B1114F68-092C-4F31-B6A5-D1A7E8D3FE8C

Teslim TÖRE

Bundan önceki yazımda dipten gelen dalganın üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden hareketle nesnel ve öznel nedenleri üzerinde durmuştum. Bu yazıda: insanların kendi tarihinin nasıl hem senaristi hem oyuncusu olabilecekleri üzerinde durarak, bir senteze varmaya çalışacağım. Marks: İnsanlar kendi tarihinin hem senaristi, hem de oyuncusudurlar der. Marks’ın bu belirlemesi kesinlikle doğrudur. Her insan toplumu kendi tarihinin hem yazarı (senaristi) hem de oyuncusudur. Ama belirtmek gerekir ki bir ülkenin tarihinin yazarı da oyuncusu da hep aynı insan topluluğu değildir. Söz konusu toplumun tarihi hep aynı insan toplumu tarafından yazılmaz. Toplumun tarihsel ve toplumsal ilerleme süreci; söz konusu toplumun tarihinin senaristini de oyuncusunu da sürece denk bir şekilde değişime uğratır. Bu illah da bir toplumsal devrimle olmaz, siyasal devrim niteliğindeki toplumsal bir değişimle de olur. Örneğin Türkiye gibi. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken tarihinin yazarı da, oyuncusu da kimlik bazında ulusalcı, inanç bakımından Sünni insan toplumu tarafından yazılmış, oyun da onlar tarafından oynanarak bugüne kadar gelinmiştir.

Gelinen nokta artık bir toplumsal değişim noktasıdır. Söz konusu nokta 24 Haziran noktasıdır. 24 Haziran’da sadece seçim sonucu Erdoğan’ın diktatörlük iktidarı yıkılıp yerine başka bir hükümet ya da iktidar kurulmayacaktır. Türkiye toplum tarihinin senaristi de, oyuncusu da değişecektir. Bunun en net sinyalini Muharrem İnce Hatay’da yapmış olduğu konuşma ile vermiştir. “Ben Cumhurbaşkanı seçilirsem hükümeti toplumun her kesiminden insanlarla kuracağım” demişti. Bu söylem ne rastgele, ne de karşılığı olmayan bir söylemdi. Türkiye toplumsal ilerleme sürecinin kendini dayatmış olan somut bir gerçekliğidir. T. Cumhuriyeti’nin kurucu oyuncusu da, senaristi de, Türkiye toplumunun doğal doku ve dengeleri değil, bu doğal doku üzerine egemenlik kurmuş olan ulusal şovenizm ve Sünni İslam’dır. O nedenle bugüne kadar tanımları değişse de senaristi de oyuncusu da onlar olageldiler. T. Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemalistlerin üzerine oturmuş olduğu kimlik ve inanç temeli de Türklük ve Sünnilik olmuştu. Ondan sonra gelenlerin de, en son diktatör Erdoğan’ın da üzerine oturarak yazmaya devam ettiği tarih ve oynadığı tarihi oyun da aynı minval üzereydi.

O nedenle 24 Haziran sadece Erdoğan diktatörlüğünü al aşağı etmeyecektir. Türkiye’nin geleceğinin yazarını da, oyuncusunu da değiştirecek bir milat olacaktır. 24 Haziran sonrasında ister istemez Türkiye’nin tarihi yeniden yazılmasa bile, tarihin dibine ya da yanına çok güçlü dip notlar düşülecektir. En azından Erdoğan’ın neleri yıkıp, yerine neleri koyduğu, 24 Haziran’ın ise Erdoğan’ın nelerini yıkıp, yerine neleri koyduğunu yazacaktır. Bunu yapan insan toplumu eşyanın doğası gereği, Erdoğan’ı bir kenar not olarak, tarihin bir yerine düşerken toplumsal ilerleme sürecinin geleceğinin de hem senaristi hem de oyuncusu olacaktır. Birileri: ne çıkar bundan, Muharrem İnce de Kemalist’tir, CHP de, İYİ Parti de, SP de Sünni mezhebindedir neyi değiştirecekler diyebilir. Böylesi bir yaklaşım metafizik, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu algılamayan bir yaklaşım olur. Bununla birlikte somut şartların somut analizinin insan düşüncesi, tavır ve davranışı üzerinde etkili olması gerçekliğinin de bilincinde olmamak olur. Kırk yıldır devam eden Kürt Özgürlük mücadelesinin, bir çok kırım ve soykırımlara rağmen Alevilerin direncinin kırılmadan devam etmesini, Ermeni, Süryani, Ezidi soykırımına rağmen bu ulus ve azınlıkların, Femen kadınların, gençlerin parlamentoya kadar girmeleri gibi somut şartların insan düşüncesi ve davranışı üzerinde etkili olmayacağını ancak zeka özürlüler düşünebilirler.

Mevcut somut şartların somut koşullarında oluşmuş olan bu olguların analizini yapabilen herkes, mutlak manada etkilenir. Muharrem İnce’yi böyle konuşturan sadece onun Kemalist ideolojisi değil, yukarıda değinmiş olduğum somut şatların somut tahlilidir. Ama bunun doğru okunup, doğru yorumlanması gerekiyor. Örneğin koloni toplumlarının tarihini koloniciler kendi çıkarlarına denk bir şekilde belirlemiş, koloni toplumu da söz konusu tarihi yaşamak zorunda kalmıştı. Buna karşın koloniliği kabul etmeyen, karşı koyan, direnen insan toplumu da köle bir koloni olarak değil, bağımsız bir toplum olarak yaşamıştır, tarihini böyle yazmış, oyununu da böyle oynamıştır. Koloniliği kabul eden insan toplumu, koloniyi reddeden, direnen ise tarihini bağımsız insan toplumu olarak yazmış ve oyununu da buna denk bir şekilde oynamıştır. Başka bir örnek olarak da, Kunta Kinte ile diğer köleler örneğidir. Statüko olarak Kunta Kinte de köledir, dönemin diğer köleleri de. Ama Kunta Kinte Köleliği benimsememiş, kabullenmemiş, ona karşı isyan etmiş, mücadele vermiş, diğerleri ise kabullenmiş, köle gibi yaşamışlardır.

