4257A39F-3956-4234-8352-3F34355A53F7

Teslim TÖRE

Erdoğan, yan tarafında Devlet Bahçeli bir yan kazık gibi dursa da hem parlamentoda çoğunluğu aldı hem de başkan seçildi. Akabinde kendi elleri ile kurmuş olduğu devlete ve onun kurumlarına güven duymayan bir davranışla, KHK ile bakanlar kurulunu, devletin diğer bütün kurullarını kendine bağlayarak dünyada menendi misli olmayan bir devlet yapısı yarattı. Kurumlu, ama kurumlarının yetkisi bulunmayan, liyakati olmayan, liyakati de yetkisi de bir tek kişiye bağlı olan kurumlardan ibaret bir devlet yapısı oluşturdu. Oluşturmuş olduğu devlet, yapısal olarak korporatif, yani kurumları birbirine organik bağlarla bağlanmış fakat işlevsel olarak pragmatik, yani bir kişi tarafından ne zaman, nasıl istenirse o şekilde yönlendirilen bir işleve sahip.

Başta adalet olmak üzere toplumun biriken sorunlarını çözmek üzere kurulan ilk devletlerden birisi olan Hammurabi’nin devletinden daha ilkel, daha geri bir devlet yapısı kurdu Erdoğan. Daha ilkel ve geri çünkü Hammurabi’nin devleti o dönemin sorunlarını çözmek için kuruldu. Devletin yapısı da, liyakat niteliği de ona göre şekillendirildi. Erdoğan’ın kurmuş olduğu devletin böylesi bir derdi yok.

Devletin yapısına, liyakat niteliğine, işleyiş biçimine bakıldığı zaman Erdoğan’ın kişi devletinin, toplumun sorunlarını değil, sadece ve sadece kendi hırsızlık, yolsuzluk, adaletsizlik, hukuksuzluk gibi işlemiş olduğu suçları örtbas etmeye yönelik bir yapı olduğu kolayca anlaşılır. Başta ordu olmak üzere, 15 Temmuz’da, daha öncesinde kozmik odalara Fethullah Gülen, daha doğrusu CIA ajanlarının sokulması olaylarında görüldüğü gibi devletin bütün kurumlarının tüzel kişilikleri ile oynayarak kişiliksizleştirdi. Devamında tüzel kişilikten yoksun bırakmış olduğu devlet kurumlarının başına Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar örneğinde görüldüğü gibi kişilikten yoksun, Erdoğan’a emir kulluğu yapan yöneticileri atadı. Böylece devlet tüzel kişilikten yoksun bir ucube devlet konumu kazanırken, devlet erkanı da yeteneksizlerin yeteneklileri yönettiği, kişilikten yoksun yöneticiler konumuna geldiler. Erdoğan da bu tüzel ve özel kişiliklerden yoksun çöp yığınının üzerine bir devlet başkanı olarak çıkıp oturmuş durumda.

Bu yapısal özellik sadece devletle sınırlı değil, AKP de aynı akıbete uğratıldı. Başbakan, bakanlar kurulu gibi kişiler artık AKP’den oluşmayacak, söz konusu kurulun tümü parti dışı kişilerden oluşacak. Bugüne kadar parti başkanlığı ve Başbakanlık yapmış olan Binali Yıldırım: Koltuk elimde kaldı diyerek, eşek şakası denen cinsten sözüm ona espriler yapıyor. Kişiliğini kemirip, ayaklarının altına alarak bu inanılmaz düzeye indirmiş olduğu kadrolarla devleti ve ülkeyi yönetecek! İnanılır gibi değil ama gerçek. Bu tavrı ile toplumda korku ve güvensizlik yaratırken kendisi de korkuya tamamen teslim oldu. Ne kendisini başkanlığa taşımış olan partisine güveniyor, ne devletine güveniyor ve ne de “milletim” dediği topluma güveniyor. AKP’den bakan, başbakan seçmeyerek, onları devlet yönetiminden, yasama ve yargı sisteminden uzak tutarak, devletin diğer kurumları ile olan bütün bağlarının kopartıyor, hepsinin tepesine çıkıyor. Kendini fil dişi kulesinin tepesinde görerek, hiçbir yasa, kurum vb. gözetmeden etrafa emirler, tehditler, hakaretler, yağdırıyor.

