F0A5776D-5763-4795-A582-B2F7FA9AD877

Ömer AĞIN

Bu günlerde tek merkezden düğmeye basılmışçasına tüm televizyon kanallarının “ittifak ve seçim”leri tartışıyor olması bir rastlantı mı? Klasik bir seçim tartışmasının çok ötesinde “yerleştirilecek rejimin” ne olacağının tartışılıyor olması oldukça manidar. İçi boş, “havanda su dövmekten” başka bir öz taşımayan bu tartışmalar ister istemez kuşatma altındaki Bizanslıların “meleklerin cinsiyetini tartışan” polemiklerini hatırlatıyor. Bu kadar çok sorunun yaşandığı bir ülkede, Ortadoğu’nun barut fıçısına döndüğü bir ortamda, başta klasik “ulus devletler” olmak üzere devlet biçimlerinin her türünün tartışıldığı bir zamanda, “kurt kapanı” tuzağını andıran “seçim tartışmaları” neden ülkenin en önemli gündemi durumuna sokuluyor? Başta CHP olmak üzere “muhalefet” görevini üstlenmiş rejim partileri de “balıklama” olarak bu tartışmadaki yerlerini alıyorlar. Amacın “seçimle” gelecek bir iktidar oluşturmak yerine AKP iktidarının süregenliğini sürdürmek olduğu bilindiği halde. CHP’nın kurucusu olduğu Kemalist devlet yok edilmeye başlandığı halde gıkı çıkmıyor, ama “dostla alış-verişte görsün” misali “seçim güvenliği” için kıyametini koparıyor.

Bu tartışmanın sürmesinden yana olanlar hangi amaçlar için bu tartışmaya katılıyorlar? Farklı farklı tepelerden baksalar da baktıkları nokta neden hep aynıdır?

Tartışmaların bir amacıyda yıkılmaya başlayan Kemalist devlet yapısının “ayakta kalmış” kimi kırıntılarını da yok etmektir. “Milli ve yerli” (!) düşünce sahipleri egemen kılınmak isteniliyor. Bu düşünce temelinde yeni bir devlet inşa ediliyor. Tartışmaya “kerhen” katılan, ona çanak tutmak zorunda kalanlar ise korkak, teslimiyetçi, kimliğini ve düşüncesini bir tarafa bırakan, en önemlisi onurunu bile korumaktan aciz olanlardır. Her şeylerini bir kenara bırakıp “seçimlerin gidişatını” tartışmalarının sebebi demokrasicilik oynamaktır. O nedenle seçimlerin ana “argüman”ını Efrin müdahelesinin “içeriği” oluşturuyor. AKP iktidarın can simidi bu olmuştur. CHP “ne” kadar yırtınsa da bu argümanı AKP-MHP koalisyonundan alamaz. Çünkü AKP iktidarı eski devlet yapısından hızlı bir şekilden kopmuş yeni bir yapılanmaya yönelmiştir. Başka bir ifadeyle Kemalist devlet yapısının tüm önemli kurumları erozyona uğramış, koşar adamlarla dağılmaya, yok olmaya girmiştir. “Devletin bekasını” korumakla görevli olan “güvenlik birimleri” AKP’nin bir organı haline getirilmiştir. Yargı; “tarafsızlığını” tamamen yitirmiş, bağımsızlığı yok olmuştur, yürütme; “emireri” kurumuna dönüşmüş, yasama; yerini OHAL uygulamalarına bırakmış.

Zaten Kemalist devlet tarihi boyunca önüne koyduğu görevler icabı klasik bir “ulus devlet” (kapitalist üretimi egemen kılmak için meta dolaşımı eliyle “pazarın” değişik yerlerinde var olan ve değişik özellikler taşıyan küçük meta üreticilerini birbirine bağlayan) olmadı.

Başta Kürtler olmak üzere farklı etnisitede olan kimlikleri bastırmak ve “merkezi yapıya” boyun eğdirmek için ceberrut bir görev önüne koydu. Gelinen yerde onu da başaramadığını görüyoruz. AKP iktidarı eski devletten radikal bir kopuşu önüne koymuş ve yeni oluşturmaya çalıştığı yapılanma için her şeyi meşru saymaktadır. “Piyon Kürtlerin”de parsadan pay almak için “ruhlarını” bile satışa çıkarmış olmaları AKP iktidarının işini kolaylaştırıyor.

Bu süreç Bölgede yeni bir alt-üst oluşun yaşandığı bir zamana rastlıyor. Olup bitenler bir dönem “benzer koşulları” yaşayan Paris Komünü deneyiminde yaşananlarını anımsatıyor.

Komün sırasında Marks, Kugelmann’a şöyle yazıyordu: “… Fransa’da gelecek devrim girişiminin, şimdiye dek olduğu gibi artık bürokratik ve askeri makineyi başka ellere geçirmeye değil, onu yıkmaya dayanması gerekeceğini belirtiyorum. Kıta üzerinde gerçekten halkçı her devrimin ilk koşuludur bu. Kahraman Parisli arkadaşlarımızın giriştikleri şey de, işte budur.” Yine Marx, Manifesto’nun Almanca baskısına son önsözde “bazı ayrıntıların artık eskimiş” tespitini boşuna yapmıyordu. Devamla “… Paris Komünü, özellikle bir şeyi, ‘işçi sınıfının hazır bir devlet makinesini ele geçirip onu kendi hesabına kullanmakla yetinemeyeceğini’ tanıtlamıştır…” diyordu.

Şimdi Komün çocukları ve demokrasi güçleri Kürt paradigması öncülüğünde Paris yerine “Rojava’da” göğü fethe çıkmıştır. Konfederalizm ve demokratik modernitenin oluşturduğu yeni paradigmayı yol haritası yapanlar, Kuzey Suriye özgürlüğü için dünya halklarına buradan sesleniyorlar. Özgürlük, eşitlik ve demokrasinin yeniden halkların umudu olması için “Komün Çocuklarının” bayrağını Kürt halkı ve demokrasi güçleri göklere çekiyor. O nedenle başta Rusya ve ABD olmak üzere hegemonik güçler sorunlarını Kürt halkı üzerinden “çözmeye” çalışıyor. Bölgenin “palyaço devletleri” fırsat bu fırsat diyerek Kürt halkını soykırım namlusuna yerleştirmişler. Kapitalist modernitenin alternatifi olan Demokratik modernite yaşamla buluşma yolunda ilerledikçe korkular artıyor. Bu süreç tüm yönleriyle kavranmadıkça ne bela def olur, ne de özgürlük gelir.

07.03.2018 Ömer Ağın – Teletext News24