76025-JSNDC20.jpg

Yakup Aslan

 

“IMF bizden 5 milyar dolar borç istiyor!” Dünyanı sömüren global güçlerin ekonomik baskısından kurtulmuş olmanın hayali bile güzel. Ne kadar gerçekçi yanı var, o da ayrı bir konu. Ülke o kadar zenginleşmiş ama bütün varlığını, itirazlara aldırış etmeden satılıyor ve bir de gidip ülkeyi karıştırdıkları iddia edilen, sömürü hedefleri olan global güçlerden borç alınıyor. 375 milyonu dış borç olmak üzere 600 milyar dolar borç ile IMF bizden nasıl borç istiyor anlamak kolay değil… Yatırım yok, üretim yok. Üretimde, sürekli dış güçlerin baskısıyla kota uygulanıyor. Tütün üreticine kota konuluyor, bunun yerine borç alabilmenin yolunu açmak için yüksek fiyatlarla dışarıdan tütün alınıyor. Birçok ürün gibi pancar yetiştiricisine de kota koyulmasını anlamsız.

‘Yabancı sermaye’ güvenmediğinden yatırım yapmaktan çekiniyor, Arab sermayesini ülkeye çekmek de Katar ile sınırlı kaldı. Dahası ülkenin büyük sermayedarları servetlerini kaçırıp yurt dışında yatırım yapmaya başladı. İktidara yakın Ülker sahipleri bile dış ülkelere sermayelerini götürdüler, oralarda fabrikalar satın aldıkları söyleniyor..

Elinde ne varsa satan Doğan grubunun, bütün sermayesiyle güvendiği ülkelerde yatırım yaptığına dair haberler var… Hepsi bir yana cumhurbaşkanı ve başbakanın kendisi bile çocuklarına “yatırımınızı yurt dışında yapın” dediklerini kendileri açıklamadılar mı? Gerçi bunu “şaibe oluşmasın diye” şeklinde tevil etmeye çalıştılar… Nasıl bir yeni sistemdir anlamak zor.. Suriye savaş rantı, kaçak petrol, mülteci rantı ve özellikle Arap ülkelerinden gelen hibeler tüketildi. Akla gelebilecek her şey satıldı, paraya dönüştürüldü. Para bitince herkesten, global tefecilerden borç alınmaya başlandı. Yüksek faiz talep eden tefecilerden bile para alındı. Peki, bunca borcu Türkiye’ye kim veriyor? Dış mihraklar! Türkiye’nin büyümesini kıskanan düşman güçler. Lider ve güçlü Türkiye’yi istemeyen, kıskanan ve ülkeyi karıştırmaya çalışan hasım ülkeler kesenin ağzını açmışlar, babalarının hayrına yüksek faizle borç veriyorlar. Ne kadar da hayır severlermiş…

Borç veren ülkelerin başında gelenler sürekli kavgalı olduklarımız…

İngiltere, Hollanda, Amerika, Almanya, gibi ülkelerden borç almak için, gidip yalvarıyoruz..

Türkiye’nin kötülüğü için çalışan, sürekli oyun peşinde olan İngiltere’den yalvar-yakar alabildiğimiz borç 34 milyar dolar. Son dönemde şeker fabrikalarının satışından elde edilen miktarın yarısı kadar. Borç alınan paralar veya satılanlardan elde edilen paraların nereye harcandığı bize dert değil, bizim derdimiz ülkenin yoksullarının evine ekmek götüremiyor olmalarıdır. Egemenlerin kendileri için çok bonkör olduklarını biliyoruz. Örtülü ödenek, yandaşlara peşkeş çekilen arpalıklar, ihaleler, saray masrafları, bakan çocuklarının harcamaları, yurt dışı ziyaretlerinde Siyonist lobilerine verilen rüşvet tarzındaki hibeler, Suriye savaşına ve barış sürecini imhaya harcanan paraların haddi hesabı yok… Medyanın tekleşmesi için Demirören Holding‘in Doğan Holding‘a ait medya grubunu Ziraat Bankası’nın verdiği 675 milyon dolarlık krediyle satın aldığı iddiası, TRT gibi arpalığa dönüşen kurumlara büyük bütçeler ayrılması bile tek başına fuzuli masrafları anlatmak açısından yeterli değil mi?

