3c0f600d53514e35ac02787937fbce5a.pngTürkiye’de bir seçim dalgası içinde bir kardeşlik pazarıdır almış başını gidiyor. En büyük Kürd düşmanı olan Erdoğan gittiği her yerde Kürd değerlerine saldırı eşliğinde sık sık; “benim Kürd kardeşim” kelimelerini de ağzından eksik etmiyor. Binali Yıldırım, Meral Akşener gibi isimler bir şekilde kendilerini Kürd gösterecek kadar işleri ilerlettiler. Ne yapalım Türklerin kardeşliği ve sevgisi böyledir işte!

Türkler’de işleyen kardeşlik kuralı; “Ne kadar çok red, inkar ve öldürme; o kadar çok sevgidir”

Bu konuda daha önce yazmış olduğum bir yazıyı güncelliğini koruması itibarıyla biraz daha kısaltarak değerli okuyuculara sunmak istiyorum.

Türkler, Kürtleri yok etmek için ‘kardeşlik’ yalanını kullanırlar.

Mesele kürtler ve hakları olunca türklerin ezici çoğuluğunda oluşan tepkiler genelikle kürtlerle dalga geçer gibi ve onu hiçleştiren türden yaklaşımlar olur. Genellikle neymiş; “ efendim, biz kardeşiz, etle tırnak gibiyiz, ayrımız, gayrımız yoktur.” vs. türünden ezberleri duyarız. Çok sahte ve sinsice yapılan hatta bir iftira kadar aşağlayıcı olan bu yalancı kardeşlik argümanı çok eskilere dayanır.

Kürt, Türk ilişkisi, islamiyet öğesi falan, filan buluşma, anlaşma deken ta ilk zamanlarından kullanılarak oluşturulan bu kardeşlik tanımları altında esasta ortaya çıkanın Kürtlerin kandırılması, aldatılması gerçeğidir. Bu söylemle paralek kürtler adeta kapana kıstırılmış gibi oluyor. ‘Kardeşlik’ ifadesi Türk işkalcilerinin dilinde klişeleşerek zaman içinde babadan oğula geçen bir söylem alışkanlığı haline geliyor. Türk egemen güçlerinin ecdat dedikleri ilk yerleşme ve kurumlaşmalarından Malazgirten bu yana beylik ve devletinden en yetkili kişisine, en sıradan, sokakdaki kimsesine kadar aktarılıp günümüze dek sürüp gelen kötülük mezesi yapılan, içi boşaltılan bu kavram bugün de aynı şekilde kürdün tusak edilmesinde bir malzeme olarak kullanılmaktadır.

Türklerin kürtleri yok etmek üzere alçakça kullandıkları bu kardeşlik hile ve yalanları hiç bitmeyecek gibi sürekli kullanım alanında tutulmaktadır. Bir nevi türkün selameti için Kürdün ölümünü caiz görecek kadar ileri giden bir bilinç altı yerleşkesi haline getirilmiştir. Bütün çağlar boyunca türk egemenlerinin, işgalcilerinin ve ırkçılarının Kürtlere layık gördüğü bütün puştlukları gizlemek, maskelemek için kardeşlik maskesini bir gizlenme sihiri olarak yaşamın her alanında kullanmışlar. Bu kürd cellatları kardeşliği kendi baskı siyasetleriyle eşlik içinde, tamamlayan bir partner olarak hep öne çıkarmışlardır. Dolaysıyla bu kardeşlik söylemini zulümün tavan yaptığı dönemlerde daha çok duymaktayız.

Kardeşlik söylemiyle, zülüm ve baskı birbiriyle at başı gitmiştir. Ne kadar çok şiddet, ölüm ve katliam o kadar çok kardeşlik naraları ve nutukları vardır. Hayatın ve toplumun bütün alanlarında görsel ve işitsel basın medya- meydan ve ekranlarda seçim, siyaset, yorum değerlendirmeler dahil bütün araçsal öğelerde, alanlarında, kalabalıklar önünde, sokakta atılan çalım ve rocon kesmelerde, çalıp oynama ve çırpmalarda en başında gelen hiç kuşkusuz kardeşlik hikayesinden söylenceler olur. Her dönem kuşağının ilk tanık olduğu ilk şeylerden biri de Türk tipi kardeşliğin sahte güzellemeleri ve nutuklarıdır.

