yavuz ozcanSeçim yaklaşırken yalanlar dolanlar çoğalacak ve kafanız karışmasım diye rahmetli Aziz Nesin’nin de belirttiği gibi bir yalan atıp sonra bu yalanına inanan birinin hikayesini şöyle ağız tadıyla anlatayım ki siz de bu zatın yalanda ne kadar keramet sahibi olduğunu bilip öyle davranasınız.Haydi bismillah…

Uyukluyordum. Düş ile hayal arasında gelecek günlerimi yaşamaktaydım. Arada bir gözümü açıp pencereden dışarıya bakıyordum.

Hava ağarmak üzereydi. Diş diş kayalar, çalılar artık seçiliyordu. Yol yüksek dağlardan geçtiği için hava soğuk ve iyice büzülmüştüm. Bir kaç kurşun vızladı ve arkadan otobüs aniden fren yapıp kafam öndeki koltuğa çarpınca korkuyla sıçradım.

Bir iki kadın çığlığı ve çocuk ağlaması… Otobüsten ilk inen şöförle yardımcısı oldu. Arkadan sırayla hepimiz indik. Yolun önünü ve arkasını, yüzleri kara çoraptan peçeli, elleri tüfekli adamlar kesmişti. Otobüsde ilk inen şöför ve yardımcısı ellerini yukarı kaldırdığı için, arkadan inenlerde ellerini kaldırıyordu. Çalıların arkasından çıkan diğer eşkiyalar da yolcuların üstlerini arayıp ne var ne yok aldılar.

Hapishanelerin bir kanunu vardır. Hırsız hırsızdan çalmaz. Şu eşkiyalara nedesem ki, arkadaşlar ben de sizdenim. Ben de bir sahteciyim, dolandıcıyım ‘Beni bırakılar mı’ Sırtıma tüfeği dayayınca nutkum tutuldu. Önüme gelen kara peçeli adam, cebimde ne varsa aldı. Bu da yetmedi, “çıkar” dedi, ayakkabılarımı göstererek. Daha yeni aldığım ayakkabılarımı da aldılar. Soygun bitince bizi tekrar otobüse bindirdiler.

Eşkiyadan da bir kaçı bindi otobüse , 2 kilo metreden bir bir kaçını indirip bırakıyorlar, bazen tek tek de bırakıyorlardı. Beni de tek başıma yolun bir yerinde bıraktılar. Otobüs çekip gitti. Hava ayaz, ayakkabılarım paltom ve pantolonumda yok. Tir tir titriyorum. Bir de yağmur kovadan boşalırcasına yağmaya başladı. Dağın başında ne yapacağımı bilemiyor, sığınacak bir delik arıyorum. Soğuk bir yandan açlık bir yandan, tam perişanım. Ben de öteki yolcularla birlikte, eşkiyalarca soyulmuştum, yalınayak, çıplak, dağ başında kalışımı felaket sandım ya, oysa sonu iyi geldi.

Bir dağın eteğine geldiğimde hava aydınlamıştı, baktım aşağıda bir sürü köy görünmekte. Ne yapacağımı bilememekteyim. Yürüsem, bir kasabaya gidip candarmaya soyulduğumu söylesem kimliğim ortaya çıkacak. Şu görünen köylerden birisine gitsem diye düşünürken bir yağmur başladı ki kovadan boşalırcasına.

Kayalıkların arasında, neyse ki bir kovuk bulup kendimi içine attım. Atlet ve donumu çıkarıp sıktım, sırım sımlak. Birden hava açtı, güneş her yeri ısıttı. Ben de kilot ve donumu, kovuğun  yanında bulunan çalılıklara serdim kuruması için. Anadan doğma kaldım, iki büklüm kavukta  bekliyorum.

Benim başıma, yarabbim neden bunlar geliyor, derken dışarda bazı sesler duymaya başladım. Kovuk derin olsa arkaya kaçacağım ama değil. Dizlerimin üzerinde kavuğun ağzına doğru biraz ilerledim, birde ne görsem, az önce otobüsü soyan 5 eşkiya değil mi. Hatta ayakkabımı alan en ön safta duruyor. Acaba üstümde kalan kilot ve atletimi almaya mı gelmişler? Allahım artık yeter, derken kavuğun kapısına gelmişlerdi, ben iki büklüm arkamı ve önümü ellerimle kapatmaya çalışıyorum.

Önce  iki çift ayağı yerde gördüm.demek ki onlar da beni görmüş olacak ki, Allah Allah….Ahlah allah Fesuphanallah….inmidir Cinmidir diye geri çekilmeye başladılar. Evet şaşırmakta haklıydılar, benim adama benzer bir yanım kalmamıştı. Adamlar bir süre kendi aralarında konuştular ve kavuğa girdiler, öndeki elime yapışmış çeker ha çeker, ben elimi veremem çünkü önüm açık kalacak. Adam çekip elimi öptü başına koydu, sırayla diğerleride aynısını yaptılar ve çıkıp gittiler.

