DAC55170-64BB-4B67-8B43-2632CC85B4DB

Teslim TÖRE

24 Haziran seçimlerini kim ya da hangi parti ve/veya partiler kazanırsa kazansın 24 Haziran seçimleri Türkiye toplumsal ilerleme sürecinin bir kilometretaşı, bir yeni konseptler, yeni stratejiler, yeni taktik ve manevralar manzumesi arenası olacaktır. Birincisi: Erdoğan devletinin, konsepti ve stratejisi ile birlikte iflas etmiş olmasıdır. O nedenle iktidar Erdoğan’ın elinde kalsa da, başka bir sistem partisine ya da partilerine geçse de her hal ve şartta, sistem kendini yeni bir konsept, yeni bir strateji ile tahkim etme gereksinimi duyacaktır. İkincisi: Erdoğan seçimi kaybeder, yerine başka düzen partileri geçerse, zaten doğal olarak yeni bir konsept, yeni bir stratejiye mutlak manada gereksinim duyulacaktır. Çünkü hiçbir devlet stratejisiz ve konseptsiz olmaz, olamaz. Şu durumu ile T. Cumhuriyeti devletinin bırakın strateji ve konsepti, devletin kendisi bile yoktu. Devletin yerine sadece “tek” bir kişi var. O da Erdoğan. Bu yapısız devletin bu haliyle devamı olanaksızdır. Muhalefet seçimi kaybetse ve Erdoğan kazansa bile bu devlet mevcut haliyle devam edemez. Kısa sürede ekonomi-politiği ile birlikte iflas eder.

Erdoğan seçimi kaybeder, muhalefet kazanırsa: Devletin tepeden tırnağa yeniden değişmesi, yapılanması gerekir. Gerekir çünkü her şeyden önce devlet yoktur. Olguya hangi pencereden ve nasıl bakılırsa bakılsın 24 Haziran seçiminden sonra devletin en azından yeni bir revizyondan, geçmesinin kaçınılmaz olduğu görülür. Sistemin yüz yüze olduğu bu somut durum: Kürt, Alevi, devrimci, demokrat, sosyalist, kadın, işçi, emekçi, köylü gibi mevcut sistemden zarar gören toplum kesiminin gelecekte her şeye hazırlıklı olmasını gerekli kılıyor. Devrim güçlerinin oluşturmuş olduğu emek platformunun seçim mücadelesi süresince, seçim sonrasını da mutlaka göz önünde bulundurması gerekiyor. Bu durumda bilimsel soyutlama yolu ile bakıldığı zaman devrimci demokrasinin el yordamı ile yola devam ettiği kolayca görülür. HDP etrafında oluşturulmuş olan emek ve demokrasi bloğu bile kendiliğinden bir gelişimin ürünü olarak oluştu. Herhangi bir stratejik temel, bu temel üzerine inşa edilmiş taktikler manzumesi vb. yoktur. Tabi ki emek platformu gibi bir yapılanma oluşurken en doğal, en doğru olan yöntem kendiliğinden bir sürecin takip edilmesidir.

Mevcut haliyle, emek ve demokrasi platformunun seçim üzerine oluşmuş olduğu kuşku götürmez. Ama böyle kalamaz, kalmamalıdır. Bilvesile seçimden başka bir strateji ve taktikler düzleminin olduğunu sanmıyorum. Ama bilimsel soyutlama yöntemi ile bakıldığı zaman Türkiye’nin geleceğinin bir seçimle çözülecek bir gelecek olmadığı kolayca görülür. Türkiye’nin yaşamakta olduğu devrimci ortam, sürecin seçimle sınırlı olmadığı, devrimci ortamın seçimden sonra da devam edeceğini net olarak gösteriyor. Halbuki; görüldüğü kadarı ile emek ve demokrasi platformunun uzun erimli, hatta seçim sonrasını da kapsayan bir boyutu yok gibi.

