d8924e82a5e1740a6fb55618aebc31c0Türkiye Qandil’e kapsamlı bir operasyon yapıyor. Qandil’li ele geçireceklerini sayıp duruyor ve AKP savaş hükümeti çok iddialı konuşuyor. Başarıp başarmamaları birçok etkene bağlı. Buna girmeden bu operasyona yol açan mantığa bakalım.

Bu operasyonun özel bir sebebi olsa da bu tür operasyonların nedeni mantık olarak Türk egemenlik sistemin savaşsız yaşayamamasındandır. Türkiye’nin ulus inşa etme projesinden kaynaklanmaktadır. Tüm zorlamalara karşın misak-ı milli sınırları içinde tüm yurttaşları temsil eden bir milli kimlik oluşturamamasındandır.

Defalarca izah ettiğimiz gibi Türk denilen toplum bir ırka dayanmamaktadır. Kendi değişleriyle 72,5 milletten oluşan kozmopolit bir toplumdur. Bu toplumu birleştiren çimento ırkçı Türkçülüktür. Kim çok Türkçülük yaparsa iktidar erkine erişme o oranda kolaylaşır. Fakat buna rağmen istikrarlı bir toplum yaratılamadı. Çıkarları uyuşan farklı milliyetlerden egemenlerin koalisyonu şeklinde katı, esnemez, tekçi bir sistemin oluşumuna yol açtı. Buna azınlıklar koalisyonu da diyebilirsiniz.

Azınlıklar koalisyonu, Türk egemenlik sisteminin ana temelidir ve buna direnen ve baş düşmanı ise hep Kürdler olmuştur. Bu nedenle sistemin, Kürdlere tahammülü yoktur. Yok sayıldılar, yok saydıklarını yok etmeye çalıştılar. Üzerlerinde denenmedik yöntem bırakılmadı. Kürdler sert çıkınca, onları eritemediler. Bunu da, hiçbir zaman hazmedemediler. Kürdler lehindeki her gelişmeyi kendi sonlarının yaklaştığına yorumladılar. Bu nedenle üzerlerine sert gidildi. En ufak bir kıvılcımı, başından söndürmeyi varlık nedeni saydılar. Askeri darbeler, savaş hükümetlerin ardı ardına sürüp gitmesinin nedeni budur.

Türk denilen toplum bunu kanıksamış ve sistem sahiplerinin her dar boğaza girdiğinde toplumun desteğini almalarının gerekçesi de Kürd korkusu olagelmiştir. “Vatan bölündü ha bölünecek” korkusu Türk denilen toplumda tedavisi bulunmayan kronik bir hastalığa dönüşmüştür. Şu an AKP savaş hükümetinin girdiği kaostan kurtulmanın can simidide yine Kürdlere saldırı politika edinilmiştir. Kürdistan’ın kuzeyinin sayısız şehrinin yakıp yıkılması, Şengal, Kobani, Efrin operasyonları yetmemiş olacak ki sırada Qandil operasyonu başlatıldı. Bu operasyon genelde Türkiye’yi, özelde AKP savaş hükümetini kurtarır mı, kuşkusuz hayır. Bu sadece ve sadece Kürd/Kürdistan sorununun çözümünü dahada zorlaştırır.

Başta Türkiye olmak üzere Kürdistan’ı sömürgeleştiren diğer sömürgeci ülkelerin Kürd/Kürdistan politikası kavranılmadan, buna uygun milli bir politika oluşturmadan Kürd/Kürdistan sorunu çözülemez. Kürd siyasal hareketlerin uzak olduğu alanda burasıdır. İzledikleri politika Kürdlere kaybettiren politikalardır. Bu politikalar değişmeden Kürdlerin kurtuluşu mümkün değildir. Bu nedenle Kürdler mevcut politikalarını çöpe atmalı, devletleşme politikası gütmelidir. Bu yapılmadığı sürece ne milli birlik sağlanır, ne de uluslararası müttefikler edinebilir. Çünkü ciddiye alınmazlar. Ha bu arada Kürdler savaşır. Çıkar çevreleri de “aferin Kürdler“ deyip geçer. Fakat bu politika ile Kürdler bir statüko sahibi olamazlar. Ama çıkar çevrelerin kullandığı piyon olmaktan da kurtulamazlar. Bugüne olan biten budur.