Bir süre sonra kovuğun ağzına gittiğimde bir çıkın ve içi koyun yününde bir post bırakmışlar. Gocuğu hemen giydim, çıkını açtım tereyağı, saç ekmeği, peynir, iyicene karnımı duyurdum. Ve gocuğun içinde öyle içim gecmiş bir seslerle uyandım. Şiğ Şiğ diye sesler gittikçe yaklaşıyordu.

Bir Kadın. Rüyamda gördüğüm buydu. Aynı böyle, anadan doğmaydı. Varıp elini öptüm, berhüdar ol, dedi, evladım. Hepsi birden sıraya girip elimi öpmeye başladılar ve kavuktan parçalar koparıp gittiler. Ben de ben Şiğ değilim diyemedim. Artık benim için güzel günler başlamıştı. Hastalar, sakatlar sürü ile bana getirilip okutuluyordular.

Artık ünlü bir şiğ olmuştum.Ünüm her gün daha çok yayılıyordu. Ayağımın bastığı toprağı bile kutsal sayıp avuçlarıyla alıp götürüyorlardı. Oturduğum yarı mağaranın kapısında eşelemekten toprak kalmamıştı. Bu toprağı macun, şurup, hap niyetine içip yiyiliyorlardı.

Beni güzel köylerden birine, güzel bir eve yerleştirmeye çalışmada çok ısrar etmelerine rağmen, ben kabul etmedim. Burda kalmam üzerine buyruk verildiğini söyledim. Kapımda aldıkları toprak karşılığında inek, koyun, keçi getiriyorlardı. Artık koca bir sürü hayvanım vardı. Kısa sürede bana o dağda güzel bir ev yaptılar. Kapıma iki genç nöbetçi, hizmetime de 3 kadın verdiler.

Günlerden bir gün, Bey ziyaretinize gelmek için izin ister, ne diyelim diye sordular. Her haltı bildiğimi düşünenlere Bey de kimdir diyemedim. Buyursun gelsin dedim. Bey çevrede bulunan tüm köylerin sahibiymiş. Yine bir öğle sonrası, tıka basa yemiş odama çekilmiştim. Kendi horultumdan korkup kaltığımda, dışarda bir takım sesler duydum. Kulağımı kapıya verdiğimde, kapımdaki genç, şiğ hazretleri zikir ediyordur diyordu ama bir diğeri, Ulan bu ne biçim zikir, çekil kapıdan herifin horultusundan camlar zıngırdanıyor, duvarlar sallanıyor. Hükümet kuvvetleri beni bastığını sanıp tir tir titriyorum. Titriye titriye, kimdir orda? Beyin kahyasıdır. Tamam anladık. Tamam, bırak gelsin dedim. Içeri 5 kişi girdi, her hal öndeki beydir diye düşündüm. Eteğimi öptü sonra ellerime sarılıp öptü. Duanızı almaya geldik siğ hazretleri, dedi. Kahveleri içtikten sonra, sizi konağımı şereflendirmenizi istiyorum, dedi. Hay hay dedim. Bir kaç gün sonra, Bey’e haber saldım, geleceğim diye. Ama konak nerde, nasıl gidilir bilmiyorum. Bey, eşkiya başı, yani bizi soyan kahyasını ve 3 adamını yollamış. Ata binmeyi bilmediğim için, kahyaya, oğul dedim, ata marhametimiz geldi, yayan gitmemiz gerek ama senden başka kimseyi istemem. Diğer üçü atlarına binerek gittiler. Kahya, kestirmeden gidersek onlardan önce varırız dedi. Neyse vardık.

