Prof Dr. Abdurrahman Qasımlo anısına saygıyla / Fecri DOST Derledi



Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kuruluş ve yıkılışına şahitlik etmiş, Kürdistan’ın üzerine bir kara bulut gibi çöken suskunluk dönemini görmüş, katliamlara, ihanetlere, sürgünlere, kardeş kavgalarına yenilgilere, zaferlere tanılık etmiş bir hayat. Sadece tanıklık etmemiş ayı zamanda da mücadele etmiş, direnmiş ve sonunda bu uğurda hayatını kaybetmiştir. Örnek bir mücade yaşamıdır, Prof. Dr. Abdurrahman Qasımlo’nun yaşamı. Ruhun şad olsun, Kürdistan’ın eşsiz ve direngen evladı.

20170713-qasemloue65ad6-image

Abdurrahman Qasımlo 1930’da Urmiye’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1945’te, daha delikanlılık yaşlarında, Yekîtiya Ciwanên Demokratên Kurdistan’ın (Kürdistan Demokrat Gençleri Birliği) üyesi oldu. 1948’de eğitim için gittiği Fransa’da Kamuran Bedirxan’la tanıştı. Kısa bir süre sonra ekonomi öğrenimini yapmak üzere Çekoslovakya’nın başkenti Prag’a gitti. Musadık yeniden canlanan Kürd siyasi faaliyetlerine katıldı, ancak monarşinin tekrar gelmesiyle yeniden İran’dan ayrılıp Çekoslovakya’ya yerleşti. 1961-1978 yılları arasında doktorasını yaptığı Prag Ekonomi Fakültesi’nde ders verdi. 1960’lı yılların ortalarına kadar İran Komünist Partisi Tudeh’e oldukça yakın olan ( Mesut Barzani’ye göre Tudeh’e üye) Qasımlo, 1968 Dubçek’’in başlattığı Prag baharı demokratik hareketine katıldı, bu hareketin Sovyet tanklarıyla bastırılmasından sonra kendisi gibi üniversite profesörü olan eşiyle birlikte görevden uzaklaştırıldı. 11 Mart 1970’te Melle Mustafa Barzani ile Saddam arasında imzalanan Kürt özerkliği anlaşmasının yarattığı barış ortamında Bağdat’a yerleşti ve orada Devlet Planlama Müdürü görevine getirildi. 1970 yılında İran KDP’sinin Merkez Komitesi’ne, 1973’te de genel sekreterliğe seçildi. Kürtlere karşı savaşın başlatıldığı 1974 baharında Bağdat’tan ayrılıp yeniden Prag’a yerleşti. Orada bir süre meslek yasaklısı olarak yaşadıktan sonra Fransa’daki dostlarının davetiyle 1976’da Paris’e yerleşir ve Doğu Dilleri Enstitüsü’nde Kürt Dili ve Edebiyatı öğretim görevlisi oldu. Görevinin yaklaşan İran Devrimi’nin hazırlıkları için İ-KDP’yi yeniden düzenledi ve 1978 sonbaharında gizlice Doğu Kürdistan’a döndü 1979-1989 arasında İran Kürd hareketinin en önde gelen lideri olan Qasımlo, 13 Temmuz 1989’da Viyana’da İran ajanları tarafından haince bir tuzakla şehit edildi.

