8E1C0E57-7022-4F0E-ADF2-8E6BC05909F9-1.jpegABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin ile beklenen görüşme nihayet Filandiya’da 16 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleşti. Son yılların ABD ile Rusya arasında yapılan en kapsamlı bir görüşme olduğu herkesin ortak görüşü. Bizim boyutumuza yansıyan yönü Orta Doğu’ya şekil verecek bir anlaşma niteliğini taşımasıdır. Bu özeliklerinden dolayı kimi çevreler, bu görüşmeyi Münih, Pearl Harbor veya Yalta toplantılarına benzetiyorlar. Çok kapsamlı bir anlaşma olduğu konusunda çoğu çevre hem fikir. Anlaşmanın tamamın kamuoyuyla paylaşılmayacak. Biz ancak bunu atılacak pratik adımlar üzeri okuyabileceğiz. Fakat kamuoyuna açıklananlar öteden beri dilendirilen konulardır ki çoğu bilinmektedir.

Nedir bunlar?

 

Suriye boyutunda kısa ve uzun sürede atılacak adımlardır. Bunların başında Suriye üç bölgeli bir federasyona kavuşturulacaktır. İran ve Hizbullah, Suriye’den çıkarılacaktır. Burada anlaşılması gereken İran’ın gücü bu adımlarla sınırlandırılacaktır. Bu arada İsrail’in güvenliği sağlanmış olunacak. Türkiye’ye gelince bu ara oyalanacak. “Kırmızı çizgilerimiz“ dese de sonuçta olan biteni kabullenmek zorunda kalacaktır.

 

Trump-Putin arasında bu anlaşma sağlanırken karşılıklı tavizler esas alınmıştır. Aslında Avrupa, ABD’ye zorluk çıkarmamış olsaydı ABD’nin Rusya’ya taviz vermesine de gerek kalmazdı. Süreci takip edenler, şunu görmekte zorlanmazlar. ABD ile Avrupa arasında derin çıkar çatışmaları vardır. Avrupa, ABD’ye engel çıkarmayı çıkarlarına uygun görmektedir. Bu konu uzun süredir ABD ile Avrupa arasında tartışılan ve aşılmaya çalışılan bir sorundu. Aşılamayınca ABD Başkanı Donald Trump, Rusya ve Çin’den sonra Avrupa’yı da rakip kategorisine aldı. Trump-Putin görüşmesinin ön günü yani 15 Temmuz 2018 tarihinde televizyonda yaptığı konuşmada bunu açıkça deklere etmesi anlamlıdır.

 

ABD ile Avrupa arasındaki rekabet en çok Çin ve özelikle Rusya’nın işine gelmektedir. Avrupa, ABD’ye kafa tutmasa Rusya bu kadar kendini dayatamazdı. Rusya’nın kendini dayatması Orta Doğu’da ABD’nin işini zorlaştırmaktadır. Bu da, Orta Doğu devletlerin iktidarlarının ömrünü uzatmaktadır. Rusya olmasaydı Suriye ve İran’ın işi çoktan bitmiş olacaktı. Bu ülkelerdeki iktidarlar değişecek ve ilk etapta federasyon sistemine geçilecekti. Bu da, başta Kürd Milleti olmak üzere bölge halkların çıkarına olacaktı.

Avrupa, ABD’nin politikalarından ve özeliklede Orta Doğu politikasından çok rahatsızdır. Avrupa’nın mevcut Orta Doğu statüsü ile bir problemleri yoktur. Çünkü mevcut statüko kendi eserleridir. Bölge ülkeleriyle her konuda çıkara dayalı işbirlikleri vardır. Sistemleriyle bir problemleri yoktur. Bölgeden milyarlarca gelir getiren yatırımlara sahiptir. Bu nedenle ABD’nin Orta Doğu’ya müdahalesi Avrupa’yı ciddi boyuta rahatsız etmektedir. Avrupa, ABD’den şunu istiyor. “Orta Doğu’dan çekil. Bize bırak. NATO patronluğunu bırak, bize devret,“ demektedir. Bunun üzerine ABD, “Ya bana tabi olursunuz, ya NATO’dan çıkarım,“ diye Avrupa’yı tehdit ettiği biliyoruz.

 

Bu arada ABD’nin Rusya’ya verdiği tavizler Kürd/Kürdistan sorunu konusunda pek önemli değil. Fakat Rusya’nın ABD’ye vereceği olumlu tavizler Kürdleri çok ilgilendirmektedir. Öngörümüze göre Rusya, ABD’den aldığı tavizlere karşılık ABD’ye karşı Orta Doğu’da pek sorun yaratmayacaktır. Bu engelin aşıldığını sanıyoruz. ABD bölgede Rusya’nın engeline takılmadan GOP(Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)ne uygun programını uygulayabilecektir. Bu da, sömürgecilerimize yönelme olarak şekillenecektir. Bu hamlelerle sömürgecilerimiz darbe yerken Kürdlere alan açılacaktır. Bu nedenle Trump-Putin arasındaki anlaşma, Kürd milletinin lehine olmuştur sonucuna varmak yanlış değildir.

Burada bir parantez açmak istiyoruz. Yüzyıllardır Kürd milletinin can ve kan pahasına verdiği mücadele sonucu elde edemediği kazanımları ABD’nin hamleleriyle kazanmış olacaktır. Ki 1991 yılından bu yana Kürdistan’ın Güney ve Güneybatısı (Rojava)da çok kazanımlar da elde edildiği bilinmektedir. Kürdler bunun ne kadar farkında bilemem ama buna rağmen kimi Kürd siyasi çevrelerinde yoğun bir ABD düşmanlığı yapıldığı da bilinmektedir. “ABD kötüdür“ deyip durmaktadırlar. Kuşkusuz bu konu sadece kimi Kürd siyasi çevreleriyle sınırlı değildir. Geniş bir alıcısı vardır.

