fft5_mf925696.JpegMahfuz YILDIZ-Teletext News24

Hollanda’da yayıyın yapan RFG Magazine, bir Diyarbakirli mülteciyi konu almış. Handan Tufan imzasıyla yayınlanan Roportaj, çarpıcı bir Türkiye fotografı.

R.C,  Türkiye’den Hollanda’ya iltica eden yüzlerce mülteciden sadece bir tanesi. R.C,  çocuk yaşta girdiği cezaevine bir daha girmemek için, ülkesinden kaçarak Hollanda’ya sığındı. Onu farklı kılan ise cezaevinde yaşadıkları. Şimdi R.C ’nin hikayesini dinleyelim.

Şuan 22 yaşında olan R.C, Kürd ve sol görüşlü bir aile içerisinde, Diyarbakır’da büyüyor. Babası siyasetle uğraşıyor ve bu nedenle bir çok kez cezaevine giriyor, işkence görüyor. R.C ’nin altı kardeşi var. Ailesindeki herkesin gözaltına alındığının söylüyor. Babası ve 4 kardeşi de ayrı zamanlarda cezaevlerine girip, çıkıyor. Bunların nedeni ise siyasetle uğraşıyor olmaları olduğunu söylüyor.

Türkiye devlet politikası, Türkler ve Kürtler arasında ayrımcılığa neden olan bir siyaset üretiyor. R,C de bu ayrımcılığı, çocuk yaştan bu yana yaşayan biri olduğunu söyleyerek hikayesini anlatmaya başlıyor: “İlk ayrımcılığı ilkokula başladığımda fark ettim. Çünkü aile içinde Kürtçe konuşarak büyüdüm. Türkçeyi bilmiyordum. Okulda eğitimler Türkçedir. Türkçe bilmeyen öğrenciler kendilerini iyi ifade edemezdi ve onlar küçümsenirdi. Okul yaşamım boyunca hep bu ayrımı yaşadım.”

Henüz Lise öğrencisi olduğu sırada, yaşadığı şehirde, Diyarbakır’da gözaltına alınıyor R.C, “14 Şubat 2011 tarihinde, 15 yaşında gözaltına alındım. Okula yürüyerek gider gelirdim. Bir gün okuldan çıkıp eve geldiğim sırada, akşam saatlerinde polis arabası yanımda durdu ve kimlik kontrolü yaptı. Elimde kitaplarım ve okul kıyafetlerim vardı. Kimlik kontrolünün ardından beni gözaltına aldılar. 3 gün boyunca gözaltında kaldım.

Türkiye yasalarına göre çocuk yaşta gözaltına alınanlar Çocuk Karakolu’na götürülür. Ama beni Diyarbakır Terörle Mücadele Karakolu’na götürdüler. Orası bir işkence merkezidir. Sözlü ve fiziki işkenceye maruz kaldım. Taciz edildim. 17 Şubat 2011 tarihinde Savcılığı sevk ettiler. Savcı bana ‘sizi dinleyecek kadar vakit kaybetmeyeceğim’ diyerek direk beni tutukladı. Sonra da cezaevine gönderildik.”

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevine gönderilen R.C orada da büyük işkencelere maruz bırakılıyor; “Cezaevine ilk girdiğin zaman, cezaevi güvenliği sağlayan askerler tarafından karşılanırsınız. Beni de onlar karşıladı. Orada çıplak arama dayatması yaptılar. Bunu istesen de istemesen de üzerine çullanıp seni soyuyorlar. Beni de zorla çırıl çıplak soydular. 25 kişilik bir asker grubunun içinde gezdirdiler. Bir gün boyunca aç susuz bekletip, sürekli işkence ettiler. Asker işkencesinden sonra ise cezaevindeki koğuşların güvenliğini sağlayan gardiyanlar geldi. Onlar da askerlerden sonra ‘hoş geldin’ dayağı attılar. Tekrardan bir çıplak arama ve yine dayak başladı. Sonra koğuşa gönderildim. Koğuşta 12 yaşında çocuklar vardı. Çok büyük insan hakları ihlallerine şahit oldum. Yaşadıklarımı asla unutmayacağım…

Ben de cezaevinde önce işkenceye, sonra tacize, daha sonra da tecavüze uğradım. Cezaevine giren çocukların hepsi aynı şeylere maruz kalmıştır. Bunu bana yapanlar cezaevindeki asker ve gardiyanlardı. 15 yaşında bir çocuk, en çok anne ve babasına ihtiyacı duyar. Haftada sadece 1 saat onları görebiliyordum. Bu görüşmede de gardiyanlar yanımızda olurdu. Gardiyanlar olduğu için yaşadıklarımı anlatamazdım. Cezaevine her yer kamera ile izlenirdi. Ama izlenmeyen yerler de vardı. Bizi oraya götürüp işkenceye yaparlardı. Bazen tecavüz ederlerdi…”

Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin Birleşmiş Milletler raporlarını da yansımış durumda olduğunu söyleyen R.C, “2012 yılında Adana Pozantı Çocuk Cezaevi’ne konulan Kürt çocuklarına taciz ve tecavüz edilmişti. Çocuklara taciz ve tecavüz ettiği ortaya çıkan zanlılar hakkında açılan davada takipsizlik kararı verilmiş, davacı olan 4 Pozantı mağduru 4 çocuk ise müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmıştı. Bu durum da Türkiye’de yargının ne düzeyde olduğunu gösteriyor. Cezaevindeki bütün çocuklar Türkiye’de böyle şeyleri yaşıyor ama sadece orada açığa çıkmış bulundu.”