Mustafa Barzani’nim yenilgisinden sonra kendi yönettiği gerilla direnişinin de tanık olan ve hümanist değerlere önem veren Qasımlo, silahlı mücadeleyle artık bir çözüme ulaşılmayacağı fikrine varmıştı. Bu yüzden İran’ın gönderdiği Mohamed Cafer Sahrawardi, Haci Mustafavi ve Emr Mansur Bozorgiyan’dan oluşan bir delegasyonla Viyana’da müzakere etmeyi kabul etmişti. 13 Temmuz 1989’da, İran’ın bu ‘’barış elçileri’’ (ya da katillerimüzakereleri Qasımlo ve Kürt delegasyonunun diğer iki üyesi olan Abdullah Gaderi Azar ve Fazıl Resul’u öldürerek sona erdirmiştir. Qasımlo’yu şehit eden İran ajanları arasında bugün İran cumhurbaşkanı olan Ahmedi Nejat’ın olduğu da bilinmektedir. Gariptir, Kürt özgürlük hareketlerinin önemli bir lideri olan Simko’nun öldürüldüğü yıl doğan Qasımlo 59 yıl sonra onunla aynı kaderi paylaşmıştır. Qasımlo’nun halefi Sadıq Şerefkendi de 1992’de Almanya’nın başkenti Berlin’de İran ajanları tarafından şehit edilmiştir.

Abdurrahman Qasımlo’yu diğer Kürt önderlerinden ayıran en önemli özelliği hiç kuşkusuz akademisyen olmasıdır. Qasımlo hem bir ekonomi profesörü hem yazar hem politik bir eylemci ve hem de bir liderdi.. Qasımlo, çağının eşsiz bir entelektüeli ve aydınıydı. Hem Doğu hem de Avrupa’yi dillerini bilen ender insanlardan biriydi. Kürdçe’nin iki temel lehçesi bilen Kurmanci ve Sorani’nin yanında, Farsça, Azerice, Türkçe, Arapça, İngilizce, Fransızca, Rusça, Çekce, Slovakça ve diğer dilleri biliyordu. Sosyalist olan Qasımlo, Prag’da Dubçek ve Havel’le tanıştıktan sonra onların rele sosyalizme karşı geliştirdikleri eleştiri ve alternatiflerden etkilenerek sosyal demokrasiye kaymasını sağlamıştır. Ayrıca reel sosyalizme karşı başlatılan Prag baharı demokratik hareketine aktif olarak katılmıştır. Qasımlo bir Kürt lider olmasına rağmen dünyadaki diğer halkların sorunlarını görmezlikten gelmemiş ve çözüm noktasında aktif olarak yer almış bir enternasyonaldir. Kürdlerin ayrı bir devlet kurma hakkını savunuyor ve gelecekte kurulmasını dilediği bir Ortadoğu ülkeleri federasyonunun bir öğesini oluşturabileceklerini dile getiriyor, ama ayrılmanın tek çözüm olmadığını, her devlette gönüllülük temelinde bir birliğin de mümkün olduğunu da belirtiyor. Bu çözüm arayışlarının, belli aralıklarla da olsa, hem İran hem de Türkiye ve Irak’taki Kürd hareketlerince dile getirilmesi dikkat çekicidir. Özellikle de Türkiye’de Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ın dile getirdiği konfederalizm modeli, Qasımlo’nun o dönem belirttiği modeldir. Burada da bu modelin patentinin Qasımlo’ya ait olduğunu belirmekte fayda vardır. 13 Temmuz 1989 yakın Kürdistan tarihinde kara bir tarih olarak geçti. O gün Kürt lider Dr. Abdulrehman Qasimlo, iki arkadaşıyla Viyana’da İran rejimi ile müzakere masasındayken kurşunların hedefi oldu. 28 yıl geçmesine rağmen bazı yönleri aydınlanmayan cinayetin ardından İran istihbaratı elemanı katiller, elini kolunu sallayarak Avusturya’yı terk etti. Katillerden Sahraroodi ise yıllar sonra Hewlêr’de kırmızı halı ile karşılandı…