Nazi diye suçlanan, her fırsatta Türkleri asimile ettiği iddia edilen ve siyasi açıdan sürekli çemkirilen Almanya’dan 25 milyar dolar borç alabilmek için nasıl bir yöntem izlendiğini bilmiyoruz ama neticede kullanılabilecek bütün kaynaklar, giderek tüketiliyor.. Sarayın aylık masrafı, günlük harcamaları siyasilerin dilinde pelesenk oldu, ancak kimse israfın bu kadar abartılmasının ülkeyi batıracağının farkında değil. Bin bilmem kaç küsur odalık saray, koruma, hizmetli yetmezmiş gibi, şimdi yazlıklar ve ek saraylar yapılıyor. Ülkede çözüm üretmenin yerine, sıkıntının hissedildiği her dönemde heyetler yabancı ülke seferleri düzenliyorlar. Peki ihracat veya yabancı sermayenin ülkeye çekilmesinin çalışması için mi? Hayır! Tefecilerden borç alabilmek, bu maksatla rüşvet boyutundaki fuzuli satın almalar için.. ‘IMF’nin Türkiye’den borç isteyecek kadar paranız vardı da paraları nereye harcadınız’ diye sormazlar mı?

Darbecileri koruyan, organize eden; Türkiye düşmanlarıyla işbirliği içerisinde olan ve sürekli kumpaslar hazırlayan, Orta Doğu’yu kana bulayan, bütün teknoloji ürünü bombalarını Müslümanların üzerine boşaltan ve İsrail hamisi Amerika’ya 27 milyar dolar borçluyuz. ‘Borç alan, emir de alır!’ diyenlerin sömürü hedefleri olan ABD gibi bir ülkeye borçlanması zillet değil mi? Köprüye, tünele, hastaneye para yatırılmadığı, ‘yap-işlet’ sistemiyle yapıldığına ve bunların tamamı devlet hazinesinden müşteri garantili olduğuna göre bu paralar nere harcandı!

Şov zemininde şovmenlere parmak ısırtacak bir sürecin yaşandığı referandumda parazit çıkaran, çalışmaları engelleyen düşmanımız Hollanda’ya ne demeli? Onlar da 20 milyar dolar borç vermişler. Neden vermesin ki! Hem faizlerden yüksek kazanç sağlanacak ve hem de eziklik içerisinde olan bir muhataba gerektiğinde emir verebilecek…

Siyasiler, milli ve yerli şovlarını toplumu uyutmak maksadıyla bolca kullananlar düşünsün.. Beni ilgilendiren doların 4,7515 TL’ye çıkmış olması, biberin 8 TL, limonun 7 TL, soğanın 5,5 TL ve yeşil fasulyenin 10 TL olmasıdır. Soğan 5,5 TL’ye çıkınca, borcun faizi ödeniyor mu? Fırsat eşitliği, hak-hukuk dediğimiz, birinin açlık sınırının altında yaşamını sürdürmeye mahkum edilmesi ve küçük bir azınlığın lüks ve israf içerisinde yaşaması mıdır?

Hepsi bir yana, 580 bin kişilik Lüksemburg’a borcumuz 8 milyar dolar. Cihan Devleti daha şimdiden borcun altında ezilmeye başladı. Bu borçların sadece faizini ödemek için milyonlarca dolar sıcak paraya ihtiyaç var. Bilgi alma hakkının fiilen rafa kaldırıldığı, medyanın susturulup sindirildiği bir yerde toplumu masallarla uyutmak elbette kolaydır. Uyuyan toplum asla mültecilerin neden ölüm pahasına Müslüman ülkelerden kaçıp gavur memleketlere sığınmak için denizlerde boğulduğunu, açlık ve sefalete mahkum edilmiş 4 milyon Suriyeli mültecinin neden ülkelerinden kaçıp Türkiye’ye sığındığını ve cumhurbaşkanının Avrupa’yı “sınırları açarım, gerekirse uçaklara, otobüslere doldurup gönderirim” dediği Suriyeli mültecilerinin rantının ne kadar olduğunu da sorgulamaz… “Neye layıksanız, öyle yönetilirsiniz!” ilkesi yaşanarak öğrenilmiyor mu?

Peki nereye kadar!

Faizi daha fazla artırarak, yoksulun belini bükerek ve var olan her şeyi satarak ülkeyi kabadayılıkla yönetmeye çalışmak nereye kadar sürecek…

Ülkenin bu kadar borcun altında ezilmesinin bir sebebi Suriye savaşına müdahil olmak, “ülkenin bekası tehlikede” paranoyası ile ırkçı reflekse yapılan devasa askeri harcamalar ve ikincisi astronomik lüks harcamalar. Çözüm, acil bir şekilde Suriye savaşından çekilip ülkede yeniden barışın gereklerini yerine getirmektir. Halk acilen bu gidişata artık dur demeli ve ülkenin normalleşmesi için elini taşın altına koymalı. Bu gidişat elbette normal değil.