Kürdler ciddiye alınmak, aktör olmak istiyorlarsa bir an önce millet olmadan doğan bağımsızlık hakkını programlamalı ve bunun için kendilerini pratikleştirmelidirler. İşte o zaman iç birliklerini kuracakları gibi, çıkarları çakışan uluslararası müttefiklerde bulurlar.

Artık şu ezberi bozmak gerek. Bu dost, bu düşman demekten öte esas olarak kendi politikamızı masaya yatırmak gerekir. Nerede hata yaptık, yapıyoruz sorgulamak gerekir. Bunu yaparsak ve millet olduğumuzun politikasını izlersek kazanan biz oluruz.

Şunu net olarak biliyoruz. “Siyasette; sabit dostluk ve düşmanlıklar yoktur, sabit çıkarlar vardır.“ Şu veya bu devlet şu bu düşmanımıza niye yardım ediyor, niye bize etmiyor meselesi çıkara endekslidir. Birilerinin çıkarına cevap verebiliyorsanız karşılığını alırsınız. Yoksa havanızı alırsınız.

Birilerinin çıkarına nasıl cevap verilebilir tespiti çok önemlidir. Bunu doğru tespit eder, ona uygun bir siyaset izlerseniz karşılığını alırsınız.

Kürdler yüzyıllardır ülkesini işgal etmiş sömürgeci güçlere karşı elde silah savaşıp kendilerini bugünlere taşıdılar ama bir statüko sahibi olamadılar. Çünkü düşmanı yenemediler. Ülkesinden kovamadılar. Bunun çok nedeni olsa da esasta düşmana yöneldiklerinde deyim yerindeyse Orta Doğu’ya verilen sistemde çıkarı olan tüm güçleri karşılarında buldular. Bir bütün olarak ta tüm bu güçleri yenemezlerdi.

Fakat şimdi faklı bir süreç yaşanıyor. Orta Doğu yeniden dizayen edilmeye çalışılıyor. Bu yapılırken ülkemizi işgal altında tutan sömürgeci devletler hedefleniyor. Bu arada Kürdler müttefik olarak kabul ediliyor. Stratejik gidişat budur. Fakat Orta Doğu’ya yeniden şekil verilmesi bugünden yarına olacak bir iş değildir. Uzun bir süre alacaktır. Bu arada sahada olan güçler arasında zaman zaman kısa süreli ittifaklar, zaman zaman çatışmalar yaşanacaktır. Fakat süreçte esasta savaş ağırlıklı olacaktır.

1990’lardan sonra Orta Doğu’ya yönelen ABD ve müttefikleri sömürgecilerimizle karşı karşıya geldi. Irak, Suriye, İran ve Türkiye ile düşmanlaştı. Süreci takip eden herkes bu gerçeği görebilir. Bu arada zaman zamanda bu güçlerle geçici ittifaklarda yaptığı bir başka gerçektir.

ABD ile Türkiye arasındaki uzlaşmazlık 1990’lardan sonra genişleyerek bugünlere geldi. Çözümü zor olan çıkar çatışmalarına yol açtı. Bırakın kısa vadede uzun vadede bunların çözümü mümkün olmadığı gibi sonuçta çözümü savaşla olacaktır. Tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi. Tıpkı bugün İran’a yapılmak istenen gibi. Çünkü sorunun merkezinde Kürd/Kürdistan sorununun çözümü yatmaktadır.

Bunlar yapılırken sahadaki güçlere yönelmede kimin öncelik, kimin sonraki hedef olacağı ve ilk hedefe karşı sonraki hedefle birlikte nasıl bir uzlaşı olacağı hesabı yapılmaktadır. Şu an Türkiye’nin Qandil operasyonu bu temelde ele almak gerekir. ABD bu işgale karşı niye sessiz meselesi irdelenmesi gerekir. Bu arada PKK’nin izlediği politika bununla birlikte ele alınması gerekir. Bunlar ele alındığında ABD’nin Türkiye’nin Qandil operasyonu karşısında sessiz kalışını anlamak mümkündür.

ABD, öncelikli olarak İran’ı hedef olarak gündemine almıştır. Kuşkusuz İran’a hemen askeri bir operasyon düşünülmüyor. İlk önce İran’ın çevre ülkelerdeki kanatlarının kırılması, onu müttefiksiz bırakılması, yanı sıra uyguladığı ve uygulayacağı ekonomik ambargolarla onu içerden çökertmek esasta süreç politikasıdır. Bunun için ABD-Rusya Suriye konusunda anlaştı. Anlaşmanın temeli İran ve Hizbullah’ın Suriye’den çıkarılmasıdır.