 22 Ocak 1946 günü Mahabad’ın Çarçira meydanında Kürdistan bayrağı göklere çekildiğinde Abdulrahman Qasimlo 16 yaşında, Tahran’da üniversiteye hazırlanan bir öğrenciydi. 14 yaşındayken Komünist Tudey partisinin gençlik kollarına üye olan Qasimlo, Mahabad’ın yıkılışını, Qazi Muhammed’in Çarçira’da asılışını ve 2 yıl cezaevinde kalacak babasının tutuklama haberini Tahran’da kaygı içinde duydu. Bu olaylar dizisi Qasimlo’nun hayatındaki en önemli kilometre taşlarıydı. 1948’de Çekoslovakya’da yönetime geçen sosyalist partisi Tudeyli gençleri ülkesine davet etti. Kabul edilen İranlı öğrenciler arasında tek bir Kürt vardı, o da 18 yaşındaki Abdulrahman Qasimlo’ydu. Böylece hayatının en önemli istasyonu olacak Prag günleri başladı. Qasimlo 1957’de, öğrenci olarak kapısından girdiği Prag Üniversitesi’nde ise artık öğretim görevlisiydi. O Avrupa’nın bilim kulvarında yol alırken, Mahabad ile gelen 20 yıllık sessizlikten sonra, Doğu Kürdistan’ın ‘ilk kurşunu’ 1967’de patladı. Newroz ile birlikte bir grup genç, Şah Pehlevi yönetimine karşı çok az imkanlarla direnişi başlattı. Doğu Kürdistan’da direniş sürürken Qasimlo, 1973 yılında İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ)’nin üçüncü kongresinde genel sekreterlik koltuğuna oturdu. Kongredeki sloganı ise hayatının sonuna kadar vazgeçmeyeceği, Viyana’da müzakere masasında katledilmeden birkaç dakika önce dile getireceği slogandır; “İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi.”

 

Qasimlo, 1976’da Prag’a döndüğünde ise ‘istenmeyen adam’ ilan edildi. Bunun üzerine Paris’e yerleşmeye karar verdi. KDP-İ’nin liderliğinin yanında ise Paris’in ünlü Sorbon üniversitesinde doktor unvanını aldı ve burada dersler verdi. Şah Pehlevi rejiminin baş aşağı gidince Qasimlo 1978’in Kasım’ında Kürdistan’a döndü. 1 Şubat 1979’da ise Humeyni’yi taşıyan uçak Paris’ten havalanıp Tahran’a inecekti. Aslında Qasimlo, İran’da değişimin habercisi olan 1978 yazında, birkaç kere Paris’in Neauphle-le-Château semtinde bulunan evinde Humeyni’yi ziyaret etmiş, çeşitli sözler almıştı. Humeyni, Tahran’a inişinden 10 gün sonra devrimini ilan ettiğinde ise Kürtlere “sizi de göreceğiz” diyordu. Ancak 28 Mart’ta Kürt heyetiyle görüşen Humeyni, hiç bir şekilde müzakereye yanaşmıyor, “İslam’da Kürt, Azeri, Fars, ulus, azınlık yok. Hepimiz Allah’ın ümmetindeniz” diyordu. Qasimlo ise meydanlarda “Biliyorsunuz, biz Kürtler hainlerimize ‘cehş’ diyoruz, işte bu andan itibaren Humeyni’nin sözlerine kanan her Kürt ‘cehş’tir. 1975 ihanetini ne çabuk unutunuz?” diye bağırıyordu. 17 Ağustos’ta 1979’da Humeyni, Qasimlo’yu “Allah’ın düşmanı” ilan etti, Kürdistan 20. yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük kıyımlardan birisiyle karşı karşıyaydı. Bu tarihlerde en az 10 binden fazla Kürt sivil katledildi. 1980’de patlak veren İran-Irak savaşı Doğu Kürdistan hareketinin kaderini değiştirecekti. 1984’e kadar ki savaşın bilançosu ağırdır; 10 bin pêşmergesi yaşamını yitirmiş, Dr. Qasimlo ise karargahını Doğu-Güney Kürdistan sınır hattındaki Kandil dağına çekmişti. 1980’lerin ikinci yarısında YNK lideri Celal Talabani’nin girişimleriyle Tahran’la yıllar sonra ilk teması kurdu. Taraflar, ilk kez 30 Aralık 1988’de Viyana 9. bölgesinde bulunan YNK’li Xebat Maruf’in evinde masaya oturdu. İki gün süren sıkı pazarlıklarda Dr. Qasimlo “Kürtçe anadilde eğitim, Kürtçe ikinci resmi dil” talebinden vazgeçmedi ve görüşmeler kesildi. Humeyni ölünce, yerine gelen Rafsancani Dr. Qasimlo ile yeni bir müzakere için düğmeye bastı. Devreye bu kez Viyana’da yaşayan Fadil Resul girdi. 1975 yılından itibaren Viyana’da yaşayan, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışması yapan Resul, iyi bir Kürt lobicisiydi. Viyana’ya gelen Kürt liderlerin görüşmelerini o ayarlıyordu. Ancak Dr. Qasimlo görüşme yeri olarak Paris’te ısrar ediyordu. İranlılar ise “Ya Viyana, ya da Berlin. Paris asla olmaz” baskısını yapınca Dr. Qasimlo’yu taşıyan uçak 11 Temmuz’da Paris’ten Viyana havaalanına indi. Dr. Qasimlo 13 Temmuz akşamı İranlılar ile yapacağı görüşme öncesinde saat 16.00’da Avusturya İçişleri Bakanlığı’ndan randevu almıştı. Görüşme bakanın başdanışmanı Manfred Matzka ile gerçekleşecekti. Ancak Matzka’nın sekreteri randevunun iptal edildiğini söyledi. Görüşmenin neden iptal edildiği ve Dr. Qasimlo’nun Avusturya hükümetine ne söylemeyi düşündüğü cinayette hala çözülemeyen en kritik ayrıntıdır. Bakanlıktan saat 16.30’a doğru eli boş ayrılan Dr. Qasimlo’nun bir saat sonra İran heyeti ile bir randevusu daha vardı. Viyana üçüncü bölgede bulunan Linken Bahngasse caddesinde saat 17.30’da gerçekleşecek buluşmanın yerini Süleymaniyeli Fadil Resul ayarlamıştı.