Diyelim ki tamam, Erdoğan’ın istediği buydu, o da oldu. Peki bu akıl ve bu ucube devlet yapısı ile sorunlar yumağı haline gelmiş olan Türkiye’nin sorunlarını çözmek, Erdoğan’ın yanlış politikası yüzünden Türkiye’nin de önemli sorunu konumuna gelmiş olan bölge ve Suriye sorunu, yine Türkiye’nin de katkısını bekleyen dünya sorunlarının çözümüne katkı yapılabilir mi? Tek kelime ile HAYIR. Yapamaz. Bunun en basit örneği: Türkiye’nin acil ve yakıcı gündemi haline gelmiş, hemen her gün birkaç tanesi işlenen çocuk tecavüzü ve katliamı karşısında Erdoğan devletinin hiçbir önleminin olmamasıdır. Kimyasal hadım ve idam cezası önermekten başka bir önerisi ve çözüm yöntemi yoktur. Erdoğan’ın savunduğu “dindar nesil yetiştirme” anlayışının TV’lerde, camilerde topluma zerk edilen “altı yaşında kız çocuğu ile evlenilebilir” fetvası, taciz ve tecavüze “bademleme” gibi dini bir kisvenin giydirilmesi mevcut taciz ve tecavüz furyasını yarattı. Dini fetvalar sonucu yaratılmış olan bu taciz, tecavüz, çocuk katliamı giderek önü alınamaz bir düzleme yükseldi. Bu can alıcı olgu karşısında bile Erdoğan ve kurmuş olduğun ucube devletinin yapacağı hiçbir şey olmadı. Sadece idam fermanı çıkartmak, “meclis karar alsın, önüme gelsin imzalarım” demekten öte bir çözüm üretilememiştir.

Buna ek olarak da hadım işlemi muhabbeti yapıldı, yapılıyor. Erdoğan’ın tek yanlışı, sadece ülkenin sorunlarını çözecek, ülkeyi yönetecek, bölgenin sorunlarını çözecek ve yönetecek bir devlet değil, kendi pisliğini örtecek bir devlet yapısı yaratmış olması değildir. Söz konusu devletin ne “yerli ve milli” dediği bir ekonomik altyapısı ve ne de bu ekonomik yapıya yön verecek bir ideolojik, politik perspektifi var. Dilediği gibi kurduğu devletin ekonomik altyapısının hala % 70’i rest çekmiş olduğu AB ve ABD’nin denetiminde. Borsasının %70’i AB ve ABD sermayesinin yönlendirilmesi ile Türkiye ekonomisine istikamet veriyor. Bir devlet düşünün, ekonomik altyapısı, para piyasası dış güçlerin yani emperyalizmin denetiminde olsun ve o devlette dilediği gibi toplumu ve bölge sorunlarını yönetsin! Bu ancak ve sadece bunamış insanların inanacağı ve hayata geçirmeye çalışacağı bir şey olabilir.

