C76A2D7C-A1D9-403C-99A2-E1813801D609
Nami TEMELTAŞ

2000 yılından bu yana, devlet eli ile üretim alanında herhangi bir yatırım yapılmadı. Barajlar yapan devlet durdu! Geçmişte, devletin kuruluşundan sonra yapılan fabrika ve tesislerin neredeyse tamamı satıldı. Devletin üretimle ilişkisi hemen hemen kalmadı denilecek noktaya geldi.

Devlet sadece bununla da yetinmedi. Asıl can alıcı konuda, tarım ve hayvancılıktaki üretimi de kesintiye uğratıp geriye düşmesine neden oldu.

2000 yılı öncesinde dünya üzerinde ürettikleriyle kendisine yeten ve fazlasını ihraç eden az sayıda devlet arsına giren ülkemiz, 18 yılda o kadar geriledi ki tükenme noktasına gelen hayvancılığın saman ihtiyacını bile ithal etmek zorunda kaldı!

Dünyanın buğday ambarıydık.

Hayvan fazlası nedeniyle Irak ve İran’a kaçak yollarla hayvan götürülüp satılırdı. Filmlere bile konu olmuştu hayvan kaçakçılığı.

Sebze ve meyvelerimiz bol ve organikti.

Süt, peynir, yumurta, tereyağı, bal gibi hayvan ürünleri tereddütsüz alınabilirdi.

Tarıma verilen destek kaldırıldı. Tarım girdileri, mazot ve gübre fiyatlarının artması nedeniyle çoğaldı. Üretici karı azaldı ve hatta bazı kalemlerde bitti/bitirildi.

Gelinen nokta, gıdasal üretimde iflas diyebiliriz. Her yıl 5 milyon ton buğday alıyoruz! 5 milyar dolar tutarında sebze, meyve ve baklagil ithalimiz var! Yüz binlerce ton et almak zorunda kalıyoruz!

Dünyada, gıda üretiminde kendine yeten 8-10 ülke konumundayken, tamamen dışa bağımlı hale geldik/getirildik.

Ekilebilir alanlarımızın yarısından fazlası boşta, ekilmeden duruyor. Yapılacak herhangi bir üretimin ekonomik getirisi kalmadığından, toprak sahipleri üretim yapmamayı tercih ediyor.

Yat ve uçaklara yapılan indirimli akaryakıt satışından çiftçi faydalanamıyor!

Ayrıca tarıma elverişli alanların imara açılması da, tarım politikası açısından yapılan en büyük hatalardan birisi!

Gübre fiyatları, hammadde alımı dışarından yapıldığından üretim maliyeti açısından çok yüksek.

Bütün bunların üzerinde duran tohum politikası var ki üretimi tamamen dışa bağımlı kılmadaki en önemli etkenlerden birisi. Üretici kendisi tohum üretemiyor. Yasaklandı. Cezai işlemleri var.

Tohumda tamamen dışa bağımlıyız ki alınan tohumların tamamı genetiği ile oynanmış ve kendisinden tohum alınamayan ürünler.

Hayvan üretiminin asıl merkezi olan Doğu ve Güneydoğu’da süren 40 yıllık “düşük yoğunluklu savaş” nedeniyle otlak ve yaylaların yasaklanması yüzünden bu bölgelerde hayvan üretimi bitme noktasına geldi.

Bölgede şu an bile birçok alan güvenlik bölgesi ilan edilerek yasaklanmış durumda.

Bu tür yasaklamalar doğadan beslenmesi gereken hayvanları samana ve kuru yeme muhtaç bırakması ve bu tür üretimin maliyetinin de fazla olması nedeniyle hayvan üretimi de tükenme noktasına geldi.

Et ve tarımsal üretimde kendine yeter durumdan dışarıya bağımlı duruma gelmesi bir çok olumsuzluğu da beraberinde getirmektedir.

Fazladan yapılan ithalat döviz rezervlerini tüketmekte, yapılmayan ihracat döviz girdisi ve ticari kazancı engellemekte, ülke vatandaşları gıda anlamındaki yaşamsal konuda dış güçlerin insafına terk edilmektedir.

Dışarıdan alınan genetiği ile oynanmış tohumların sağlık konusunda ne tür olumsuzluklar taşıdığı bilinmemekte. Sadece bu anlamdaki tehlike bile oldukça büyüktür.

Tarımsal ve hayvancılık üretiminin bitirilmesiyle dış ticaret açığının da artması da kaçınılmaz oluyor. 5 milyar dolarlık aslında ihraç edilmesi gereken gıdanın ithalatı ülkeye 10 milyar dolara mal oluyor.

Son olarak yapılan şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte pancar ve dolaylı şeker üretiminde de benzer durumları yaşayacağımız kesin!

Üretimsizlik ve dışa bağımlılık nedeniyle, ülkenin değeri de düşmektedir. Ülkenin değerini belirleyen para biriminin, uluslar arası sistemde sürekli olarak değer kaybetmesi, Dolar, Euro ve diğer para birimlerinin değer kazanmasının temeklinde yatan, üretim yapmama, üretimsiz ve sadece tüketen toplum haline gelmekte yatıyor.

Ürettiğimiz söylenen sanayi üretimlerinde bile birçok alanda dışa bağımlılık devam ediyor. Son yıllarda yükselen savaş ekonomisiyle birlikte üretilen İHA (İnsansız Hava Aracı), zırhlı araçlar ve değişik silahların birçok parçası dışarıdan getirildiğinden, bu alanda da dışa bağımlıyız.

Savaş ekonomisi savaşı, savaş da savaş ekonomisini besler, destekler ve büyütür. Suriye savaşına müdahil olmak, ülke içinde sürekli ve bitmeyen terörizm ile mücadele, bu durumun devamlılığını esas alan politik belirlemeler ve siyaset, savaş ekonomisiyle beslenen ve ölümler arttıkça para kazananlarca desteklenip yüceltilmektedir.

Son Anayasa değişikliği ve seçimlerle birlikte, yönetim şeklinde yapılan değişiklik, yönetimin tek elde toplanması, devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla tek insana bağlanması ve her kararın tek kişi tarafından verilecek olması, içerisinde bulunduğumuz karanlık tabloyu daha da karanlık hale getirmekten başka bir işe yaramayacak!

Ülke, gıda üretimiyle bitirildi!

Devletin kuruluşu sonrası, yılların emeği ve birikimleriyle var edilen kurum ve kuruluşlar satılarak tüketildi!

Para sürekli değer kaybeder duruma getirilerek, borç yükü her geçen gün artarak devam etmesi sağlandı.

Ekonomik çıkmaza girilerek, üretimsiz ve sadece tüketen toplumsal yapıya dönüştürüldü.

Devlet tek insana bağlandı!

Daha fazla yanlış kararlar verilerek, içinden çıkılmaz duruma düşersek, üretilen İHA, zırhlı araç, silah, mermi ve bombaların karın doyurmayacağını anlayacağız ama o gün iş işten geçmiş olacak!

Daha geç olmadan çay demleyin…