44acf83c5415fae5af82ccc6b32ee2c6.png1999 la başlıyan İMF reçeteleri 2002 de dönemin partileri olan ANAP, DY, MSP ve MHP yi baraj altında bıraktı. 12 Eylül Anayasasının getirdiği seçim sisteminden yararlanan AKP % 34 oyla meclis çoğunluğunu yakalıyarak iktidar oldu. Kemal Derviş politikalarıda denilen Dünya bankası ve İMF nin şartlarının gölgesinde hayata geçirilen politikalar AKP tarafından 2007 yılına kadar sürdürüldü. Yine bu dönemde yani 2002 ila 2008 yılları arasında Avrupa birliği kriterleri doğrultusunda yapılan çalışmalar, Dünya da Türkiye ye yönelik Demokratikleşebilir algısı yarattığı için ekonomi dünyasının da desteğiyle kriz atlatılarak ekonominin göstergeleri düzelmeye başladı.

Bu dönemde özellikle 2007 ile başlıyan askeri ve bürokratik vesayetle hesaplaşmaya paralel parti içinde de bazı tasfiyeler yapıldı. Özellikle Kemal Dervişin politikalarını yürüten ekip AKP den ya tasfiye edilde yada ayrılmak zorunda kaldı. Tamda bu döneme denk gelecek bir biçimde 2008 deki Dünya ekonomik krizinden kurtulmak isteyen Amerika sonsuz miktarda Dolar bastırarak Dünya ya ihraç etti. ABD ve Avrupa gibi ülkelerdeki düşük faiz den kaçan paralar Türkiye gibi ülkelere yöneldi. 2008 ila 2017 yılları Dünya da ve Türkiyede de Doların bol olduğu yıllar oldu.

Bol paranın getirdiği rahatlıkla hareket eden Erdoğan ve ekibi kendi etrafında oluşturduğu bir rant sınıfıyla inşaata ve tüketime dayalı bir ekonomik model hayata geçirdi. Geçici rahatlamaya dayalı krediler dağıtıldı , toplanan vergiler ve özelleştirmeden alınan paralar betona gömüldüler. Dünya getirisi güçlü yatırımlar yaparken biz teknolojiden, bilgiden ve bilimden uzak yatırımlar la rekabetin yakınından geçemedik. 16 yıl içinde vergilerden toplanan 2 trilyon dolar ve özelleştirmeyle elde edilinen 70 milyar dolar yetmezmiş gibi dışarıya da 450 milyar dolar borçlanarak piyasayı 2,5 trilyon dolardan oluşan bir pazara dönüştürdü.

İnşaatla bütün şehirlerin sülüetlerini değiştirdiler. Dikey yapılanmayla Erdoğan’ın dediği gibi şehirlere ihanet ettiler. Yüksek getirisi olmıyan bu yatırımlar sadece Erdoğan cı bir rantiye sınıfı oluşturdu. Yine bu bol paradan yararlanarak tüketimi artıracak şekilde herkesin cebine kredi kartları doldurarak toplumu zehirlediler. 7 den 70 e doğmamış bebeğe kadar herkes bankalara borçlu hale geldi.

16 yıllık yatırımlara baktığımızda beton ve silah sanayi, Gelişli gidişli yollar, köprüler, tüneller ve milli ve yerli olarak tanıttığı montajla meydana getirdiği tanklar. Getirisi yüksek olan hiç bir teknolojik yatırım yok. İstihdam sağlıyacak fabrika yok, Kaliteli iş gücü oluşturulacak hiçbir yatırım yok. Eğitim Dünya sıralamasında sonlarda, Demokrasinin nüvesi kalmadı, Adalet, hak, hukuk sadece kitaplarda var. Düşünen, fikir üreten iktisatçısından politikacısına kadar herkes hain ilan edildi.