Türk insanı kendisinin bilinç altı zihin dünyasından ve kendi devletinin Kürde yaptıklarından bi haberdir. Tarih bilinci yoktur. Devletin verdiği yalan- yanlış ön yargılarla doludur. Buna rağmen ortalıkta “bilgelikler” kaynaşmaktadır. Sahaneye çıkan her kes “siyasetçi, tarihçi, uzman, analist, stratejist” vs ahkem kesmekte ve bu şeklide kendisini pazarlamaktadır. Her yer bu tür zırva kimselerle dolup taşmıştır. Sözüm ona bu işleri iyi bilen, bilge, akılı, ehil kesilen bu kişilerin özünde kap kara cahil kimseler olduklarından haberleri yoktur. Bunlar kendi konuşmalarıyla, içinde bulundukları hal ve haraketleriyle, topluma kin ve nefret ekmekten, düşmanlık saçmaktan başka bir halt işledikleri yoktur.

Bu sözüm ona uzman ve her konuda ehil kesilen bu cahiller; kardeşlik üzerine dökülen bütün nutuklarda hemen ardı sıra gelen Türkçülüğe dair dizilen cümleler ile yapılan ırkçılık övgüleridir. Türk, Müslüman Sunni dışındaki farklı inanç ve kimliklerin, azınlıkların, ötekilerin, hatta kardeş dedikleri Kürtleri, Alevileri, öteki kimlik ve inançları özel olarak Ermenileri nasıl cezalandırdıklarını bir tarih, destan övgüsü içinde sürekli dillendirir olmalarıdır. Meydanlarda, ekranlarda türk milliyetçiliğine has kardeşlik mentalitesini vurdulu, kırdılı olaylar zinciri içinde zevkle her anlattıklarında nasıl bir ırkçı ve kafa tasçı histerilerle yanıp tutuştuklarını itiraf etmekten imtina etmezler. Kendi devlet erkanı ve büyüklerinin, ata ve ecdatlarının yapmış oldukları zülüm ve katliamlarını bir meziyet olarak halka ve topluma sevdirmeyi ayrıca görev bilmiş olduklarından, bu tipler, çoğu zaman görünürde kendilerinin nasıl insan kılıklı birer katil, cani olduklarını bütün duyulardan yoksun kaldıklarının idrakında değiller.

Devletin gerçekleştirdiği Katliamlarının gerekliliğinden hareketle giderek, buradan hep bir başarı, bir büyüklük payesi çıkarmışlardır. Katliamları savunmak, övmek ancak bu gibi insanlıktan çıkmış hastalıklı ırkçı kimselerin yapabileceği bir durumdur. Aslında bu onların hâleti- ruhi yesine en yakışanıdır.

Burada çok daha tuhaf ve kötü olan bir durum vardır. Bu rezilliğin ve insanlıktan çıkma manzarası karşısında Türk insanının ve toplumunun ezici çoğunluğu tarafından her şeyin çok normal ve hoş karşılanır olmasıdır. Her koşul altında bir toplumun ve oluşumun kabul etmesi pek mümkün olmayan bu kötü ve çirkin görüntülerin Türk milletinin ve bireylerinin ekseriyeti tarafından kabül görmesi ve sıradan bir durum gibi karşılanması normal değildir. Normalin de çok ötesinde acınacak kadar trajiktir.

Türk milletinin çok kötü açmazlarından biri de; o kadar çok sancılı, çalkantı geçen dönemsel ve tarihsel süreçlerden sonra hiç bir şey olmamış gibi bir çok insan halen söz ve eylemleriyle olduğu yerde aynı tonda kardeşlik demiyle çalıp oynaması ve bu konuda boşboğazlık yapmasıdır. Bunca sancılı, acılı yaşanmışlara rağmen, hiç bir şey olmamış gibi davranmalarıdır. Yapılan her katliamı ve kıyımı şu veya bu şekilde kardeşliğin vazgeçilmez gereği olarak sunup, savunmuşlardır. Kürtlerin direnen değerlerini kötüleyerek, işbirlikçi kesimleri kardeşliğin en değerli öğeleri olarak parlatılmıştır.

