1980 Diyarbakır Cezaevi tanığı Yazar Ömer Ağın, tek tip kıyafete karşı ailelerin mücadelesinin önemine dikkat çekerek, “Direniş sadece dört duvar arasında kalmadı. Cezaevinin etrafı her gün miting alanına dönüyordu. Aileler her gün bekliyordu. Örgütleniyor, içerideki insanlara güç veriyordu” dedi.

 

F5672281-5793-4BE9-BC41-B6BDC57042AE.jpegOlağanüstü Hal kapsamında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile cezaevlerine getirilmek istenen tek tip kıyafet uygulamasını, 1980 döneminin Diyarbakır Cezaevi tanığı Yazar Ömer Ağın değerlendirdi. 1982 yılında girdiği Diyarbakır Cezaevi’nde yaklaşık 7 sene tutulan Ağın, tek tip kıyafeti yırtan isimlerden biri.

Siyasi tutukluların hak, demokrasi, özgürlükten yana insanlar olduğunu söyleyen Ağın, “Baskıcı, şoven rejimlerin değişimini isteyen insanlar özellikle tutuklanıyor. Tutuklanmaları yetmediği gibi onları susturmak için de iktidarlar çeşitli uygulamaları devreye sokuyor. Lokal kesitlerle bu insanlara sadece ‘ceza uygulamakla’ kalmıyor. Bu insanların yaptıkları fiillere ceza vermiş olmalarının yanında o insanların politik düşüncelerinden uzaklaşması için süregelen bir politika uygulanıyor. Bu uygulamanın içerisinde de insanların önce ruh hallerini çökertmek, onların yaşam içinde yeni değerler bulup çıkarmaları engellemek isteniyor. Bu yüzden onlara onur kırıcı, baskıcı yöntemler uygulanılır. Cezaevlerine getirilen tek tip uygulaması bu yüzdendir. Bütün dünyada bu böyle olmuştur. Türkiye’de de tek tip uygulaması bu amaçla uygulanmıştır” ifadelerini kullandı.

‘TUTUKLULARIN RUHU TESLİM ALINMAK İSTENDİ’

Tek tip kıyafetin, insanların politik direncini kırma, onurlarını zedeleme ve onların gelecekte politik yaşamdan uzak tutma amacıyla uygulandığını belirten Ağın, bunun psikolojik bir baskı yöntemi olduğunu savundu. Bu psikolojik baskının sınıf ve özgürlük mücadelesi karşıtlarının üstünlük sağlamak için başvurdukları yol olduğuna dikkat çeken Ağın, “Nasıl ki ideolojik, politik mücadele bu uğraşın bir mücadele alanıysa bu psikolojik mücadele de bunun bir biçimidir. İnsanları fiilen gelecekteki mücadeleden koparmak için ruh halleri deyim yerindeyse teslim alınmak isteniyor. İktidarlar, insanları mücadeleden koparmanın yanında, onların insan olarak geleceği örgütleme konusunda hümanist yanlarını kırma ve onurlarını esir almak için başvurdukları bir yöntemdir. 12 Eylül’de cezaevlerinde olan bu anlayış bugün de devam ediyor. Bu günde cezaevlerindeki demokratı istekle ve onlar için verilen mücadele dört duvarla sınırlı kalmaz genel demokrasi ve özgürlük mücadelesine büyük bir ivme katacak.” dedi.

‘TEK TİP DÜNYANIN HER YERİNDE AYNI AMACI TAŞIR’

Bu uygulamanın Türkiye tarihinde ilk kez Diyarbakır’da başladığını fakat dünyada ilk olmadığına değinen Ağın, “Hitler’in toplama kamplarında Yahudilere, komünistlere benzeri elbise, üniforma giydirdiğini biliyoruz. Türkiye’deki amaç da aynı bu mantıkladır. Nerede olursa olsun, uyguladıkları tek tip kıyafetlerin amacı aynıdır. İnsanların mücadeledeki direncini, onurunu kırmak hedefleniyor. Baskıların arttığı, şiddetin çoğaldığı, faşizmin yükseltildiği her dönemde bu tür uygulamalar artar. Uygulamanın ilk şekillendiği yerler ise dört duvar arası, cezaevleri oluyor. Tek tip kıyafet uygulaması da bunun ilk adımıydı” şeklinde konuştu.

‘DİRENİŞ İLK DAKİKADA BAŞLADI ÖLENLER OLDU AMA ELBİSELER GİYİLMEDİ’

Diyarbakır Cezaevi’nde tek tip elbise uygulaması yapılacağı duyurusunun hemen ardından hızlıca bir hazırlık sürecine girdiklerini aktaran Ağın, en başından beri kıyafeti giymemeye karar verdiklerini ve direnişini ilk dakikadan başlattıklarını söyledi. Ağın, “Cezaevi yönetimi kıyafetleri tutuklulara dayatmaya başlama kararını alınca hücre ve koğuşlara dışardan destek olarak getirdikleri güçler girmeye başladı. Kendilerine göre plan yapmışlardı ve bunlar planları doğrultusunda hareket ettiler. O sıra cezaevi büyük bir savaş meydanına dönmüştü. Çünkü cezaevinde buna karşı müthiş bir direnç, karşı çıkış oldu. Ve insanlar giymedi. Cezaevi yönetiminin uyguladığı baskı sonucu dışardakilerle beraber onbinlerce mağdur oldu. Onlarca insan yaralandı, içlerinde ölenler oldu. Ve elbiseler giyilmedi” diye belirtti.

AİLELERİN DESTEĞİ İÇERİYE GÜÇ VERİYORDU’

Diyarbakır Cezaevi’nde direnişin kazanmasının nedenlerini anlatan Ağın, “Birincisi cezaevindeki kitlenin demokratik hakları ve özgürlükleri için vermiş oldukları kararlı mücadele önemliydi. İkincisi, Diyarbakır Cezaevi’nde kalan insanların ailelerinin büyük bir direnişi oldu. Yani direniş sadece dört duvar arasında kalmadı. Cezaevinin etrafı her gün miting alanına dönüyordu. Aileler her gün bekliyordu. Aileler örgütleniyor, içerideki insanlara güç veriyordu. Hem içerdekilerin hem de ailelerin mücadelesi bütün Türkiye kamuoyunu etkiledi. Bu kamuoyu az da olsa ses verdi. O dönem yayın yapan medyanın bugünden daha iyi olduğunu da söylemek lazım” dedi.

‘DİYARBAKIR’DAKİ DİRENİŞ MİHENK TAŞIDIR’

Diyarbakır Cezaevi’ndeki duruşun başarıya ulaşmasının Türkiye’nin demokratikleşme tarihinde önemli bir mihenk taşı olduğu