Emperyalizm adama kucağına oturup, sakalını yolma olanağı tanımaz. Erdoğan hem ekonomi-politiği ile emperyalizmin kucağına oturmuş, hem de “yerli ve milli” şarkısı ile onun sakalını yolmaya çalışıyor. Şimdilik hiçbir garantisi olmayan Rusya’yı dayanak yapıyor. Rusya ve Suriye ile görüşmeleri süren QSD’nin Suriye yönetimi ve Rusya ile anlaşmaya varması durumunda Rusya, Erdoğan yönetimi ile sonuna kadar devam edemez. Rusya şimdilik Erdoğan Türkiye’sini ABD ve NATO’dan kopartmaya çalışıyor. Yakın zamanda bunun olanaksız olduğunu görecektir. Görecektir çünkü Erdoğan Türkiye’si AB ve ABD’ye sadece askeri olarak bağlı ve bağımlı değil, Rusya’nın hiçbir zaman için yerini tutamayacağı kadar ekonomik olarak da bağımlı durumda. Bütün bu ilişkileri zorlayacak olan bir de bölge ve Suriye sorunu var. ABD’nin Suriye’de kalıcılığı kesin olmasa bile ABD ile Rusya ve Suriye yönetimini derinden bağlamasa da en azından, geleceğe yönelik olarak pazarlık konusu olabilecek bir QSD var. Erdoğan Türkiye’si ABD’yi Membiç, Kobane vb. konusunda QSD’ye karşı iş birliğine zorlarken bir yandan da Suriye yönetimi ve Rusya’yı da QSD ile uzlaşmaya zorlamış oluyor. Oluyor çünkü bir makaraya sarılı ipin iki ucu var. Zorlama sonucu ipin bir ucu çözülürken diğer ucu da başka bir yöne doğru çözülmeye başlıyor.

ABD, Rusya, Suriye yönetimi ve QSD yapılanmasının Suriye’de oluşturmuş olduğu denklem şimdilik aynen böyle. Makaraya sarılı ipin bir ucu Rusya ve Suriye yönetimine sararsa diğer ucu ABD ve QSD’den yana sarıyor. Tersine dönünce de diğer tarafa yani Rusya, Suriye, QSD’den yana saracaktır. Suriye’de oluşmuş olan bu denklem suni olarak yaratılmış bir denklem değil. Suriye’nin dokusal toplum yapısı, yaşanmakta olan iç savaşı, savaş süresince oluşmuş olan alternatif toplumsal sistemler böylesine bir yapısal özellik yaratmışlardır. Oluşmuş olan bu denklemden nasıl bir sonucun oluşacağı henüz net ve kesin değil. Ama Erdoğan Türkiye’sinin çıkarına denk bir sonucun doğmayacağı kesin. Kesin çünkü Erdoğan Türkiye’si Suriye’nin var olan QSD ve Suriye yönetimi gibi her iki iç dinamizmi ile de değerlendirebileceği bir bağı, ilişkisi yoktur. Yerli dinamiklerle ilişkisi, bağı ve dayanışması olmayan bir dış dinamizmin söz konusu alan ve sahada etkin rol oynaması söz konusu bile olamaz. Erdoğan Türkiye’sinin Suriye’deki bu konumundan dolayı, oynamış olduğu yanlış at, şeriatçı güçlerin çöküşünden sonra Suriye sahasında yenilgiden başka herhangi bir şansı kalmadı.

Suriye yönetimi ve başta Rusya olmak üzere diğer müttefikleri ile Erdoğan’ın destekçisi olduğu Suriye muhalifi şeriatçı güçlerin kırıntılarını da temizlemeye başladılar. Yakın bir gelecekte Erdoğan’ın destekçisi olduğu söz konusu şeriatçı güçleri Suriye’nin dışına atacaklarına kuşku yoktur. Onların atılmasından sonra sıranın Erdoğan’ın işgal etmiş olduğu Suriye topraklarından atmaya geleceği kesin. Hatta sıra Erdoğan’ın işgal etmiş olduğu Suriye topraklarından atamaya gelince Suriye yönetimi ve müttefiklerine QSD’nin de katılması daha şimdiden kesin gibi.

Evet, Erdoğan’ın hav iplikle birbirine bağlı ucube devletini böylesine çok yönlü ve çok denklemli, son derece çetrefil sorunlar bekliyor. Erdoğan’ın oyuncak gibi kurduğu söz konusu devlet bu kadar ağır sıklete asla dayanamaz. Hala savaşla çözmeye çalıştığı Kürt sorunu gibi son derece ağır iç sorunları da buna eklerseniz Kürt mizahındaki “gule varı tuyan” gibi bir şey olur.

Teslim TÖRE
7 Temmuz 2018