44acf83c5415fae5af82ccc6b32ee2c6.pngSon 16 yılda 12 seçimle rekor denebilecek düzeyde yani her 16 aya denk gelen seçimler yapıldı Türkiyede. Yine bir seçim döneminden geçiyoruz ve düzen, sistem sanki yeniden oluşacakmış gibi özgürlük, demokrasi, insan hakları, adalet, hak hukuk ağızlarda sakız haline gelmiş durumda. Sosyal medyasından radyo, televizyon ve gazetelerine, sokağından caddelerine alanlarına hatta tünellerde yapılan proğramlara kadar heryer, herşeyde seçim propağandası ve tartışmaları kırıla gidiyor.

Yapılan propağanda ve tartışmalarda seçimin niteliği hemen hemen hiç konuşulmuyor. Evet bir seçime gidiyoruz ama haksızlıklarla dolu olan, demokratik olmıyan, eşit omıyan bir propağanda ve tanıtım döneminden geçiyoruz.

Temsili demokratik sistemlerde yapılan bugibi seçimler gerçekten demokratik seçimlermi yoksa insanların kulağına hoş gelen bir aldatmacamı veya temsili demokrasi de denilen bu tip sistemler demokratikmidir?

Önce eğer bir yerde yöneten ve yönetilenler varsa, iki görevide aynı insanlar ifşa ediyorsa yani yönetilen aynı zamanda yöneticide olabiliyorsa herkes aynı fırsat eşitliğine sahipse orada demokratik bir işlerlik var demektir. Bunun örneği Dünyada varmı derseniz hayır hala böyle bir oluşum hayat bulmuş değil. Atina demokrasisi olarak bilinen kadın ve kölelerin halk sınıfından sayılmadığı halkın kendi kendilerini yönetmesi sistemi kölenin olmadığı kadınında katılımıyla hayata geçirilmiş olsaydı Dünyanın en demokratik yapısı haline gelebilirdi. 2500 yıl önce denenen böyle bir sistem eksik yanları tamamlanarak hala hayata geçirilmiş değil.

Peki bugün temsili demokratik sisteme sahip olduğunu söyleyen Türkiyede ki seçimler ne kadar demokratiktir biraz buna bakalım. Halkın temsilcileri tarafından hayat bulan bir yönetimmi yoksa bu tamamen bir aldatmacamı.

Temsili demokrasilerde başkanlık, yarı başkanlık veya parlamenter sistemle adlandırılan yönetim biçimleri var ve bu yönetimler partiler aracılığıyla seçmenle oluşturdukları ilişkiler sonucunda seçimle oluşturulurlar. Tabi bu süreç içindeki örgütlenmeler yani partileşme, seçime girme ve iktidar olma yolundaki çaba ve eforlar hep şeffaf, demokratik ve adil olarak adlandırılırlar ama hiçbir zaman ne adil olabildiler nede demokratik ilkelere ayak uydurdular.

Tabi bu çalışmaların adil olabilmesi için kullanılan araçların yapısına bakmak lazım. Bu yazımızda yönetimi değil ama seçim sisteminin demokratik olup olmadığına kısa bakacak olursak önce partilerden başlamamız gerekiyor.

Partilerde demokratik işlerlik, parti içi demokrasi varmı, partiler arasında adil eşit bir yarış, kendilerini tanıtmada anlatmada, kullandıkları olanaklarda eşitlik veya adiliyet varmı söz konusumu biraz irdelediğimizde koca bir adaletsizlik ve hukuksuzluk karşımıza çıkar.

Türkiyede partiler büyük oranda lider sultasıyla yönetilirler. Lider delegeleri belirler, lider milletvekillerini belirler, lider politikayı belirliyendir. Seçmen önüne gelen isimlere ve partilere oy verir hiçbir zaman düşüncesine baş vurulmaz. Yani seçmen kendi temsilcisini değil liderin ve partinin temsilcisini seçer. Parti yöneticisinden milletvekiline, seçmenden delegesine kadar aday belirleme süresinde etkileyici ve belirleyici olamazlar, tek belirleyici olan liderdir.

Adaylar hakkında seçmenin düşünce belirlemesi söz konusu değil, bazen aday adaylarının kim olduğunu bile bilmezler.

