10714615_654988691281852_1186860154_n-1

Yakup ASLAN

Son yılların en renkli baskın, sıkıştırılmışmış seçim çalışmasına şahid oluyoruz. Konuşmalarda bohçalar bir bir açılıyor. Müşteri garantili köprüler, tüneller, ‘inşallah daha fazla hasta olacak’ denilen şehir hastaneleri ve İstanbul 3. Hava alanı gibi konulara ilave olarak son günlerde TİKA, AFAD, bakanların, çocuklarının lüks zırhlı araçları, özel uçaklar ve sarayın mega masrafı da dillere dolandı.

Garip bir ülkede yaşıyoruz. Halkın temsilcilerinin çıkar ilişkisi içerisinde susturulduğu, neredeyse bütün medyanın ya sindirildiği ya da satın alındığı bir ülkede gerçek bilgiye ulaşmak kolay değil. Daha önce TİKA konusunda bir rapor okumuştum, cemaatin devasa yapılanması karşısında önemsememiştim ama yurt dışında bu tip çalışmalar için yılda 8 milyar dolar harcama yapabileceğine ihtimal vermiyordum. Ülkenin stratejik hesapları doğrultusunda çalışmalar yapılıyor, ilişkiler geliştiriliyor. Bu misyonu daha önceleri özellikle eğitim ve misyonerlik zemininde Gülen cemaati devlet destekli yapıyordu. Görkemli Türkçe olimpiyatlarını hatırlayın ve dünyanın değişik ülkelerinde Türk kültürüyle dönüştürülmüş çocukların sergilenmesini ve onların kendi ülkelerinde nasıl üst makamlarda etkili hale geldiklerini.. İlk defa Van’da canlı olarak şahid olmuştum. Koca bir alanda devletin Van ve çevresindeki bütün yetkilileri, kurumları, zenginleri, toplumun görünen kesimi oradaydı. İğne atsan yere düşmezdi. Olimpiyat stadında Erdoğan’ın ateşli konuşmalar yaptığı toplantı da aklımda. Şimdi neden TİKA başlığı…

İYİ Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener Malatya Mitingi’nde TİKA ve benzeri yapılanmaların ülkenin gelirinin nasıl farklı alanlara aktarıldığını anlatırken, harcamalarının araştırılması gerektiğini söylüyordu. Aynı şekilde süreç içerisinde en karlı çıkan çevrelerin bankalar olduğunu vurguluyor ve bankaların işi daha ileri noktalara taşıyarak sıkıntı içerisinde olan vatandaşın yüz liralık borcunu 10 liraya sattığını söylüyordu. Düşünüyor musunuz, bankalar borcu satarak da para kazanıyorlar.

Malatya mitinginden birkaç anekdot:

“Emeklilerin ilaç ve muayene katkı paylarını kaldıracağız dedik, kaynak nerede dediler. Birinci kaynak, çaldıklarınız, cebinizi dolduklarınızı geri alacağız. Lük arabalara biniyorlar ya 8 milyar lira tutuyor. Ben diyeceğim ki, inin o arabalardan. Vatan çocukları aç gezerken, bakan çocuklarının trilyonlarla oynadığı dönemdeyiz. İkinci kaynak, devlet satın almaları kafasına göre yapıyor. Onları bir araya topluyoruz, yüzde 10 tasarruf yapıyoruz alın size kaynak.

Sayın Binali Yıldırım durup dururken TİKA’yı kapatmakla suçladı. Erdoğan da TİKA ve AFAD’ı kapatmakla suçladı. Biz kapatacağız demedik. Ben inceleyeceğim dedim, bunlar niye hopladı. AFAD ve TİKA harcamalarının üstünü kapatmak istiyorlar. Bu ülkenin Başbakanı boş boş konuşmaz, yalan söylemez. TİKA’yı incelerken şu çıktı, 8 milyar dolar harcıyor. 6,5 milyarı cebinizden çıkıyor.

Kamboçya’ya okul yapmışlar. Tek tek bakıyorum. Türkiye’dekinin kalitesi, Kamboçya’dakinin kalitesi. 6,5 milyar dolar sizin cebinizden çıkmış. Seçilince diyeceğim ki, kaç dolar harcadınız, korktular, hopladılar. TRT yılda 2,5 milyar dolar harcıyor, bu TRT’yi satacağım ben. 2,5 milyar cebinize kalacak. Çıktı mı kaynak. Ahlak yasasını çıkaracağım. Yolsuzluk yapmaya, rüşvet almaya herkesin ödü patlayacak. Bunları söylüyorum, Tayyip Bey kızıyor. E ne yapalım, birilerinin doğruyu söylemesi lazım.