R.C, 4 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye (davası o dışarıdayken devam edecek şekilde) oluyor; “Ben cezaevinden çıkınca okuldan atıldım. Çünkü cezaevine girip çıkan bir çocuğu Türk okulları da istemedi. Ben de açıktan okumaya devam ettim. Çünkü okul okumayı çok istiyordum. Küçükken hayalim Bilgisayar Mühendisi olmaktı. Bu yüzden çok çalışırdım. Cezaevine girip çıktıktan sonra, bir hukukçu olmak istiyordum. Çünkü cezaevinde tanık olduklarım ve yaşadıklarımın hesabını sormalıydım.

Bir taraftan çalışıp bir taraftan da açıktan okula gidiyordum. 2014 yılına kadar böyle devam etti. 15 yaşında cezaevine girdiğim suçtan cezam kesinleşti ve tekrar cezaevine girdim. Dosyadan öğrendiğim kadarıyla cezam; İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar yapılan gösterilerden sorumlu tutulmaktı. Türk devletine göre, 15 yaşında bir çocuk gösteri organize etmişti ve bunun cezasını ağır bir şekilde ödeyecekti. Öyle de oluyordu. 15 yaşında girip 4 ay kaldığım cezaevine tekrar girdim. Siirt Cezaevi’nde, bu kez yetişkinlerin tutulduğu cezaevine konuldum. Çünkü artık çocuk değildim. Bu kez de 3 yıl cezaevinde kaldım.

Yine cezaevine girişte çıplak arama ve işkenceye maruz kaldım. 10 kişilik koğuşta 16 kişiyle kalıyorduk. Hepsi de politik tutukluydu. Ben cezaevindeyken 15 Temmuz darbesi oldu. Bu darbeden sonra cezaevinde de büyük bir baskı başladı. Darbeyi yapanlarla alakamız olmamasına rağmen en büyük baskıyı biz Kürt ve politik tutsaklar gördük. 3 yıl cezaevinde kaldıktan sonra bırakıldım. Ama bırakıldıktan sonra hakkımda tekrar davaların açıldığını öğrendim. Bu davalar ise ben tutuklu bulunduğum sırada, dışarda yaşanan olaylarla alakalıydı. Yani benim yapmam imkânsızdı. Hiç bir alakam olmamasına rağmen beni yine suçlamaya başladılar. Ben de ülkemi terk etmek zorunda kaldım. Çünkü cezaevini bir kez daha kaldıracak bir psikolojim yoktu.”

R.C, cezaevine tekrar girmemek için Hollanda’ya kaçıyor. “Hollanda’ya ilk geldiğimde beni 13 gün boyunca kapalı bir yerde tuttular. Ben Türkiye’den kapalı bir yere girmemek için kaçtım, ama burada tekrar kapalı bir ortamda tutuluyordum. Bende bir tedirginlik yaşattı. O kapalı ortam bana, tekrar cezaevi sürecimi hatırlattı. Görüşmelerimde ise yaşadıklarımı ayrıntılı anlatmam istedi. Zorlandım… Anlatmak istemediğim durumları anlatmam istendi. Bu da benim için oldukça zor bir durumdu. Sonra, açık bir kampa gönderildim. Halen açık bir kampta kalıyorum.

Türkiye’de yaşanan bu faşist uygulamalar, bir başka ülkede yaşayan bir insana inanılmaz gelebiliyor. Ama biz bunları yaşadık. Hem de çocuk yaşta. Bütün yaşamımız elimizden alındı.

Buraya gelip yeni bir yaşama başlamak istedim. Faşist bir ülkeden, demokrasiyi savunan bir ülkeye geliyorsun. Çünkü burada çocuk yaşta cezaevine girme yok. Burada çocuk yaşta okula gidilir. Türkiye’de faşizmin son bulması ve çocukların cezaevine girmemesini, ölmemesini istiyorum. Benim iki kez eğitim hayatım sonlandı. Burada eğitim hayatımı devam ettirmek istiyorum. Türkiye’de yaşadıklarımı anlatmak istiyorum. Bunu da hukukçu olarak yapacağım.”

R.C şuan açık bir kampta kalıyor. Hollanda’da bir statü sahibi değil. Satatü almayı bekliyor.