Aday adayları halkın önüne çıkmazlar, ön seçim, delege seçimi veya seçmenin tercihi yok sayılır. Kısaca üyelerin parti üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Aşağıdan yukarıya bir örgütlenme söz konusu değildir, herşey yukardan lider tarafından belirlenir. Yani partilerde demokratik işlerlik yoktur, demokratik partiler değil lider partileri halinde yapılanmışlardır.

Partiler eşit propaganda ve tartışma olanakları bulamazlar, özellikle iktidar olanlar devletin her türlü olanağından yararlanırken geriye kalan partilerin çabaları zaman zaman devletin engelleriyle karşılaşırlar. Gazete, televizyon ve radyolardan eşit düzeyde yararlanamayan partiler aynı zamanda kendilerine yapılan eleştirilere cevap verecek olanakları bile yakalıyamazlar.

Devletin seçim giderleri olarak verilen paradan büyük olan partiler daha çok yararlandıkları için yakaladıkları imkanlar diğer partileri katbe kat geçerken, bazı partilerde bu olanaktan hiç yararlanamazlar.

Yine partilere getirilen baraj sistemi ile seçmenin kendisini temsil edecek aday göndermesi önünde büyük engel oluşturulmuştur. Milyonlarca insanın tercihi yok sayılmakta, düşüncesi parlementoda temsil edilmemektedir. İsmi temsili demokrasi ama pratikte tam tersi işliyor. Düşününki dört parti dışında kimse temsil edilemiyor parlamentoda. 10 milyonun üstündeki seçmenin temsilcisinin olmadığı bir temsil demokratik bir yapı olabilirmi. Tek başına bu örnek bile bu sistemin demokratik olmadığını ortaya koyuyor.

Bu sorunu biraz güncellersek belki biraz daha rahat algılıyabiliriz.

AKP, CHP,HDP,SP,MHP ve sayamadığım diğer partiler, hepsinin milletvekili adaylarına baktığınızda halk tarafından seçilen adaylar değil veya ön seçimle seçilmişte değiller. Genelde liderler tarafından seçilen adaylar. Yine bu partinin liderleri halk tarafından seçilmiş adaylarda değil. Liderin seçtiği delegeler tarafından kendisine verilen oylarla yerini koruyan liderler söz konusu. Yine halkın değil liderlerin belirlediği Anayasa ile kurulan partiler bunlar. Yani halkın değil iktidarın yapılandırdığı anayasa ile yaşamı oluşturan bir sistem.

AKP iktidar olduğu için devletin tüm olanaklarını kullanıyor. Uçağından arabasına kadar, valisinden kaymakamına muhtarına kadar, ilkokul öğrencisinden memuruna, Televizyonundan radyosuna, dış ilişkilerden içişlerine kadar herkesin ve herşeyin yararından yararlanan bir parti ve bunların hiçbirinden yararlanamayan partiler. Eşit özgürbir tartışma yerine tek taraflı yapılan propagandayla seçim çalışması anti demokratik bir şekilde devam ediyor.

Türkiye partisi olması istenen HDP Türkiyenin yarısında toplantı ve gösteri yapamıyor. Seçmenle yüz yüze gelemiyen HDP program ve ilkelerini kitlelerle paylaşamıyor. Parti binaları yakılıyor, arabaları taşlanıyor, kadroları tutruklanıyor. Türkiyenin en büyük televizyonlarında hergün alehinde propaganda ve eleştiri yapılmasına rağmen kendisine olanak verilmediği için kendisini savunamıyan bir parti konumunda.

6 tane Cumhurbaşkanı adayı var güya yarışıyorlar, güya eşit ve adil bir seçim olacakmış. Selahattin Demirtaş rehin alınmış hücreden çalışmasını yürütürken tek aracı telefon tabi birde ketılı var. Bazen ketıl iyi ısıtmayınca twitler de gecikmeli ulaşıyor dışarıya.

Diğer adaylar arasında da eşit adil bir yarış yok zaten. Erdoğan devletin hertürlü olnaklarına sahipken, diğerleri seçmenlerinin ve partilerinin katkıları ile çalışmalarını yürütüyorlar. Basın yayın Erdoğan’ın tek taraflı çalışmalarını verirken, diğer adaylar yokmuş gibi görmezlikten geliniyor.

Herşeye rağmen, her türlü olanaksızlıklara rağmen Devletleşen Erdoğana karşı gelişen bir dip dalga geliyor, umarım oluşan bu dalga Faşist AKP nin iktidardan düşürülmesinin kara bulutu olur.