İçinde yaşamakta olduğumuz ortam, devletin mevcut yapısı, devrimci demokrasinin yola hala el yordamı ile devam etmekte olduğu, bilimsel soyutlama yönteminin sürece henüz müdahil olmadığı gibi olguların toplamı göz önünde bulundurularak emek ve demokrasi platformunun bugünden kendine bir perspektif oluşturması gerektiği kolayca anlaşılır. Ya da anlaşılması gerekir. Anlaşılmanın da ötesinde olmalıdır da demek gerekir.

Olmalı ve oluşturulmalıdır derken hazır bir reçeteden söz etmiyorum. Mücadele sürecinin her kilometretaşının getiri ve götürülerinin kayda alınarak, 24 Haziran seçiminden hemen sonra ortak bir stratejide olmasa bile geleceğe yönelik devrim mücadelesinin çözmesi gereken sorunlara çözüm üretmek üzere derli toplu halde kendi önüne koyacak bir içerik kazandırılmalıdır. Burjuvazinin çözmesi gereken çok sorunu var. Evet, sistem partileri ile Kürt sorunu, Alevi sorunu, hukukun üstünlüğü sorunu, demokrasi sorunu, insan hakları vb. gibi emek platformunun beraber çözmesi gereken çok önemli ortak sorunlar da var. Bütün bunları söz konusu muhalif sistem partileri de dile getiriyorlar. Fakat defalarca yaşayarak da gördüğümüz gibi: Derin devlet, konsept, strateji gibi sistemin olmazsa olmazları, hükümeti sistemin hangi partisi kurarsa kursun kısa sürede yerden mantar biter gibi bitmişlerdi.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana bir çok eşikler aştı, bir çok değişimler yaşadı, ama sistem asla değişmedi. Ezilenler ezilmeye, ezenler ezmeye devam etti. Bugüne kadar sistemin yaşamış olduğu en önemli değişimlerden birisi tek partili sistemden çok partili sisteme geçmek olmuştu. Tek partili sitemden çok partili sisteme geçiş, Demokrat Parti (DP) ile sağlandı. DP kurulurken solcuları, komünistleri de yanına alarak kurulmuştu. Kısa süre sonra tevkifatları başlatmıştı. Devamında kendisi de yıkıldı. Bir diğer önemli geçiş ise 27 Mayıs ihtilali olmuştu.

27 Mayıs ha keza. Müthiş bir anayasa ile taçlanmış, bu bağlamda TİP kurulmuş, seçimlere girmiş, 15 milletvekilini parlamentoya taşımıştı. Kısa bir süre sonra ne TİP bıraktılar, ne de parlamento ayağını. Bitirdiler her şeyi. Erdoğan Türkiye’yi tekrardan belli bir eşiğin kıyısına getirdi. Türkiye, ya sıçrayarak kendini yeniden yapılandıracağı, ya yerinde kalıp çürüyeceği ve korkunç yıkımlar yaşayacağı bir eşiğe gelip dayanmış durumda. Aynı süreç demokrasi ve emek bloğu için de geçerli. Mücadele tarihinde devrim güçleri ile karşı devrim güçlerinin hiç olmasa bir kesimi ile aynı kulvarda buluşması ve her ikisinin de nitel düzeyde bir sıçrama, sıçrayamazsa çürümeye, yıkıma maruz kalması durumu çok az rastlanır bir durumdur.

Sistem partileri çıkar nedeniyle birisi “cumhur” diğeri “millet” olarak iki ayrı ittifaka girmiş durumdalar. HDP bu her iki ittifakın dışında, ama bütün demokrasi güçlerinin kendiliğinden, halkların çıkarı temelinde bir demokrasi-emek platformuna büyüdü. Evet, HDP her iki sistem ittifakı dışında, fakat çok geniş bir manevra alanı yakalamış durumda. Bu manevralardan birisi: Milliyetçi kaygılarla dışlandığı “millet” platformunun kendisinin kazanımı kadar HDP’nin de “barajı aşmasını” istemesi ve bu bağlamda taktik üretme gayretinde olması. Diğeri Cumhurbaşkanı seçiminde ikinci tura kalınırsa her iki tarafın da HDP’ye mecbur olmasıdır. Her şeye rağmen baraj sorunu HDP için bir handikaptır, öyle olmaya da devam ediyor.