Bu konuda akla takılanlar oldukça fazladır. Genelde pek çok insan türklerin kardeşlikten ne anladıkları ya da ne anlamadıkları gerçeğini gördükçe hayretler içinde şaşkınlık geçirmemesi mümkün değildir. Utanmaz talancı, yalancı Türk egemenlerin tekçi zihin dünyasında yanlış giden bir şey yoktur. Onlar için her şey tıkırında kusursuzcadır. “Toplumsal bazda bütün ilişki sistemlerinde Türk, Kürt ilişkisinde yanlış giden bir mesele yoktur. Türklerle, Kürtler zaten kardeştir. Bu ikisi etle tırnak gibidir. Ezelden bir ve kardeştirler. Bu kardeşliği bozmak isteyen fitneciler var.” Bu türden çarpıtmalar ve demagojilerin sonu gelmez.

Ama hayat ve gerçekler farklı söylemeye devam ediyor. Her şey çok daha değişik ve kendi mantığı içinde yol alıyor. Gelişmeler kendi mecrasında, kendi mantığı içinde farklı bir ses tonunda ilerliyor. Özü itibarıyla herkes kendine ait alanına yönelecek şekilde konumlanması kaçınılmazdır.

Üzüntü ve sevinçleri bir olmayanlar arasında kardeşlik olur mu? Olmaz! Üzüntüleri, sevinçleri ve değer yargıları ruhsal şekillenmeye kadar birbirine karşıt hale gelen topluluklar nasıl yanyana gelebilir? Bu mümkün mü? Bu Soru ve sorular cevap ve düşünceler kafaları yeterince meşgul ediyor kurcalıyor zaten. Neyin nereye vardığını, varacağını daha doğru görmek, göstermek açısından bu kurcalamalar önemlidir. Bu soruya verilecek bir yanıt bile tek başına bu kardeşlik meselenin özünü çözmeye yeterdir. Ve bu konudaki gelişmelerin varacağı yerin neresi olacağını anlamak açısında yeterli veri sunmaktadır.

Kürtlerin kendisi için değer biçtiği, sevdiği yada sevindiği bir duruma, Türkler için üzüntü vesilesi olduğu bilinen bir durumdur. Ortada izleri derin olan ve bir birine karşıt duygular ve birbirinden farklı ruhsal şekillenmeler var. İki farklı toplum gibi bir ayrışma içinde giden bir süreç var.. Yani ortaklaşması ve bir arada olması mümkün gibi görünmeyen hatta bir birine hasım olan gerçekler var. Bu gerçekleri toplumun ve bireylerin her davranış ve tutumlarından, duygularından, tepkilerinden, ilgilerinden görmek mümkündür. Meselenin içine bir de bilgisizlik ve cehalet girince her şey daha karmaşık bir hal aldığı açıktır.

Esas olarak Türklerin büyük çoğunluğu hala Kürt halkın varlığından habersizdir. Yeryüzünde böyle bir milletin olduğunu bilmiyor. Bilmediği için Kürtlerin ismini zikreden söylemleri duyduğunda itibar etmiyor, inanmıyor. Bu konuda devlet gibi düşünür ya da devletin resmi söylemine inanır. Tıpkı devleti gibidir. Kürt kavramının dış güçlerin bir icadı Türkiye’yi bölmek parçalamak maksadıyla uydurulmuş bir efaneden, bir yalandan ibaret olduğunu kabul eder. Halbuki bu topraklarda kendisinin kürtler karşısında dünün çocuğu olduğu getçeğinden haberi yoktur. Mesela çok kez herkesi tanık olduğu gibi bir Türk’e; “ kürdüm” dediğinizde onun aklına hemen bölücülük gelir. Kürt kelimesi onun için yapılmış dünyanın en büyük hakaretidir. Anında değişen ağız, yüz, göz mimik hareketleriyle var gücüyle refleks gösterir. Aklında ilk geçenler en hafifinden; “alçak,hain,satılmış” gibi küfür içeren deyimler ve kavramlar olur. Bu bir abartı değildir. İsteyen deneyebilir bizzat kendi yaşamından örnekkerle gõzlemleyebilir. Neredeyse her gün bu türden örneklere sıkça rastlanılmaktadır.

Dolaysıyla nerede olursa olsun ister dünyanın en uzak bir köşesinde, ister uzay derinliklerinde veya bilinmezliklerinde olsun Kürt kelimesi duyulduğunda Türklerin çoğunluğunda oluşan tepki aynı ve benzer şekilde olur. Küfür, hakaret, tehdit, vurmak, öldürmek, tanımamak, red ve inkar etmek yok saymaktır.

