1936 tarihinde 1919 tarihinde imzalanan ve tüm askeri tahkimatları yıkılan Ren eyaletine askeri birlikler yerleştirildi.

• 29 Mart 1936 tarihinde yapılan halk oylaması ile halkın % 99’u Führer’in arkasında olduğu bildirildi.

• 1-16 Ağustos 1936 tarihinde XI. Uluslararası Berlin Olimpiyat Oyunları yapıldı.

• 12 Mart 1938 tarihinde Alman ordusu Avusturya’ya girdi. Hitler’i binlerce Avusturyalı sevinçle karşıladı.

• 10 Nisan 1938 tarihinde yapılan halk oylamasında Avusturya yasaları ile Alman Yasaları birleştirildi. Avusturya’da halkın % 99,7’si, Alman halkının da % 99’u Führer’i destekleyerek iki ülkenin birleştirilmesini onayladı. Diğer Avrupa ülkeleri bu birleşmeyi protesto etti. Münih’te yapılan anlaşma ile bir kısmı Çekoslovakya (bugünkü Çek Cumhuriyeti) ülkesi içinde yer alana Südet bölgesi Almanya’ya bağlandı.

• 9 Kasım 1938 tarihinde “Kristal Gece Olayı” yaşandı. Bu gecede Yahudilere ait ev, işyeri ve sinagoglara kanlı ve ölümcül saldırılar düzenlendi. 13 Kasım’a kadar süren olaylarda 91 Yahudi öldürüldü, yüzlercesi ağır yaralandı, Yahudilere ait 7.500 işyeri yağmalandı, 177 sinagog yıkıldı ve Yahudilere ait mezarlıklar tahrip edildi. Ayrıca 17.000 Polonya Yahudi’si sınır dışı edildi, Polonya bunları kabul etmeyince de Almanya-Polonya sınırındaki kamplara yerleştirildi. Bu kanlı ve katliamlı gece “Kırık Camlar Gecesi” diye de anılır. Faşizm, katliamcı, vahşet dolu, barbar yüzünü bir kez daha gösterdi.

Olaylar birçok ülkede büyük tepkilere sebep olmuş, ABD, 14 Kasım 1938 günü büyükelçisini Berlin’den çekmiştir. Gerek ikili ilişkilerde ve gerekse uluslararası ilişkilerde yeni bir gerginlik dönemi başlamıştır.

(Devam edecek)


[16] Carsten Dams-Michael Stolle, Gestapo (Çeviri Şentürk) İletişim yayınları 2017, s.13
[17] Ercüment Akdeniz, Evrensel Gazetesi, (Bir devlet terörünün topografyası: Gestapo Müzesi, 13 Nisan 2017).