SUİKAST EKİBİNDE AHMEDİNEJ DA VARDI

Bu arada üç İranlı; Cafer Sahraroodi, Mustafa Ajvadi ve Amir Mansour Bozorgian otelden ayrılmış ve buluşma yerine ulaşmıştı. Ceplerinde diplomat pasaportları vardı ve 10 Temmuz’da Viyana’ya gelmişlerdi. Daha sonra ‘Tanık D’ kodlu bir görgü tanığı o gün, 2005 yılında cumhurbaşkanı olacak Mahmut Ahmedinejad’ın da onlarla birlikte olduğunu ve keşif yaptığını söyleyecekti. Taraflar salondaki masa etrafında toplanmış, müzakereler başlamıştı. Görüşme bir ses bandına kaydediliyordu. Daha sonra Avusturya polisinin açıkladığı o bantta Qasimlo’nun “Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem” sözleri işitilecekti. Sözlerden sonra ise kurşun sesleri… İki silahtan çıkan kurşunlarla Qasimlo alnından, şakaklarından ve boynundan, Resul kafasından ve boynundan vurulmuş, Abdullah Kadir Azeri ise adeta kurşun yağmuruna tutulmuştu. O gün unutulan bir ayrıntı vardı. 13 Temmuz 1989; 3 Haziran 1989’da ölen İran İslam devriminin lideri Humeyni’nin 40. yas günüydü. İlk polis ekipleri kan gölüne dönen eve ulaştığında merdivenlerde Cafer Sahraroodi kanlar içinde yatıyordu. Arkadaşı Mansour Bozorgian ise dışarıda karşılaştığı polislere “Vurdular, arkadaşımı vurdular, kurtarın onu” diye bağırıyordu. “Hatasız suikastta” Sahraroodi’nin vurulması bütün planı ters-yüz etmişti. Sahraroodi, polis gözetiminde hastaneye kaldırıldı, Bozorgian ise Schottenring karakoluna götürüldü. Ancak Bozorgian’ı sabah 5’te gelen talimatla günlerce saklanacağı İran Büyükelçiliğine teslim edildi. 22 Temmuz’da ise Viyana, Tahran’dan gelen baskı karşısında teslim oldu ve Sahraroodi uçakla ülkesine gönderildi.