Meşhur çılgın proje var 65 milyar dolarlık Kanal İstanbul. 65 milyar dolar nereden bulunacak? Gence para yok, bu nereden bulunacak? Bir yandaştan bu para alınacak, sizin cebinizden çıkacak. Sittin sene bunu ödeyeceksiniz.”

Şimdi kısa adı TİKA olan Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı adı arada bir geçer ama tam olarak ne yaptığı pek bilinmez. Nedir TİKA?

Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı (TİKA) SSCB’nin parçalanmasından sonra ülkemizle dini ırki ve kültürel benzerlikleri olan ülkelere yardım etmek amacıyla kurulan Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren bir kuruluştu. Yardım teşkilatı olarak görev yapan TİKA 27 Ocak 1992 yılında faaliyetlerine başlamıştır. Daha sonraları 1999 yılından itibaren Başbakanlığa bağlı olarak hizmet vermeye başlamıştır. TİKA’nın başkanlığını Hakan Fidan, Necati Utkan, Tugay Özçeri gibi isimler yürütmüştür. Mevcut başkan ise Dr. Serdar Çam’dır. İlk başkanları daha ilginç kişilik sahibidirler. TİKA’nın ilk başkanlarından MİT müsteşarlığı da yapmış Fuad Doğu, şu anda AKP milletvekili olan eski gazeteci Selçuk Özdağ ile yaptığı röportajda “Ben MİT müsteşarlığı yapmadım, CIA’in şube müdürlüğünü yaptım” demesi çok şey anlatmıyor mu?

TİKA, Makedonya’da bir kültür projesi üzerinde çalışıyor. TİKA o dönemdeki Başkanı Musa Kulaklıkaya’nın bir anısı bunu özetler nitelikte. Törene Başkan Kulaklıkaya da katılmış. Bir ara protokolden ayrılıp, halkın arasına karışmış. Çok güzel, bozulmamış Türkçe konuşan Makedonyalı yaşlı bir kadınla sohbete başlamış. Sormuş; “Teyze, bir sorununuz, derdiniz, isteğiniz var mı?

Yanıt hemen geliyor;

Su sorunumuz vardı evladım. Ama TİKA diye bir adam geldi. Köyümüze su getirdi. Allah razı olsun bu TİKA denen adamdan...”

TİKA, Türkiye’nin uluslararası yardım ajansı. ABD’nin USAIDS’i var, Japonya’nın JICA’sı. Avrupa Birliği’nin büyük ülkelerinin de hepsinin ayrı ayrı yardım ajansları var.

Türkiye de, 1990’lı yıllarda kendi ajansını kurdu. Başta, SSCB’den kopan Türk cumhuriyetlerine yardımla başlandı. Ancak şu anda, 100’den fazla ülkeye çeşitli şekillerde yardım götürüyor TİKA.

TİKA benzeri kuruluşlar dünyada çok yeni değil. Versiyonları farklı olsa da medeniyet kurma iddiasında olan bütün ülkeler bu enstrümanı kullanıyor.

Ülkelerin yardım kuruluşları, o ülkenin dış politikasından ayrılmayan kurumlar. TİKA ve benzeri kuruluşlar ülkelerin ulusal güvenlik politikalarıyla da doğrudan ilişkilidir. ‘Yardım alan emir de alır’ esasına göre hareket ediliyor. Her ülkenin yardım stratejisini belirlerken belli öncelikleri vardır. Bu öncelik bazen ekonomik olabilir. Bazen de, daha önce bağlantılı olduğu halklarla ya da ülkelerle bağlarını güçlendirmek olabilir. Kendine yeni nüfuz alanları açma isteği olabilir.

TİKA’yı, USAID ya da Avrupa ülkelerinin yardım kuruluşlarından ayıran çok önemli bir unsur var. TİKA’nın iddiası “şartsız yardım yapmak”. Ancak bu dünyada kimse babasının hayrına yardım yapmaz. Diğer kuruluşların Türkiye ve İran ile arasındaki fark, o ülkeler hizmet fazlasını yardım olarak kullanıyorlar.

TİKA, teknik yardım çalışmalarını yürütürken, Türkiye’nin göreceli üstünlüğü olan konularda projeler uyguluyor. Tamamen ülkelerin stratejik çıkarları yardım sınırlarını oluşturur.

