823x463cc-150518-istanbul-necmiye-alpay-mansett.jpg

Şilan Özhan
Kürd dili ve kültürüne yönelik izlenen devlet politikalarının çok temelden ve hatalı olduğunu söyleyen Dilbilimci Necmiye Alpay, bunun Kürtçe’nin Türkçe’den sonra kendini yaşatma iradesi en güçlü dil olmasıyla ilgili olduğunun altını çizdi.

Kürd dili, kültürü ve edebiyatı açısından bir manifesto olarak kabul edilen Hawar dergisi, bugün 86 yaşına girdi. İlk kez 15 Mayıs 1932’de Suriye’nin başkenti Şam’da Celadet Ali Bedirxan tarafından yayınlanan Hawar, 15 Ağustos 1943 yılına kadar toplamda 57 sayı çıkarıldı. Kürdçe’nin Latin alfabesine geçmesi nedeniyle Kürt Dil Bayramı olarak da kutlanan 15 Mayıs kapsamında bu yıl da yasak, inkar ve asimilasyona karşı dünyanın bir çok kentinde düzenlenen etkinliklerle Kürd dili üzerindeki baskılara dikkat çekiliyor.

Kürdçe üzerindeki baskı ve yasaklara dikkat çelen Dilbilimci yazar Necmiye Alpay, tüm ulus devlet modellerinin tekçi bir zihniyete sahip olduğunu söyledi. Ulus devletlerin oluşum süreçlerinin tek dili de beraberinde getirdiğini vurgulayan Necmiye, söz konusu tekçi anlayışın kapitalizm ve sanayileşmeyle de yakından bağı olduğunu söyleyerek, “Bu yönde eğitim de geliştikçe yine tek dil ihtiyacı beraberinde doğuyor. Ama bu tek dil ihtiyacı tabi ki eşitsiz ilişkiler içinde bazı anadillerin ezilmesi, yok sayılması, hor görülmesi ve en önemlisi küçümsenmesi ile birlikte yürüyor. Bunlar birbirini besleyen şeyler” dedi.

Anadiller ezildikçe iktisat gibi diğer alanlardaki sömürü-ezen ilişkilerinin de güç kazandığının altını çizen Necmiye, Türkiye’deki durumun da bu genel çizginin dışında olmadığını söyledi.

Cumhuriyet’in kuruluşundan hemen sonra Türkiye toplumunun tek dilci modele uymaya başladığını belirten Necmiye, “Şimdi sayıyorlar tek dil, tek devlet vs. diye. Gerçi bu Hitler’in sözüydü. İşte bunun temelinde bu sanayi ve modernleşme, kapitalistleşme ekonomisi yatıyor. Ama bu politika pekala çok daha demokratik, insanların iki dilli olarak kendi kültürlerini, kendi dillerini yaşatarak biçimde de yürütülebilirken, baskı, yok sayma, ikinci sınıf sayma, değersizleştirme politikasıyla yürütüldüğü için tabi ki çok fazla olumsuz duygu biriktiriyor” dedi.

‘Devlet 6 dilde hizmeti kontrol etmeyi beceremiyor’

Kayyım atanan Demokratik Bölgeler Partili (DBP) belediyelerin çok dilli eğitim ve yaşama geçiş uygulamalarını hatırlatan Necmiye, “Mesela Sur Belediyesi 6 dilde hizmet veriyordu. Bütün bunları devletler sevmiyor işte. Çünkü 6 dilde hizmet verilmesini kontrol etmeyi beceremiyorlar. O ölçüde hazırlıkları yok. Öyle bir politikaları yok. Aslında devletin öyle demokratik bir politikası olsa bunun imkanlarını yaratabilir. Gerekli öğretmenleri, çevirmenleri, kursları, okulları sağlayabilir. Bu da halk için bir rahatlama, kendini yeterince değerli ve saygı değer bulma imkanını sağlamış olur. Yani çok köklü bir değişiklik gerekiyor bizim toplumumuzda” ifadelerini kullandı.

‘Bölünme paranoyası ayrılma duygusunu besliyor’

Türkiye’de Kürdçenin Türkçeden sonra kendi kendisini yaşatma iradesi en güçlü dil olduğunun altını çizen Necmiye, bu nedenle devlet tarafından özel olarak tehlikeli bulunduğunu söyledi. Necmiye, bunun bir bölünme paranoyası olduğunun altını çizerek, “Kürdler bölünmek istiyor deniliyor. Bu tam bir kısır döngü yaratıyor. Siz bölünme istiyorlar diye Kürdçenin, Kürd kültürünün varlığını ezdiğiniz sürece orada bir ayrılma duygusunu kendi elinizle beslemiş oluyorsunuz” diye konuştu.

‘Birlikte yaşama kültürü yardım odaklı olmalı’

Birlikte yaşama kültürünün yardım odaklı olması gerektiğini ifade eden Necmiye, “Mesela Kürdçenin ilk büyük sözlükleri çıktığında Hollanda hükümetinin yardımıyla basıldı. Halbuki neden buradaki Kültür Bakanlığı’nın yardımıyla çıkmasın? Ne kadar büyük bir sempati uyandırırdı. Şahsen bir dilci olarak büyük sempati duyardım Kültür Bakanlığı’na. Ama hayır illa engel olacak, kurumlarını kapatacak. Enstitüyü kapatacak, kurslara imkan vermeyecek, açılan okullar kapatılacak, önce paralı yapın diyecek sonra ona da izin vermeyecek” şeklinde konuştu.

‘Çok temelden ve hatalı bir politika izleniyor’

Devletin Kürtlere haklarını tanımak zorunda kaldığını hatırlatan Necmiye, şöyle devam etti: “Bizim hükümetin, devletin en büyük hatası; Sonuçta hakları tanımak zorunda kalacağı çok açık olduğu halde yıllarca süründürüyor o hakkı. Sonunda da tanıyor. Mesela kendi eliyle televizyon kurmak zorunda kaldı. Ama o kadar gecikti ve o kadar kötü bir televizyon kurdu ki kimse seyretmiyor. Yalnızca Kürd siyasi hareketinden bahsetmiyorum. Onun dışındaki insanlar da seyretmiyor, belki bir iki kişi türkü dinliyordur hepsi o kadar. Dolayısıyla çok temelden ve hatalı bir politika söz konusu. Bunun Kürtlere yönelik olması da bir irade ortaya koymasıyla ilgili bana kalırsa.”