Bey hemen elimi öpüp duamı aldı ve diğer adamların nerde olduğunu sordu. Kahya onlar yoldalar. Kayha siğla uçup geldik deyi veriyordu diğerlerine. Neyse, Bey şiğim buyrun sofraya…..Sofrada raki sişesi de vardı, şaşırmıştım..Bey kendisi kadehleri doldurdu. Buyur, dedi ben hemen sofuluğa verdim, bize haramdır, haşa dedim, keşke demeseydim. O zamana kadar kibar olan bey, iç dedi, koca durzi, diye bağırdı……Ben hizmet edenlere bakınca bey elinin tersiyle çıkın dedi. Kadehini kaldırdı, şerefine siğ hazretleri, ben de içtim ama beyin birden bire değişmesini anlayamadım. Bey, ulan aferin koca deyus, içmeseydin yumruğu yiyecektin. Ikinci kadehi içince Bey, ben inanıyorum, sen bu şeyhliği becereceksin, beğendim seni dedi. Bey sordu, sen buraya nerden geldin ? Ne diyeceğimi düşünürken Bey, ne cehenemden geldiysen geldin ama doğru söyle, hapishanede kaldın mı hiç ? Haşa dedim…benim öyle yerlerde işim olmaz ? Bak hele suratın da sabıka defteri dolmuş bir namusuza benzersin ya, neyse dediğine inandım….Lakin mahpusa girmeyişine üzüldüm, yazık. Neden dedim ? Mahpusa girip çıkmış olsaydın ilmini tamamlamış olurdun, o zaman daha iyi bir şeyh olurdun. Ben de bu sözler üzerine kasılarak bizim şeyhliğimiz ocaktan gelmektedir. Ulan zibidi, dedi. Bizim burda haberimiz olmadan kuş uça bilirmi ki sen bu şeyhliği kendi kerametin biliyorsun…Seni kaya kavuğunda anadandoğma çıplak buldukları zaman haber bize geldi. Soyunuk bir herif bulduk kuşa kurda bırakıp geldik dediler. Ne yapalım dediler. Bize de o sırada çok acil bir şeyh lazım olduğundan ulan siz ne halt ettiniz…Bizim beklemekte ve aramakta olduğumuz şeyh hazretleri odur, Nahmusuz şeyhi gökten ararken yerden bulduk. Gidin eline ayağına varın siz, böylece sen de  şeyh oldun. Baktım Bey şeyhlik falan yutacak gibi değil, bende sayenizde dedim.

Habercilerim gelip şeyh köye inmek istemiyor, dağda kalacakmış dediklerinde, ulan dedim, bizim bu şeyh  akıllı bir pezevenkmiş …deyip senin aklını çok beğendim.  Köye inseydin köylülerle yüz göz olurdun.

Bey kısmı, şeyh kısmı, halktan uzak duracak ki gözlerinde büyüsün, kendilerinden biri olmadığı anlaşılsın. Şehy köye inmek istemiyor dediklerinde, ulan bu namussuz mapus damlarında iyi staj görmüş olmalı ki bu akılları biliyor diye düşündüm. Sana mapusta yattın mı diye sormam bundandı. Yalan söylesem olmaz, birazcık yattım. Hangi suçtan ? Adam vurmaktan dedim. Bey şöyle alıcı gözüyle baktı, ulan durzi, sende adam vuracak surat yok, dogru söyle. Sen Pazar yerinde bir kocakarının çantasını aşırırken mı enselendin ? Dolandırıcılıktan düştüm, aslı yok, hepsi iftira dedim. Ha şimdi oldu, bu daha iyi. Ulan, senin gibisi bulunmaz Allah yolladı. Artık birbirimize kaynaşmıştık.

Afedersiniz Bey dedim. Sizin Şehy aramanızın sebebi nedir ? Şehysiz olurmu bura halkı, bir şehy lazım. Eskiden iyi kötü bir şeyhimiz vardı, iyi de bir pezevenkti, senden iyi olmasın, lakin kanunları bozduğundan başı beleya girdi, sürgün edildi. Bizim bura insanı da şeyhsiz kaldı.

Burda ekmeksiz susuz yaşanır ama şeyhsiz yaşanmaz. Peki neden buradan birini yapmadınız. Olmaz, bizim buralarda herkes herkesin ne poğ olduğunu biliyor, o nedenle senin gibi yabancı biri olmalıdır. Çok merak ettim, eski şeyh hangi kanunu bozdu ? Eski şeyh çok halt karıştırdı. Burda üçlü düzen var.

Biri Beydir, işte ben. Ikincisi şeyhdir işte sen. Üçüncüsü hükümettir, işte Cenderme Komutanı. Beye sordum. Bey, şimdi tüm bu millet benim şeyh olmadığımı biliyor mu? Evet. Peki neden ? Ulan, çaresiz kaldığında yalan uydurursun, sonra da o yalanına inanırsın. Bak, sen bile şeyhliğine inanmaya başlamışsın. Senin nasıl bir düzenbaz olduğunu ben biliyorsan, benim kahyam da biliyor, seni kavukta gören kadın, ben bunu rüyamda gördüm diyen de biliyor. Peki neden ? Bizim buranın insanının Hastanesi, doktoru, okulu, yolu, çesmesi yok. İşi yok, parası yok, yok da yok, bari bir şeyhimiz olsun derler.

Peki hükümet? Ulan, hükümetin merhemi olsa kendi keline sürer. Bey olmayınca, şeyh olmayınca hükümet bu insanlarla başedebilir mi? Kendi yalanına kendi inanma çaresizlikten gelir. Bey bana,  al şurdan bir kitap oku, bari bir şeyler öğren. Kitabın ismi siyasette nasıl viraj alınr. Bakalım bu seçimlerde nasıl viraj alacak hazretleri…