O KATİL HEWLER’DE KIRMIZI HALI İLE KARŞILANDI

Dr. Qasimlo ve arkadaşlarını katleden ekip ülkelerinde ‘kahraman’ gibi karşılandı. Mansour Bozorgian İran’a döndükten sonra general rütbesini aldı ve Doğu Kürdistan’daki birliklerin bağlı olduğu, Dr. Qasimlo’nun memleketi Urmiye’de bulunan Pasdaran karargahının başına getirildi. Cafer Sahraroodi ise Viyana’daki görevin ardından İran’ın yurt dışı operasyonlarını yapan Kudüs birliklerinin komutanı oldu. Ağustos 1996’da PDK-İ’nin Güney Kürdistan Koy kasabasında bulunan karargahına operasyonu bizzat o yönetti. Her iki katil üstüne üstlük elini kolunu sallayarak Avrupa’yı dolaşmaya devam etti. Cafer Sahraroodi’nin 2013 yılının Ekim ayında İsviçre ve Hırvatistan’da gittiği ortaya çıktı. Ancak hakkında uluslararası yakalama emri bulunmasına rağmen her iki ülke Sahrarudi’yi Avusturya’ya teslim etmedi. Bunun da ötesinde Sahraroodi 2014 yılında Hewlêr’de kırmızı halı ile karşılandı. İran Parlamentosu Başkanı Ali Laricani’nin KDP’nin davetiyle Güney Kürdistan’a yaptığı ziyarette Sahraroodi de vardı. O dönem Ali Laricani’nin ofisinde yöneticilik yapan Sahraroodi, KDP’li yöneticilerle pozlar verdi. Katilleri eskortla Tahran’a gönderen Avusturya ise cinayetin üstünü örtmek için elinden geleni yaptı. Viyana hükümeti sürekli “Tahran’dan baskı görmedik” diyecekti. Ancak Presse gazetesinin 1997’de yayınladığı bir kamuoyu yoklamasında Avusturyalıların yüzde 55’i ‘Hükümet katillerin kaçmasına göz yumdu’ dedi. 1990’larda ise Avusturya’nın İran ile ticaretinde yüzde 60’lık gözle görülür bir büyüme olması dikkatlerden kaçmadı

Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kuruluş ve yıkılışına şahitlik etmiş, Kürdistan’ın üzerine bir kara bulut gibi çöken suskunluk dönemini görmüş, katliamlara, ihanetlere, sürgünlere, kardeş kavgalarına yenilgilere, zaferlere tanılık etmiş bir hayat. Sadece tanıklık etmemiş ayı zamanda da mücadele etmiş, direnmiş ve sonunda bu uğurda hayatını kaybetmiştir. Örnek bir mücade yaşamıdır, Prof. Dr. Abdurrahman Qasımlo’nun yaşamı. Ruhun şad olsun, Kürdistan’ın eşsiz ve direngen evladı.

Fecri Dost–Mezopotamya24.com

kaynakça:

(1) ANF arşiv/ anf.com

(2) Erdoğan Arslan/  Qasımlo anısına saygı/print:page,1,6807-dr-qasmlonun-ansna-erdoan-alparslan.html?sa=X&ved=0ahUKEwjk25LpuYbVAhXJh7QKHSAhAvsQ_B0IETAA



 

Got something to say? Go for it!

%d blogcu bunu beğendi: