F74391D7-906F-427D-97E8-5C760CC057FB

Mehmet SÖĞÜT

Sanatı ve felsefesi olmayan toplum ne geleceği olur ne de tarihi! Tarih, özellikle resmi tarih çarpıtılır, yalan ve inkâr üzerine inşa edilir, toplumlar etkisiz hale getirilip güdülebilir. Gücünü yitirmeyen ve gerçeği estetize ederek olduğu gibi yansıtan tek şey sanattır. Dört yüz yıldan bu yana Ahmedê Xanî,Feqiyê Teyra ve daha niceleri yaşıyorsa, demek ki, sanat toplumların en büyük gücü ve mirasıdır. Çoğu kez romanla, şiirle, öyküyle ya da filmlerle hiç bir gücün yapamadığını yapar sanat.

Kürtlerin kimliksizliğini, devletsiz olmanın tarihsel nedenlerini ve gelinen noktayı, yaşanan acıları hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü dünyanın gözü önünde katliamdan geçiriliyoruz. Tarihin sayfaları bize, halkların savaşırken, sanatını da sürdürüp, en iyi şekilde koruyup değer vererek bu günlere geldiğini gösteriyor. Fransız -Rus Devrimi ve Avrupa süren yüz yıl savaşlarından geriye kalan paha biçilmez eserleriyle geleceklerini kurdular. Sanattan anlamak ve sanata ve sanatçıya değer vermek, “Değer verin!” demekle olmuyor elbet. Zordur sanattan anlamayan toplumlarda sanat yapmak. Yıllardır özgürlük için savaşan, geri bırakılan, yeri yurdu, kültürü talan edilen bir toplumuz. Buna rağmen Kürtler her alanda direniyor, yasaklara rağmen, edebiyatı, felsefesi, romanı, öyküsü, şiiri ve sineması yapılanıyor. Bu bağlamda biz Kürtlerde sanatçıya, edebiyatçıya pek önem verilmez. Kurumsal hiçbir destek yok. Yüz yıldır aşağılanan ve sömürge psikolojisini aşamayan Kürtler, kendi sanatçısına adeta düşman. Aslında küçük gördüğü kendisidir.

Ezenin beş para etmez üçüncü sınıf yazarı karşısında iki büklüm olur, onu yüceltir, hatta kendinden vazgeçecek şekilde, yardımlarını esirgemez, ama kendi halkının sanatçını görmezden gelir, küçümser, elinden gelse alaşağı eder. Ve ezenin üçüncü, beşinci sınıf yazarının yükselecek başka alanı yoktur, Kürdün alanına göz diker, o amatörlükleriyle Kürtleri çok güzel sömürürler, hem maddi hem de manevi. Nasıl ki, Kürdün yurdu yağmalanıyorsa, kültürünü de bu amatör ya da usta devşirmeler yağmalıyor ne yazık ki! Bu sadece halk nezdinde değil, Kürt yazarları ve sanatçıları da birbirine karşı böyledir. Kimse kimseyi desteklemez, hatta köstek olur. İstanbul sanat camiasının kapılarını aşındırır, dirsek temasıyla, orta yolculuk oynayarak, tarihsel gerçekleri görmezden gelerek, sadece kişisel egolarını tatmin ediyorlar. Şöyle bir bakın, kaç Kürt yazar yeni çıkan Kitaplar hakkında yüreklendirici yazılar yazıyor, ama ezenin eserlerini yere göğe sığdıramıyorlar.

Sanatçı özgürlüğün özüdür, duyarlıdır, kırılgandır ve baskının olduğu yerde kanatları kırılır, üretemez. Emir komuta zinciri sanatçının dünyasında işlemez! Çok güzel bir Kızılderili atasözü var. “Sevdiğini özgür bırak, geri dönerse senindir.” Bunu sanatçılar için söylersek, sanatçınızı özgür bırakın geri dönerse sizindir.

Sosyolog Ahmet Pelda “Kürtlerin düşünsel sanatsal entelektüel gelişimlerini sağlayacak devasa fırsatlara rağmen destekleyici hiçbir mekanizmaları yok Partiler organizasyonlar STKlar işverenler cemaatler aşiretler tarikatların hiç biri bu dinamizmi barındırmıyor buna dair inanç ve bilince sahip değil!” diyor, söyledikleri az bile!

Kürt sanatçılarının çilesi ve dramı sanatçılarının dramının yüzlerce katıdır
Devlet kurumlarına bağlı sanatçı korku ve telaş içindedir, oto sansürle sanatçı olunur mu?Binbir fedakarlık ve aşkla bir şeyler yapmaya çalışan Kürt sanatçıları, sistem tarafından kabul görmediği gibi, dışlanıyor ve sanatını icra edemiyor. (Bugünkü Türkiye ve Kürdistan şartlarını değerlendirme dışı tutuyorum, bu çok ayrı ve içler acısı ve derin bir konu)

Kürt gazete dergileri yazarlarına aylıklarını vermezse yayınevleri telif haklarını vermezse yazar ve gazeteciler nasıl yetişecek ve nasıl profesyonelleşip bunu meslek edinecekler?

Değer vermek, emeğin karşılığını almak, üretime sevk eder. Yüzlerce sanatçı ve sanat heveslisi bu yoksunluk ve değersizlik içinde heba olup, yeteneklerini toprağa gömüyorlar. Çeviri ajanslarımız var mı örneğin, Kürt edebiyatını uluslararası boyuta taşımak hiç kimsenin derdi değil! Örneğin Suzan Samancı, değil Kürtler arasında, Türk edebiyatında eserleri yabancı dillere çevrilen bir kaç yazar arasındaydı Lozanlı yayıncısı Bernard Antoine Rouffaer’in söylediğine şahidim. Adam hayretler içinde, Kürtler sanattan anlamıyor, sadece slogan ve kavgayla kendinizi anlatamazsınız, Avrupalılar Kürtlerin farklı yüzünü de görmeli tanımalı” diyor. Bu süreçte zaten Kürler ezeninden bir şey beklemiyor, bekleyemez

Sanatçının eleştirme özgürlüğü siyasetin üzerine geçtiği an, o toplumda düşüncenin serbestliğinden söz edile bilinir. Uygar uluslar öyledir. Hem günümüzde de değil, yüzlerce yıl önce de sanatçının eleştirisi hoşgörüyle karşılanırdı, eleştirinin olmadığı yerde her şey çürür, diktatörlüğe dönüşür, diktanın olduğu yerde de sanat ve sanatçı barınamaz.

16.Yüzyılda Shakespear, birinci Elizabeth’i sert bir dille eleştirir. Lakin kraliçe onun oyunlarına gitmekten vazgeçmez. Ve böylece çağdaş, gelişmiş bir İngiltere ortaya çıkar. Aksi durumda iç sorunlarıyla uğraşan, karanlık bir İngiltere olacaktı. Belki de batıp giderlerdi de. Hoşgörü kültürü sanat aracılığıyla pekişir. Biz de ise durum tersinedir. Sanatçının eleştirme hakkı yoktur. Bırakalım eleştiriyi biat etmezse dışlanır. Ya da görmezlikten gelinir.

HOZAN DİNO VE EMEĞİ

Hozan Dino yıllarıdır, sesiyle, besteleriyle halkların yüreğinde yer edinmiş bir sanatçı. İyi Parti’nin seçim müziği Ozan Dino’dan çalındı. ‘’Ez Zarekek Bê Navim’’ adlı şarkısının altına Murat İde adı yazılmış. Bu durum Türk medyasında ve sosyal medyada çok konuşuldu. Hatta bu eserin bir Parti (PKK) marşı olduğu iddia edildi. Ozan Dino durum hakkında şunları yazmış, ‘’Basında yer alan parti (‘PKK) marşı’ gibi söylentiler tamamıyla asılsızdır. Ben sadece halkımın acılarını dile getirmek ile mükellef bir sanatçıyım. Hiçbir zaman bir kuruluşa ya da partiye üye olmadım. Ben sadece halkımın şarkılarını söyledim, söylüyorum.’’ Yine Berdan Mardi’nin ‘Başkomutan’ adlı eserin bestesi, Ozan Dino’nun ‘’Evar Bû’’ adlı şarkısından çalınmıştır. Çalınma ve kültürel hırsızlık konumuz olsaydı da, İ. Tatlıses Soytarısının okuduğu tüm parçalar Kürt müziğinin en gözde parçalarıdır. Hem hırsız ve hem de arsız bu mafya babası, üstüne üstlük aslını inkâr eden böyle zavallıların derdi de ayrı bir yara…

Sanatçısının değerini bilmeyen halklar, özgürleşemezler. Bu satırları yazarken, Ferhat Pirbal’ın Güney Kürdistan’da uğradığı saldırı ne korkunçtu! Edebiyatçısını döven bir halk iflah olur mu?

Sanatçı keskin bir militan gibi davrandığında, zaten sanatçı olma durumunu kaybeder. Sanatçı yı generallerden, siyasetçilerden ve savaşçılardan ayıran özellikler vardır, Hozan Dino’da bir sanatçı gibi konuşmuştur. Ayşe Şan’ı da anımsayalım: İzmir’de nasıl sefalet ve kimsesizlik içinde öldü, oysa Ayşe Şan, çağının devrimci kadınıdır. Öldükten sonra, sanatçıya değer vermek, geri kalmış Ortadoğuluların değer yargılarıdır. Ayşe Şan yaşarken değeri bilinmeli sahiplenilmeliydi.
Kürt sanatçısı devletsiz yani kimsesizdir.

Hozan Dino’yu (Bu) görmezlikten gelmenin net sebebini bilmiyorum. Bu konuda ancak tahminlerim olabilir. Ozan Dino ne yapmış olabilir? Neden Kürt medyasını kızdırmıştır, bilinmez. Ama şunu diyebilirim; içimizde birileri inatla Kürt yazar, çizer ve sanatçısını uzaklaştırma derdinde, olup psikolojik savaş yürüttüklerinden eminim. Savaş sadece öldürmek değil, en büyük savaş artık psikolojik savaştır.

Ve Kürtler de kendi cevherlerinin ayırımına varmış değil. Beş bin yıllık bir birikimin sahibi olduklarını ve onun için Nizamettin Ariç, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Mehmed Uzun, Suzan Samancı, Eta Nehayi, Ferhad Pirbal, Ahmet Güneştekin gibi güçlü sanatçılarının da olduğunun farkında değiller. Hâlbuki bizi bunlar geleceğe taşıyor. Ve bu sanatçıların eserleri, siyasetin karar mekanizması üzerinde de etkili olur. Bu halkın güçlü sanatçıları var, özgürlüğü fazlasıyla hak ediyorlar düşüncesi oluşur. Sanatın dili her zaman için daha yapıcıdır. Sanatçısına değer vermeyen halkların tarihte yer alması ve özgürleşmesi de uzak bir ihtimaldir.