Yanı sıra İran’a yönelik ABD politikasına Türkiye’nin son süreçle birlikte uyum sağladığı görülüyor. Bu konuda Türkiye’nin ABD’ye kolaylık sağlayacağı garantisi verdiği, buna karşılıkta ABD, Türkiye’nin Qandil operasyonuna sessiz kalacağı anlaşılıyor. Bu arada ABD politikasına uygun bir politika oluşturmak istemeyen PKK’yi dizayen etmeye çalıştığını söylemekte yanlış olmaz. Meselenin özü budur.

Bu, hem ABD ve hem de Türkiye için önemlidir. ABD’nin İran’a karşı izleyeceği politikaya karşı Türkiye’nin kolaylık sağlaması ABD ve Qandil operasyonu da içte ve dışta sıkışan AKP iktidarı için çok önemlidir. İşte karşılıklı çıkar dediğimiz budur. Burada zarar görecek olan PKK ve onun şahsında Kürd milletidir.

Başta PKK olmak üzere tüm Kürd hareketleri hem sömürgecilere ve ABD’ye karşı politikalarını gözden geçirmesi zaruri bir hal almıştır. Şunu kavramak gerekir. ABD, Kürdistan’ın merkezinde yer aldığı Orta Doğu’ya bir düzen vermeye çalışıyor. Bu Kürdler için büyük bir şanstır. Kürd politik güçleri bunu görmeli. Buna uygun bir politika izlemelidir. Bunun tersi halinde bir gelecek olmayacağını anlamalıdırlar. Bundan genelde Kürd milleti büyük zarar göreceği gibi özelde buna ayak uydurmayan siyasal güçlerinde zarar göreceği kaçınılmazdır. Biz bunu istemiyoruz. Hangi hareket olursa olsun zarar görmesini istemiyoruz. Temennimiz odur ki her hareket yeniden ama yeniden politikasını gözden geçirmeleridir.

ABD, genelde Kürd politikasının yanı sıra PKK’nin politikalarından çok rahatsızdır. Devletleşmeye karşı oluşlarından, milliyetçi bir çizgi gütmemelerinden, sömürgeci ülkelerle olan ilişkilerini koparamamaktan çok rahatsızdırlar. Hele İran ve yanı sıra Türkiye sol hareketleriyle olan ilişkilerinden daha da çok rahatsızdırlar. Oysa bu politikalardan arınmış bir PKK, ABD için bulunmaz bir müttefik olabilir. Bunun somut örneği Kürdistan’ın Güneybatısı (Rojeva)’da YPG ile var olan ilişkisidir. ABD, çok uğraşmasına karşın PKK’yi dönüştürememektedir. Türkiye’nin Qandil operasyonuna karşı sessiz kalmasının bir nedeni de budur. Sonuç olarak PKK’yi kendine mecbur bırakma politikası izliyor. Tıpkı Kobani’ye IŞID’ın saldırıyla birlikte PYD/YPG’yi kendine mecbur bıraktıkları gibi. Ki bu mecburiyet YPG’yi devleştirdi. Kürdlere umut oldu.

Kimileri bu mecburiyeti çok kötü görebilir. Bizce değil! Keşke de mecburiyetten değil de izlediği politikasının çıkmazını görüp ABD ile uyum içinde olacağı bir politika sahibi olsundu. Kuşkusuz bu daha sağlıklı olurdu. Ama her halükarda belki kısa vadede olmayabilir ama sonuç olarak bu çizgiye gelecekleridir. Yoksa kendilerini geleceğe taşıyamazlar.

Öngörümüze göre ABD ile Türkiye’nin Qandil operasyonu konusundaki uyumluluğu stratejik bir anlaşma sonucu değil, kısa vadeli bir anlaşmanın sonucudur. Operasyonun derinlemesine ABD müsaade etmeyecektir. Her halükarda onu durduracaktır. PKK’ye büyük darbeler vurmasına göz yummayacaktır. Müdahale edecektir. Bunun süresi 24 Haziran seçimleri ile sınırlıdır. Öngörümüz budur.

18 Haziran 2018