Erdoğan ısrarla, “terörist” olduğunu, “terörist” parti PKK’nin seçimde HDP’yi desteklediğini tekrarlayarak, HDP ile “millet” ittifakı arasına çomak sokmaya, HDP’nin manevra alanını daraltmaya çalışıyor. Sandıkları taşıyor, Kandil’e operasyon yapıyor. Elinden geleni ardına koymuyor. Ama, HDP’ye de son derece geniş bir manevra alanı açıyor. Açıyor çünkü Erdoğan karşıtı sistem platformu, Kılıçdaroğlu’nu saymazsak, Erdoğan’ın oyununa gelmiyor. Kandil savaşını bir seçim savaşı olarak niteliyor. HDP şimdilik bu karmaşa çelişkiler yumağı arasında, mayına basmadan yola devam edebiliyor. Ama seçim sonrası içinde sağlam ve dayanaklı ilişki ve dayanışmanın çelik ağlarının da örülmesi gerekiyor. Sözünü etmiş olduğum şey sadece seçim bildirgesi değil, onun ötesi bir şey. Devrimci demokrasi güçlerinin geleceğe de taşınabileceği birleştirici harcın karılması ve yapışkanın oluşturulması, söz konusu zeminde bir stratejinin belirlenmesidir. Örneğin mücadelenin bundan sonrasında Kürt, Alevi, kadın, işçi, köylü vb. gibi sorunların çözümü, öz ve özerk yönetimlerin oluşturulmasının zora dayalı devrimle mi yoksa demokrasi mücadelesi ile mi çözülebileceği gibi konulara mutlak manada netlik kazandırılmasıdır.

7 Haziran’da böyle bir strateji netliğinin olmaması mücadeleye çok pahalıya mal oldu. Şehirlerimiz yıkıldı, hanelerimiz harap oldu. Korkunç acılar, göçler, toplumsal moral yıkımları yaşandı. 7 Haziran seçimi demokrasi planında özerk bir Kürdistan’ı yaratmıştı. Yaratmıştı fakat kendine özgü de bir stratejisi olmadığı için mücadele yöntemlerinin yaşamış olduğu karmaşa nedeniyle tekrardan yıkıldı, yok edildi. Böylesi korkunç bir durumun bir daha yaşanmaması gerekiyor. HDP bileşenlerinin her şeyden önce, mücadele biçim ve yöntemlerinin birbirine karıştırılmaması konusunda bir anlayışa sahip olması, mücadele yöntemlerinin alanda birbirine ayak bağı teşkil etmemesi gerekir. Lenin’in: Yasal parti, yasa dışı çalışma modeli bütün sonuçları ile bir daha uygulanmamak kaydıyla tarihte kalmıştır. Bu modelin bir işlevi olan, her legal kuruma “parti komiserliği” tesis etme işleyişi tümden terk edilmeli. Legal örgüt legal, illegal örgüt illegal işlevi ile devam etmeli. Her iki ayrı model ve işleyiş birbirine asla karıştırılmamalı. Diğer olgular kâle alınmasa bile sadece bu nedenle de olsa emek ve demokrasi güçleri yepyeni bir stratejiye sahip olmalıdır.

“Bu kadarını da beklemiyorduk” gibi acemice laflarla sistemin hiçbir şeyine asla güvenilmemelidir. Sistemin ne yapacağına göre değil, emek ve demokrasi güçlerinin ne yapıp yapamayacağına göre perspektif belirlemesi yapılmalıdır. Yeni bir strateji ve taktikler manzumesi bu temel üzerinde örülmelidir.

Teslim TÖRE
11 Haziran 2018