O nedenle Kunta Kinte kendi tarihinin hem yazarı, hem oyuncusu, diğerleri de kendi tarihlerinin yazarı ve oyuncusu olmuşlardır. Bundan hareketle Türkiye’nin geleceğine bakacak olursak, T.C. kurulurken inkar edilenlerin, görmezden gelinenlerin 24 Haziaran’dan sonra yeniden görülerek, Türkiye’nin geleceğine dahil edilmesi süreci başlayacaktır. Kürd’ü, Alevi’si, Ermeni’si, Süryani’si, Laz’ı, Çerkez’i, Rum’u, vb. görmezden gelinmiş, ötekileştirilmiş ne kadar etnik ve inanç grupları, toplumsal dengeleri gibi ne varsa tümü yeniden yapılanma sürecine dahil olacaktır. Kuşkusuz bir intikam hırsının ürünü değil, toplumsal ilerleme sürecinin doğal ve yapısal özelliği olarak bir gelişim seyri izleyecektir. Başka bir anlatımla: inkarın inkarı yasası gereği, inkar edilmişlerin, inkar edeni inkar edilerek değil, inkar edilmiş olunanların yeniden hatırlanması düzleminde bir tarihsel süreç yaşanacaktır. Bu yazdıklarımın en önemli teminatı ise, tabanda başlamış, kendiliğinden bir gelişim seyri izlemekte o lan toplumsal kaynaşmadır. Daha doğru ve yerinde bir ifade ile: Gezi Parkı eylemi ile başlamış, 7 Haziran’la devam etmiş, HAYIR’la doruğa ulaşmış, 24 Haziran seçimleri nedeni ile de çok geniş bir toplumsal tabana yayılmış olan: Beraber, bir arada yaşama toplumsal azim ve kararlılıktır.

Bu somut veri: Dipten gelen dalganın sadece seçime yönelik değil, aynı zamanda insan toplumunun kendi tarihinin hem senaristi, hem de oyuncusu olması ve sistemin bir iç başkalaşım süreci içine girmiş olduğunu da net olarak göstermektedir. 24 Haziran seçiminden sonra Türkiye tarihi sil baştan olmasa bile yepyeni senaristler tarafından yazılacak ve yepyeni oyuncular tarafından da oynanacaktır. Bu tarihin yazarları da, oyuncuları da, gelecekte izleyeceği toplumsal ilerleme süreci de T. Cumhuriyeti’nin kurucuları ve devamcılarından çok farklı bir tarihsel ve toplumsal ilerleme süreci olacaktır. Söz konusu sürecin senarist ve oyuncuları Cumhuriyet’in kurulmuş olduğundan bu yana daha doğal doku ve dengeler üzerinde oyunlarını oynayacaklardır. Çünkü Cumhuriyet’in kurucuları temellerini doğal toplumsal doku üzerine değil, kendilerine yakın olan doku ve temeller üzerine kurarak gerçek toplumsal doku ve dengeleri görmezden gelmişlerdi. O nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıla yakın zamanı sürekli kanlı kavgalar, var ya da yok olmalarla geçti. 24 Haziran sonrasında yazılacak olan tarih ve oynanacak olan oyun gönüllülük üzerine, tabanda, ortak vatan, ortak yaşam üzerine kurulacağı için daha çok kalıcı olacaktır.

Bu bağlamda yaratacağı tarih yazımı ve oynayacağı tarihsel oyun rolü, sadece Türkiye’de değil, bölgede ve dünyada da insan ve insani değerler için son derece güçlü bir siyasal ve diplomatik iklim yaratacaktır. Evet, 24 Haziran hem Türkiye, hem bölge ve hem de dünya için yeni bir tarihin, yeni senaristler tarafından yazılacağı, tarihi oyununda aynı senaristlerce oynanacağı bir moment olacaktır. Ben insanım diyen, kendi tarihi ve toplumlar tarihinin geleceği üzerinde hem senarist hem de oyuncu olmak isteyen herkesin 24 Haziran seçimine oyunu kullanarak, oyuna sahip çıkarak, üzerine düşen rolü oynamak durumundadır. İnsanın kendi tarihinin hem senaristi, hem oyuncusu olabilmesi böylesi tarihi olaylarla mümkün olmuştur. İnsan her zaman kendi tarihinin hem yazarı, hem de oyuncusu olamaz. Mutlaka 24 Haziran günü gibi tarihi günlere denk gelmesi ve onu doğru bir öngörü ile test ederek gereğini yapması ile mümkün olmuştur.

Toplum bilimi her koşulda: somut şartların somut analizine dayanır. Bu gerçekten hareket edildiği zaman, 24 Haziran’ın yeni bir tarihin yeni senaristlerle yazılacağı, yepyeni oyuncularla da oynanacağı bir tarih olduğu, bu gerçeği göremeyenlerin tarihi bir yanılgıya düşeceğini kolayca görür. Bu gerçeği görmek, gereğini yapmamak görmek istemeyen bakar körlerin bile gözüne çakacak bir dönüm noktası olacaktır. 24 Haziran’da dipten gelen dalga yepyeni bir tarih yazıcıları üretecektir, bunu sadece ahmak olanlar göremeyecektir.

Teslim TÖRE
21 Haziran 2018