” Başı sanat düşmanlarıyla hoş olmayan ve bu yüzden dokuzuncu köyde yaşamayı reddedip mecburi bir yolculuğa çıkanlardanım”

3010B27B-78CD-487E-B189-6AA0B1230225

Hilal NESİN

Hep kendi köşemin yazarıydım. Kendi köşemde kendimce yazardım kendimi ve memleketimin ahvalini. Sık sık “Gel bizde yaz!” diyenler olurdu ama hiç düşünmemiştim. “Ben böyle eyim, yerim rahat kimseye hesap vermeden yazıyom ki.” derdim. Yani biraz da kendi sayfalarımda yazıyor olmanın rahatlığı olabilir. Okurlarıma oradan bazı kısa bazı uzun bazı yağlı bazı yavan yazılarla ulaşıyorum. Ama olur ya işte birini kıramazsınız ve “Hadi tamam oldu.” dersiniz ya; işte ben de Cemile Hanım”ın sıcacık, candan bir “Merhaba! ” demesiyle karar değiştirdim ve başladım onların köşesine konuk olmaya.

İlk yazım olmasından dolayı kendimi kısaca tanıtmam gerekirse, başı sanat düşmanlarıyla hoş olmayan ve bu yüzden dokuzuncu köyde yaşamayı reddedip mecburi bir yolculuğa çıkanlardanım. Bilen bilir bilmeyenlere söyleyeyim sanatın kıyısında köşesinde ortasında dolaşıyorum. ‘Dolaşıyorum’ dedim çünkü içine girmeyecek bir süreçten geçiyorum. Sadece ben değil koca bir memleket geçiş halindeyiz ‘ah’ ‘vah’ ‘oh’ diyerek geçiyoruz. Sanatın içinde olup da siyasete dokunmadan geçiş yapanlara şaşarım. Suya sabuna dokunmadan sanat yapmak mümkün değil diye düşünürüm. En azından bana göre mümkün değil diyeyim. Zira yapan arkadaşlara saygım vardır tabi ama acayip de şaşarım nasıl halkın sesini duymadan, ‘lay lay lom’ dünyasında dolaşırlar. Halkın sesini duymayan herhangi bir sanat eserine imza atmak nasıl bir şeydir? Şahsen ben beceremedim; çok denedim olmadı. Düşünün ülkeniz kan revan içinde ve siz bir oyun sergiliyorsunuz. Oyunun içinde kuşlar kelebekler cirit atıyor; insanlar inanılmaz mutlu; her şey yolunda fakat tek sorun sergilediğiniz oyundaki kadının yemeğe tuzu fazla koymuş olması. Yok mümkün değil… Bir yerlerde zulüm ve zulüm eden varsa, bunu anlatmamak zulüm edene ortaklıktır.

Hiç unutmuyorum bir oyun izlemek için İstanbul’a gitmiştim. Hadi adını vermeyeyim de polemik olmasın… 10 Ekim patlamasından iki ay sonraydı. İçimden oyunun sonunda patlamada hayatını kaybedenler adına küçük de olsa bir replik koyulmuştur diye düşündüm. Güncellenecek bir oyun olduğunu biliyordum. Yönetmene, oyunculara “Yaparlar yapmalılar da. Çünkü bunlar oyuncu. Bunlar gözlemledikleri halkın yaşadıklarını sahnelerler, en azından sanatın penceresinden bakıyorlar dünyaya ve çıplak görmeleri lazım dünyayı.” diyordum. O dönemi dün gibi anımsıyorum ve unutmayacağımı da biliyorum. Oradaydım, an ve an sızılıyordu her yanım, öyle böyle bir zaman dilimi değildi. Kanlı gözyaşları damlıyordu anaların gözünden. Dokunduğun yerden acı fışkırıyordu. Hastana önündeki çığlıkları hala duyuyorum. Olağan dışı haller, olmayacak haksızlıklar yaşanıyordu. Duyarlı birçok kişi olanı biteni aktarmalıydı. Hele de sanatçılara çok iş düşüyordu… Umudum aydınlığı hissedenlerdeydi. Yok, olmadı. Umduğumu bulamamanın verdiği hüzünle gelirken evime, yol boyu, “Ben yanlış olamam. Tiyatronun duayenleri vardı halkının sesini hakkıyla ulaştıran.

Mesela aklıma gelen ilk iki ismi hemen söyleyeyim Metin Akpınar Zeki Alasya, onların tiyatro oyunlarının kasetleri çıkmıştı, çocukken onları dinlerdim. Bir kez değil defalarca dinlediğimi anımsıyorum. Süleyman Demirel’den Turgut Özal’a, Kenan Evren’den Bülent Ecevit’e tadında yerinde usulünce dokunuşlarını anımsıyorum. Tabi ‘şu anda olsa yapamazlardı’ diye bir dip not sunmama gerek yok. Hatta Demirel en fazla taklidi yapılan ve karikatürü çizilen siyasetçilerden biri olmasına rağmen hiçbir sanatçıyla mahkemelik olmadı. Yani “Bana hakaret ettiler bunla binaenaleyh tıkın bunlaa içeri.” demedi. Gelin görün ki ben ve ben gibiler Demirel’e bile sempatiyle bakmaya başladık.

Geçmişe özlem duymayı sevenlerden değilim. Hep ileri hep ileriyedir özlemim. İnancım var! İleride bugünün delisinin unutturacak aydınlık bir nesil var…

Bu ilk yazım kısa bir tanışma oldu. Bundan sonraki yazılarımda işim ve şartlar gereği sanatın etrafında siyasetin cilveleriyle bütünleşip evirip çevirip size ulaştırmaya çalışacağım. Yasaksız yazılarda buluşmanın güzel olacağından hiç kuşkum yok. Şimdiden tüm okuyucularıma çok teşekkürler. Sevgiler