2002 sonrası yeniden yapılandırılarak, TİKA çok kısa sürede 60 ülke ofisine ulaşmış, faaliyet coğrafyası 150 ülkenin üzerine çıkmıştır. Bugüne kadar yurt dışında gerçekleştirilen 25 bine yakın kalkınma projesi ile hastaneler, okullar, yollar inşa edilmiştir. Türkiye’nin TİKA’nın projelerinin de yer aldığı toplam yardım miktarı 2010 yılı için 900 milyon dolara ulaşmış durumda.

Pek çok Batılı ülke yardımlarını, “demokrasiye geçiş adımları atılması” gibi şartlara bağlıyor. Daha önce geri kalmışlığı hesaplanarak, Güneydoğu’ya yardım yapılmasına Türk hükümeti onay vermemişti. Türkiye’ye verilecek yardımların sadece Güneydoğu’da kullanılması gibi şartlar getirilmesi, Türk hükümetinin de bunu reddetmesi hala pek çoğumuz hafızasında.

TİKA’nın böyle bir şartının olmadığı savunuluyor. Mesela, Sudan’da tüm dünyanın tepkisini çeken diktatör El Beşir’e de yardımda bulunuyor Türkiye TİKA aracılığıyla. El Beşir ile kurulan yakın dostluğun temelinde bu TİKA çalışmasının olduğundan kuşku yok. Bütün dünyanın eli kanlı diktatör dediği El Beşir ile Türkiye yöneticilerinin yakın dostluğunun bu TİKA sonucu oluşturulduğu kesin. “Yardım edilen ülkelerde sistemin diktatörlük olduğuna bakılmaz” deniliyor. Halkın temel ihtiyaçlarının giderilmesinin hedeflendiği söylenir, ancak kurulan ilişkiler bu iddiayı doğrular nitelikte değil. Diktatöre değil, yardım ihtiyacı içerisinde kuşatılmışlık içerisindeki halka yardım etmenin hedeflendiği söylense de sistemin izin vermemesi halinde böyle bir faaliyet yürütmek zordur. Onlarla işbirliği ve diyalog içinde projeler yapılıyor.

İran bu stratejik faaliyetleri inkılabın ilk yılından itibaren büyük bütçelerle, oluşturduğu derin stratejik araştırma merkezleriyle dünyanın her tarafında hararetle yürütüyor. En bariz örneği, Irak-İran savaşında Baas ideolojisine bağlı Suriye rejimini bu stratejik yardımlar yoluyla yanına çekebilmesiydi. Savaş süresince Suriye rejimi İran’ı desteklediği gibi, lojistik destek amaçlı Lübnan ve Filistin faaliyetlerini de bu kanallar üzerinden gerçekleştirebildi. O dönemde kurulan ilişkilerin bugün karşılığının ne olduğunu görüyoruz.

TİKA, Elbeşir’in ülkesinde bir hastane temeli atılıyor. Eleştirenlere, o hastaneden gelip diktatörün yararlanmayacağı ve bu çalışmayı yaparken de o insana diktatör demek gibi bir polemiğe girmenin yerine halkın ihtiyaçlarını dikkate almanın gerektiği ve rejimleri değiştirmenin ülke halkını ilgilendirdiği savunması yapılıyor.

Özbekistan ile Türkiye dış ilişkileri uzun süredir son derece soğuk, diplomatik ilişki kurulamıyor. TİKA ilişkileri çok iyi, kötü giden ilişkileri tamir etmek gibi bir misyonu da var.

TİKA, Afrika’da da, Karayipler’de de, Orta Asya’da da, Balkanlar’da da faal. Aynı bölgelerde, Türk sivil toplum kuruluşları da yoğun faaliyetler içindeler. Onların gücünden de istifade ediliyor, işbirlikleri kuruluyor.  Alanda Türkiye adına çalışan ve maddi yardım potansiyeli olan bütün unsurlarla işbirliği yapmak esas alınıyor.

