CB727EEE-997A-4D98-AA01-518C8C7298DC

Zerrin OKTAY

Önceki gün hafızamda, geçmişte kalan bir anım canlandı. Hırsız hırsızı tanır diye bir söz duymuştum vaktiyle. Yıllar içinde bu sözün ne kadar doğru olduğunu anladım. Hatta sadece hırsızlar için değil, etkileri farklı farklı olsa da herkes için geçerli olduğunu gördüm. Örneğin korkaklar da birbirlerini tanıyor. Hırsızlar ne yapar ne eder bilemem ancak korkaklar birbirlerine mıknatıs etkisi yapıyorlar.

Yurt dışından kuzenler tatile gelmişti. En büyükleri olan Kadir, yeni aldığı Transamotomobiliyle Boğaz sefası yapmaya karar vermiş. Bizleri de gezdirmek istiyordu. Görmemişliğin de türlü halleri var elbette. Sorun şu ki oldukça kalabalık bir sülaleyiz. Sırf yaşça akran olanlarımız bile o gün on üç kişiydik. Neyse, hep birlikte doluştuk arabaya. Aslında kalabalık olmamız daha bile iyi oldu. Madem görmemişlik edecektik, hakkını da vermeliydik. Boğaz havası almak şöyle dursun, aracın içinde nefes bile alamıyorduk. Kollar bacaklar birbirine karışmış, kim kimin gözüne dirseğini dayamış belli değildi. Buna karşın hiçbirimiz rahatsız değildik, anın keyfini çıkartmaya bakıyorduk. Gençlik tam da böyle bir şey işte. Onca kişiden oluşan gürültüye hiç değinmiyorum.

Derken boğaz yolunda bir Mercedes’i sollamak istedik. Zaten taş çatlasın on km hızla ilerliyordu. Tam sollarken direksiyonda Orhan Gencebay’ın oturduğunu fark ettik. Kadir hemen hızı düşürdü ve tekrar arkasına geçtik. Aramızda en fazla yirmi-otuz cm mesafe kalacak kadar da yanaştırdı arabayı. Böylece Boğaz gezisi tuhaf bir maceraya dönüştü. Manda kasa Mercedes önde, Transam arkada tıngır mıngır yol almaya başladık. Bizi gören yayaların şaşkın bakışlarını bugün gibi hatırlıyorum. Bir zaman sonra dikiz aynasından bizi izlemeye başladı. Önce gülümsedi, biz de gülümsedik. Ardından bize el salladı, biz de ona (kafa göz yararak da olsa). Baktı ki peşini bırakmıyoruz, eliyle işaret edip geçmemizi istedi ancak kuzen hiç oralı olmadı. Bunun üzerine hızı iyice düşürdü, biz de öyle yaptık. Artık saatte beş km’nin altına inmiştik. Derken biraz hızlandı, biz de hızlandık. Kuzen mesafeyi koruyordu. Orhan Gencebay gözlerini dikiz aynasından ayıramıyordu. Gülümsemesinden eser kalmamıştı. Onun yerinde olsam ben de tedirgin olurdum. Ancak onun yerinde olsam, en başta Mercedesi düşük hızda sürüp insanlara gösteri(ş) de yapmazdım.

Bu anlamsız takip / taciz işinden vazgeçmesi için kuzeni birkaç kez uyarmam gerekti. En sonunda bizden kurtulamayacağını anlayan Orhan Gencebay da gaz pedalına sonuna kadar yüklenip kaçtı. Kuzen o zaman bu tuhaf eğlenceyi sürdürmekten vazgeçti. Gençtik, toyduk, iyi ve kötü arasındaki çizgileri daha yeni yeni öğreniyorduk belki ama yüksek hızda otuz cm mesafeyi kollamanın kolay olmayacağını biliyorduk.

Daha önce belirtmiştim, kullandığı Mercedes W116-S serisine ya da onun devamı olan bir modele ait, halk arasında manda kasa adıyla bilinen bir araçtı. Vaktiyle ordu için tank olarak tasarlanmış, daha sonra sivil kullanıma uyarlanmış bir modeldir. Bir yerde okumuştum, çok daha iyi modelleri çıktığı halde o arabasından asla vazgeçmiyormuş. O günü neden hatırladığımı az önce kaleme alırken anladım. Orhan Gecebay’ın neden AKP destekçisi olduğu belli. AKP onun için bir tür manda kasadır. Korkaklar birbirlerini tanır.