64ACFDEA-E96B-45A0-9F56-CC3274B4EA32

Teslim TÖRE

Elinde savaş, özellikle Kürtlere açmış olduğu savaş argümanı varken Erdoğan seçime fazla hevesli gözükmüyordu. Afrin direnişi Erdoğan’ın savaş argümanını suya düşürdü. Esasında savaş öncesinde de Afrin’de güçlü bir direnişin olabileceğini şu ya da bu ölçüde biliyordu. Ama direnişin böylesine aşılmaz olabileceğini hiç düşünmemişti. Stratejisini Afrin’den girip, Irak sınırından çıkarak bütün Rojava’yı ezip, yok etme, coğrafyadan silme üzerine kurmuştu. Bu savaş stratejisine bağlı olarak, hırsızlıkları, yolsuzlukları, ayyuka çıkmış bir kaç belediye başkanının da sözüm ona “metal yorgunluğu” gerekçesi ile görevden alıp, bir parti içi yenilemesi de yaparak “yola devam” sloganını çınlatarak 2019 seçimini garantileyecekti. Bu stratejinin her iki ayağı da çöktü. Afrin direnişi çok bel bağladığı ve en önemli argümanı olarak tasarladığı savaş argümanını bitirdi. Erdoğan ve yaveri tarafından yere yatırılmış, eli kolu bağlanarak makamının bodrumuna atılmış defolu Genelkurmay Başkanı: Son teröriste kadar öldüreceğiz diyerek öldürmek istedikleri Kürtleri Afrin’e saldırarak birleştirip, çoğaltarak tükenmez hale getirdi.

Erdoğan’ın politik içerik ve gerçeklikten uzak, Genelkurmay Başkanı’nın defolu ruh halinin yanlış hesabı Afrin’de çakıldı. Afrin saldırısı bütün Kürtleri birleştirdi. Birleşmeyenleri saf dışı bırakarak müthiş birleşik bir Kürt dinamizmi yarattı. Bölgede kırk milyon olduğu söylenen Kürtlerin en az 39 milyonunu tek vücut haline getirdi. Öyle ki; Genelkurmay Başkanı’nın “şehitlerin bir damla kanı yerde kalmayacaktır” diye kendini ve yandaşı tatmin etme söylemleri tümü ile fasa fiso oldu. Artık Kürtlerin ezici çoğunluğu bir ve beraberler, eskisi gibi din iman yalan ve dolanı ile “böl parçala yönet” yöntemi de iflas etti. Bundan böyle Barzani ve İbo çürüğünü bir araya getirtip, Diyarbakır’da düet şovu yaptıramayacak. Bütün bunlar tarihte kaldı, hatta “eski çamlar bardak oldu” da denebilir. Gelişmeler bu kadarı ile de kalmadı, Kürt dinamizmi Afrin’de, hani “ejderhayı kuyruğunda yakaladı” derler ya işte öyle en acımasız düşmanları Erdoğan’ı Afrin’de en zayıf ve ölümcül yerinden, kuyruğundan yakaladılar. Bakar kör bazı yorumcular hala Erdoğan’ın ne edip edip Afrin’den zaferle çıkacağını söylüyorlar. Afrin direnişinin Kürt ulusunda yaratmış olduğu yüksek onur, gurur ve üstün moral düzlemini bilemeyen, savaşın en önemli yanının, hatta savaşı kazanacak olan faktörün silah ve teknoloji gücünden çok moral gücü olduğunu bilmeyen bazı yorumcular Erdoğan’ın nicel güç ve silah aracı üstünlüğüne bakarak zaferin Erdoğan’ın olacağına inanıyorlar.