TİKA’nın son dönemdeki yardımlarında en büyük payı Afganistan almış durumda. Coğrafi yardım olarak bakıldığında Orta Asya ve Kafkaslar en çok payı alan bölge Afganistan. Bunu balkanlar takip ediyor yüzde 25 oranında. Sonra onu da Afrika ve Ortadoğu takip ediyor. Şu anda ağırlıklı olarak Afganistan 1. sırada. Yıllık 100 milyon dolarlık proje portföyü oluyor. Kırgızistan-Kazakistan’daki oranların hep yüksek çıkmasının nedeni orada bulunan Manas ve Ahmet Yesevi Üniversiteleri. Üniversitelere yapılan yardımlar devlet yardımı gibi görünüyor. 2005 depremi ve geçen yıl gerçekleşen sellerin ardından çok kaynak aktarılan ülkelerden biri de Pakistan. Filistin hep ön sıralarda yer alıyor. Özellikle Gazze konusunda önemli miktarda kaynak aktarılıyor. Bir taraftan Filistin’in devletleşmesine yardım sağlanırken diğer yandan, ihtiyaçlara yardım yapılıyor.

TİKA Filistin’de çok faal. Türkiye ile İsrail arasında yaşanan Mavi Marmara gibi olaylar TİKA’nın faaliyetlerini ciddi anlamda etkilemiyor. İsrail diğer ülkelerden farklı değil, çalışmalarda kolaylık sağlıyor. İsrail’in TİKA’sı gibi çalışan “MAŞAL”, hem Filistin hem de diğer bölgelerde teknik yardım çalışmalarına destek veriyor ve bunun yaygınlaştırılmasını istiyor. İsrail makamları Filistin’e yönelik alanlar da dahil bir çok alanda TİKA ile işbirliği yapma taleplerini dillendiriyorlar.

TİKA amacı yardım götürmek, teknik tecrübe paylaşmak da olsa, bazen “başka amaçları” örneğin istihbari faaliyetleri olabileceğinden kuşkulanan ülkeler de yok değil. En kuşkucu davranan ülkelerden biri Ukrayna’ymış. Süreç içerisinde, yardımlardan mutlu olduklarını söylemişler. Daha da artmasını istiyorlar. Hatta Kırım’daki yardımların Ukrayna’yanın tamamına yayılmasını istemişler. TİKA da Kiev’de ofis açmış ve Ukrayna makamlarından gelen her projeye açık olduklarını bildirmişler. Ama buna rağmen proje anlaşmasını iki yıldır imzalanmaması o kuşkuların henüz bertaraf olmadığını gösteriyor.

Şu anda giremediği ülkeler arasında Çin var. Çin’de yürütmek istedikleri bazı projeler olmuş. Bazı tarihi eserleri restore etmek istemişler, olumlu yanıt verilmemiş. Bunu bir Türk kültürünün korunması ya da Türk kültürel mirasının korunması değil, insanlık mirasının korunması olarak yapmak istediklerini iddia eden TİKA, son çare olarak UNESCO ile bu projeyi yürütmenin yollarını araştırdıklarını söylüyorlar. Rusya da olaya sıcak bakmıyor. Rusya Federasyonu bölgesinde bulunan bazı cumhuriyetler konusunda faaliyet yürütmek için de Moskova’da bir ofis açmak istenmiş, ancak bugüne kadar olumlu cevap verilmemiş.

TİKA böyle bir faaliyet. Cihan devleti emelleri olan, geçmiş tarihi mirasını yeniden gündeme getiren ülkeler bu tür faaliyetleri fazlasıyla yapıyorlar.  İlam Mask dünyanın ömrünün en fazla 100 yıl kaldığını, bundan dolayı gezegenler arasında yeni kolonilerle yaşam alanların bulunması gerektiğini savunuyor. İngiliz fizik profesörü Stephen Hawking100 yıl içinde Dünya’yı terk etmemiz gerekebilir” diyor. Kaynakların giderek tüketildiği, dengelerin tamamen bozulduğu bir asırda emperyalist duygularla faaliyet göstermenin kime faydası olacak. Kendi ülkesindeki halkı aç ve sefil bırakıp kötü niyetlerle başka alanlara yatırım yapmak hayra alamet değil. Başka ülkelere yatırım yapan Avrupa veya ABD kendi vatandaşının refah seviyesini, mutluluğunu ihmal etmiyor. Türkiye’de ise bankaların vatandaşın kredi kartı borcunun 100 lirasını on liraya satıyor olması her şeyi anlatıyor aslında.

Biraz araştırılırsa TİKA gibi daha farklı faaliyetler, yeraltı yapılanmaları çıkar mı bilinmez. Ancak ilk başkanlardan Fuad Doğu’nun “Ben MİT müsteşarlığı yapmadım, CIA’in şube müdürlüğünü yaptım” demesi TİKA’nin nasıl bir çalışma içerisinde olduğunu özetliyor gibi..