Yapılan köprü, havaalanı, tünel ve şehir hastahaneleri 25 yılı bulan borçlanmayla yapılmış, köprüden geçende geçmiyen de, hastahaneye giden de gitmiyen de 25 yıl boyunca köprüyede, hastahaneye de para ödemek zorunda.

Şimdi geldik asıl kara deliği konuşmaya. ABD ve kreditörler Dünya ya dolar pompalıyarak 10 yıl içinde geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin hepsini kendisine borçlandırdı. Bunların bir kısmı bu fırsatı iyi değerlendirerek getirisi yüksek olan gelişmiş teknolojik yatırımlar yaptılar, ülkelerinde bilimsel eğitimin önünü açtılar, kaliteli işgücü yaratarak rekabet edecek ürünler ürettiler ve demokrasileri gelişti. Bir kısmıda en büyük örneklerinden birincisi Arjantinse 2. Sırada biz geliyoruz. Bu paraları aldık ya getirisi olmıyan yatırımlara kullandık yada iktidar emelleri için tüketim ve rantiye sınıfına aktardık.

Dışardan aldığımız borçların günü geldi ve ey ABD, ey Avrupa diyen Erdoğan ve iktidarı ya bu borçları verecek yada iflas (moritoryum ilan) edecek. İMF ye borç verecek hale geldik diyen Erdoğan şimdi borcu ödeyecek para olmadığı için ya İMF ye gidecek yada bir yerlerden borç bularak, borcu borçla çevirmeye çalışacak.

ABD dünya ya pompaladığı dolarını şimdi geri istiyor ve Dünyada ki dolar, faizini yükselten Amerika ya doğru akmaya başladı. Bolluğun verdiği rahatlıkla hareket eden Türkiye şimdi borcunu ödeyemez durumda. Her gün yeni iflaslar, borçlarını yapılandırmak isteyen şirketler ve değer kaybeden Türk lirası ile çift haneli enflasyon ekonomiyi iflas eşiğine getirdi.

Türkiye’nin dış borcu 453 milyar dolar. Bir yıl içinde ödenmesi gereken 185 milyar dolar artı yıllık cari açık 57 milyar dolar yani bugünden başlarsak bir yıl içinde ödenmesi gereken 242 milyar dolar. Türkiye Merkez Bankasının 30 milyar dolar rezervi var.

Türkiye bunu ancak yine dışardan borçlanarak çevirebilir. Ama sıcak para her zaman güvenli limanlar arar. Eskiden gelişmiş ülkelerde faizler sıfıra yakındı para da getirisi yüksek ülkelere gidiyordu. Bazı riskleri göze alabiliyordu. Şimdi riskin olmadığı ABD ve Avrupa gibi ülkeler de faiz oranları da iyiyken neden riske girsin.

Sıcak para artık Türkiye ye gelmek istemez, çünkü

1.OHAL le yonetilen ülkeye sermaye gelmez

2.Yasama yürütme ve yargının tek elde toplandığı ülkeye gelmez

3.İnsan haklarının güvence altında olmadığı ülkeye, sermaye gelmez

4.İnsanların malına mülküne, şirketlerine el konulan bir ülkeye sermaye risk alarak gitmez.

5.İktisatçı hocalarımız bu maddeyi saymazlar ama asıl en önemliside elini ekonomiden çekmeyen Erdoğan’ın olduğu ülkeye Kreditörler, foncular, sermaye sahipleri gelmezler.

Türkiye de iktidara kim gelirse gelsin işleri zor. Muhalefet eğer OHAL i kaldırırsa, Demokrasinin gerekleri için adımlar atarsa, fikir özgürlüğü ve insan haklarına dayalı yeni bir yönetim biçimi güvencesi oluşturursa, yasama yürütme ve yargının üzerindeki vesayet kaldırılırsa, yapacağı akıllı yatırımlarla Türkiye yi rahatlatabilir. Tabi bedeller ödenmeden, kemerler sıkılmadan kısa bir dönemde bu krizden çıkmak mümkün gözükmüyor.