Halbuki, Erdoğan iki aya yakın bir zamanda kat ettiği mesafe bir yana Afrin’e saldırdığının ilk gününde savaşı kaybetmişti. İlk gün 72 savaş uçağı ile yapmış olduğu yoğun bombardımana rağmen Afrinlilerin Afrin’i terk etmemesi, Afrin’in dışındaki Kürtlerin kitle halinde Afrin’e yürümesi ile Afrin savaşını kazananın hangi silahı kullanırsa kullansın Erdoğan değil Afrin Halkının olacağı görülmüştü. Erdoğan Afrin’e saldırmakla en büyük düşmanı Kürtleri birleştirdiğini, Kürtlerin asırlardır devam eden bölünmüşlüğüne son verdiğini, Erdoğan ve bütün Kürt düşmanlarına karşı tek yürek tek bilek haline getirdiğini göremedi. Kürtlerin en gaddar, en çirkin, en adi düşmanı Erdoğan Kürtlerin birliğini sağlaması konusunda Kürtlere en büyük iyiliği yapmıştır. Kürtlerin en büyük tarihi zaafı ve Kürtlere tarihler boyu acı çektiren yetmezliği dağınıklıkları, birlik ve beraberlikten yoksun kalmaları olmuştu. Erdoğan’ın Afrin’e, üstelik de Afrin’i boşaltıp, Kürtlerden arındırarak yerlerine Suriyeli göçmenleri yerleştireceğini, bütün Suriye’de Kürtleri yerle yeksan edeceğini söyleyerek Afrin’e saldırması Kürt olan herkesin kanına dokundu, bütün doku ve dengelerini harekete geçirdi.

Kürtler kadını, erkeği, yaşlısı, genci ile: Yurtları, ulusal haysiyetleri, ulusal onur ve gururları, insan toplumunun demokratik ulus dünyasının onurlu bir üyesi olmaları için kanlarının birbirine karışacağı bir alanda, Afrin’de buluştular. Afrin, namuslu bütün Kürtler için artık sadece bir yurt, bir vatan, bir toprak parçası değil, ulusal onurun, gururun da sembolü konumundadır. Kürtler için Afrin’de sadece bir vatan savaşı yoktur, Kürtlerin yeniden, bir üst düzeyde, demokratik ulus düzleminde var olma, yapılanma, sağlam dostlar edinme ve düşmanlarını hayal kırıklığına uğratma alanı olarak da görülüyor. Böylesi bir savaşı ne Erdoğan, ne Rusya, ne ABD ve ne de Suriye kazanabilir. Bu savaşı ancak ve yalnız Kürtler ve enternasyonal yoldaşları ve halklar kazanacaktır. Kürt düşmanlarından hiçbirisi bu savaşta karlı çıkamayacaktır. Çünkü Afrin direnişi Kürt ulusu ve insani değerlerin savunucusu enternasyonaller için artık maddi bütün değerlerin üstüne çıkarak onur savaşına büyümüştür. Böylesi bir savaş bugüne kadar hiç görülmedi. Yani amacı toprak, yer yurt olmayan bir ulusun onur ve onu destekleyenlerin ise haysiyeti olan başka bir savaş görülmemiştir. O nedenle Erdoğan’ın kendi kavlince işgal etmiş olduğu hiçbir toprak parçası onun elinde kalamayacaktır. Çünkü söz konusu topraklar herhangi bir toprak değil insanlığın ve Kürt ulusunun onuru durumuna yükselmiştir.

O topraklar her koşulda Erdoğan’a bırakılmayacaktır. Bütün bir Kürt ulusu ve yoldaşları tümü ile yok olmayıncaya kadar söz konusu topraklar düşman mülkiyeti olarak kalmayacaktır. Çelik bir çerpe gibi kafasına çakılmadıkça Erdoğan bu somut gerçekleri görmeyecek, göremeyecektir. Göremiyor, ama tedrici bir şekilde de olsa hissetmeye başlamış gibi. Hissetmeye başlamış gibi ki; bütün ağırlığı seçime, seçimde yapacağı hileye vermiş durumda. Savaş argümanı güçlü bir argüman olarak elinde duruyorken seçim işi ile fazla ilgilenmiyordu. 2019 seçimini savaş argümanı ile kazanacağını düşünüyordu. Çünkü o güne kadar savaş argümanı ile çok kazanım elde etmişti. O nedenle seçimden çok savaşla iştigal ediyordu. Bu tavrını gören bir çok analist Erdoğan’ın seçime gitmeyeceğini, paydos düdüğünü çalarak “haydi evli evine köylü köyüne” diyeceğini düşünüyor hatta çoğu da dillendiriyordu. MHP ile yaptığı ittifak, SP üzerinde ısrarla durması, MHP’nin itirazına rağmen BBP’yi de ittifak içerisine katmaya çalışması, en önemlisi de seçim yasası ve YSK’yi dilediği gibi dizayn etmesi Erdoğan’ın umudunu seçime ve seçimde yapacağı hileye bağladığına şiddetle işaret ediyor.