Durum böyle bu kadar saydam iken süreç içinde yaşanan gelişmelerle birlikte her şeyin sonuna varılmıştır. Ötesi yoktur. Sözde kardeş denilenler arasındaki köprü her neyse olan bütün bağlantılar yıkılıp atılmıştır. Yapılacak bir şey yoktur. Ruhsal olarak kardeş denilenler arasında yakınlaşmadan çok; uzaklaşan bir hasımlar duygusu hakim hale gelmiştir. Birinin üzüntüsü diğerinin sevinci olabilecek kadar birbirinden ayrılmış ve uzaklaşmış iki ayrı durum tüm çıplaklığıyla sürüp gidiyor.

Araları bu denli açılmış ve bireyleriyle hasım hale gelmiş bu iki kesimin, türk toplumyla, Kürtlerin kardeşliği nasıl olur, ya da nasıl olmaz? meselesi bir yana Türklerle, kürtler arasında açılan mesafe ve ayrışma sanıldığından daha fazladır. Gelinen aşamada kardeşlik veya birlikte yaşama şansı yok gibidir. Bu iki toplumun birlikte kardeşçe yaşamalarından çok ayrışmaları herkes açısından daha iyi olacağını söylemek daha doğru gelmektedir. Kürtlerin kendisini Türkiye bütünlüğü içinde tanımladıkça ve kendisine o bütünlük içinde yer aramaya çalıştıkça türklerde gelişen tepki demokrasiye evrilen veya kürtleri kabule yönelten bir anlayışın gelişmesi değil, daha çok tekçilik, inkarcılık, ırkçılık ve şovenizm yönünde bir hortlanma görülmüştür. Ortaya çıkan bu sonuçlardan hakaretle, Kürtlerin kendini, kendisi olarak ayrıştırması kendini ayrı bir toplum olarak var etmesi daha anlamlı ve sağlıklı bir gelişme olarak yer edinmesi kaçınılmazdır. Bu durum hem kürtler, hem türkler ve kürt meselesinin çözümünü kolaylaştırması açısından da daha yararlı ve gerçekçi çözüm ve gelişmelere yol açma ihtimalini güçlendirmektedir.

Bugün gelinen aşamada kürtlerin ezici çoğunluğu eşitlik ve özgürlüklerden yanadır. Bu konuda bir hayli ileri mesafe almıştır. Kürtlerin kardeşlikten anladığı Türklerden çok farkkıdır ve sahicidir. Kıyas bile kabul etmeyecek kadar ileridir ve gerçekçidir, eşitlikçidir. Tüm örgüt ve her tür ideoloji bağlamdan bağımsız, içselleşmiştir. Genel anlamda Kürtler herkesin hak ve hukukuna saygılıdır. Eşit ve özgür, herkesin kendisi gibi olması, yaşamasını kabul eden bir ahlaki olgunluğa, anlayışa sahiptir. Ayrıca bunu bir hukuk zemini üzerinde yaşamaya, yaşatmaya ayrı bir özen ve önem gösterir. Bu konuda türklerin çok ilerisindedir. Onların hayal dahi edemeyeceği düzeyde ileridir.

Türkler de ise tam tersinden içler acısı bir durumu var. Büyük çoğunluğunun fikri belirsiz, devlete bağımlı bilgisiz cahilcedir. ‘Devletimiz, büyüklerimiz, ordumuz ne düşünür odur’ gibisinden söylemler üzerinde odaklanır. Devletin tekçi hegemonyacı yaklaşımlarıyla ezberleriyle ve mevcut olanın değişmezliğinin sürdürülmesi şeklinde beyanların ardı arkası kesilmez. Yani içinde sadece Türklerin olduğu her kesin türk sayıldığı bir “kardeşlik” ezberi sürer gider.

Hali hazırda Kürler kürtlüklerinden ve kendi varlık değerlerinden; Türkler de devlet ve millet olarak büyüklük ve üstünlük kibirlerinden ve hakimiyetlerinden kolay kolay vaz geçecek gibi görünmüyor. Dolaysıyla birlikte kardeşçe yaşamak tasarımı ayakları havada kalıyor. İçi boş ve anlamsız bir hayal kurgusu olmaktan öte hiç bir değeri yoktur.

Kürtler nasıl yaşayacaklarını kendileri karar vermelidir. Kürtlerin geleceğine dönük yaşayacakları konusunda hiç kimse ipotek koyamaz ve koymaya da hakları yoktur. Bu konuda tek karar merci Kürt halkının kendi iradesidir. İlla olacaksa bir Kardeşlik, ancak bu temelde kurulacak ilişkilerle mümkündür.