Rojava Devrimi, Kobane zaferi ve son olarak da Afrin direnişi Erdoğan’ın en çok güvendiği ve her gereksinim duydukça kullandığı savaş argümanını elinden aldı. O nedenle de bütün ağırlığını seçim çalışmalarına verdi. Seçim ise Erdoğan’ın kurguladığı gibi Afrin savaşının sonucuna bağlı kaldı. Afrin direnişi yükseldikçe, “şehit” sayısı arttıkça Erdoğan’ın prestiji ağır yaralar alamaya başladı. Öyle sıkıştı ki; yandaşa Nasreddin Hoca’nın borçlusuna bulunduğu gibi vaatte bulunuyor. Nasreddin Hoca’nın borçlusu evine kadar gelmiş, Hoca saklanıyor, evde yok. Eşine Hoca’yı sorunca eşi: Hoca koyun sürülerinin geçtiği geçide gitti, geçidin kıyılarına çalı bağlayacak, koyunlar geçtikçe yünleri çalılara takılacak, Hoca onları toplayıp getirecek bende o yün leri eğirip halı yapacağım satacak senin borcunu ödeyeceğiz demiş. Erdoğan da Afrin zaferini yandaşa aynen böyle vadediyor. Kameraların karşısına çıkıyor, Hoca’nın eşi ile yaptığı planın aynısını bir subayla yapıyor. Beş yaşındaki, askeri kıyafet giydirilmiş bir kız çocuğunu yanına çağırarak: Bakın bu kız şehit olacak, şu cebindeki bayarak da üstüne örtülecek ve zafer kazanacağız diyerek yandaşa zafer vadediyor.

Erdoğan savaş argümanı bakımından buraya, yani Nasreddin Hoca’nın hikayesi seviyesine kadar düştü. Afrin’den sonra Membiç’ten girip, Irak sınırından çıkacağım palavrasını da artık hiç kimse yutmuyor. Elinde kala kala seçim ve sandık sahtekarlığı argümanı kaldı. Sandık sahtekarlığını yapacağını herkes gibi ben de biliyorum, ama ne boyutta yapacağını kestiremiyorum. Yani iki üç puanlık mı yoksa on on beş puanlık mı yapacağını bilemiyorum. Fakat sandık sahtekarlığı yapmadan seçim falan kazanamayacağı kesin gibi. Üzerine oturmuş olduğu milliyetçi, mukaddesatçı taban en az on puanı kapsayacak şekilde bölünür. 7 Haziran seçiminden sonra MHP olmasaydı Erdoğan hem tek başına iktidarı hem de başkanlık sistemini bir daha geri alamayacağı şekilde kaybetmişti. Erdoğan’ı Devlet Bahçeli kurtarmıştı. Artık ne öylesi bir ortam ne de öylesi bir potansiyel var. Milliyetçi muhafazakar taban İYİ Parti ile SP asarında bölündü ve fakat bölünmekle kalmadı her bir bölüm siyasal güç olarak da Erdoğan’nın beklemediği şekilde karşısına geçtiler. Üstelik Erdoğan’ın en büyük oyunu olan, HDP’yi dışlama politikasını SP: Her parti ne ise bizim için HDP de odur diyerek Erdoğan’ın en büyük silahını elinden alıyor. Dolayısı ile Erdoğan hem savaş hem de seçim argümanını kaybetmiş oluyor. Elinde kala kala 16 Nisan’da yaptığı gibi seçimde sandık sahtekarlığı yapması kalıyor. Ona da uluslararası gözlemciler ve yerli dinamikler fırsat vermezlerse 2019 seçimleri Erdoğan’ın sonu olacaktır. Sandık sahtekarlığını her hal ve şartta yapmasına yapacaktır ama umarım daha fazla yapmasına fırsat vermezler.

Teslim TÖRE – Teletext News24
4 Mart 2018