 

“Emperyalizm kötüdür,“ tekerlemesi siyasallaşmış dinci kesimin de, sağın da solun da dilinden düşmez ama işin tuhaf tarafı sıkıştıklarında sığınılan durak emperyalist ülkeler olunmaktadır. Dikkat edin, kendi ülkesinde şu veya bu sebeple yaşam koşullarını bulmayan bu çevrelerin sığındıkları ülkeler “kötü“ dedikleri emperyalist ülkelerdir. Sağcısı, cihatçı dincisi, kendi ülkesinde barınma koşulları bulmadığında savunduğu düşünceye uygun yönetilen bir ülkeye gidip iltica etmez ama “kötü“ dediği emperyalist ülkelere gider, yaşamını orada kurar. Hem de sığındığı ülkenin değerlerine karşı çıkarak. Aynı tutumla solcu da ideolojisine denk düşen “sosyalist“ bir ülkeye gidip sığınmaz ama “kötü“ olarak tanımladığı emperyalist bir ülkeye gidip sığınır.

 

Burada bir anormallık yok mu?

 

Var olmasına var. O zaman bu çevrelerin, “emperyalizm kötüdür,“ demsi burada anlamını yitirir. Çünkü bir yönüyle emperyalizm; şu an insanlığın vardığı en ileri merhaledir. Ki emperyalist olmayan diğer ülkelere göre demokrasinin karakollarıdır. Bilimin, sanatın, tekniğin öncü güçleridir. Kendi ülkelerinde yaşam koşulları bulmayan insanların “kötü“ dese de sığındığı limanlardır. Bu bir yana istense de, istenmese de, kabul edilse de, edilmese de dünyaya yön veren emperyalist güçlerdir. Çokça dilendirilen dünya işçi sınıfı, dünya demokratik güçleri ortalıkta yoktur. Dünyadaki gelişmeler karşısında atıldır. Sorunlar karşısında çözüm gücü olan sadece emperyalist güçlerdir. Kuşkusuz sorunlara yönelirken esas aldığı kendi çıkarlarıdır. İşgalcidir, baskıcıdır, talancıdır. Emperyalizmin öbür niteliği de budur. Ve bunu durduracak aktörler oluşmuş değildir.

 

Geriye ne kalır?

 

Emperyalizm bir ülke ve bölgeye yönelirken yerel güçlerin bir kısmı kaybederken, bir kısmı kazançlı çıkmaktadır. Bu koşulda kaybedenlerin temel soluğanı “Kahrolsun emperyalizm!“ olmaktadır. Bugün tıpkı sömürgecilerimizin yaptığı gibi. Fakat düne kadar kendileri emperyalizmin işbirlikçileri idiler. Bugün birden bire anti-emperyalist kesilmeleri emperyalistlerin Kürd/Kürdistan sorununa karşı ilgili olmalarıdır. Bugünden sonra “kahrolsun emperyalizm!“ demekle kendilerini artık kurtaramazlar. Onlar, politikalarıyla birlikte gidicidir. Geri kalanlar kendini yaşatmak için zorunlu olarak emperyalistlerle işbirliği yapmak zorundadır. Beğenelim, beğenmeyelim bugünkü realite budur.

ABD’nin bu süreçte Orta Doğu’ya müdahalesini bu boyutuyla değerlendirmek gerekir. Başkaları bir yana genelde “emperyalizm,“ özelde “ABD kötüdür,“ değip kestirip atmak Kürd millet politikası olmamalıdır. Çünkü bizim yüzyıllardır yapamadığımızı bugün ABD yapmaktadır. Buna Kürdler olarak niye karşı çıkalım ki.

 

Şunu araştırın. Kürd milletini ABD’ye düşmanlık yapmasını çabalayanlar, Kürd millet düşmanı güçler olduğunu görürsünüz. Çünkü burada kendi devlet çıkarlarının savuması vardır. Onların devlet çıkarı Kürdlere kaybettirir. Kürdlerin kazancı sömürgecilerimze yönelen, başta ABD olmak üzere, müttefiklerin kazanmasıdır. Burada Kürdler de kazanıyor. Düşman güçler bunu görüyor ve buna uygun olarak politikasını belirliyor. Kürdler de bunu görmeli ve buna uygun bir politika oluşturmalı ve kendilerini pratikleştirmeleridir. Düşman güçler buna ne der takıntısına takılmadan millet çıkarımız neyi gerektiriyorsa ona uygun davranılmalıdır. Tersi bir durum Kürdlere kaybettirir. Çünkü bu alanı Kürdler doldurmasa bugüne kadar olduğu gibi düşmanları doldurur ve Kürdler yine kaybeden olur.

Kürdler kaybetmeyecektir. Kürdlere rağmen ABD ve müttefikleri Kürd devletini kuracaktır. İsrail’in güvenliği, batı sisteminin çıkarı Kürd devletinin kurulmasını zorunlu kılıyor. Kürdler bunu bilince çıkarmalıdır. Özeliklede düşmanın dezinformasyonlarına inanmamalıdır. “ABD, Orta Doğu’dan çekilecek,“ “ABD, Suriye’de güçlerini çekiyor,“ gibi masa başında oluşturulan düşman yalanlarına Kürdler rağbet etmemelidir. ABD’nin bir yere gittiği yok. Bölgede kalıcıdır. Bunca yatırım yapmasına karşın ABD nereye gidecektir? ABD, bugün dünya gücüdür. Orta Doğu’da çekildiği an dünyaya hakimiyet gücünü yitirir. “ABD çekilecek,“ diyenler bunu neye dayandırıyor? Bir dayanakları yok ama Kürdleri psikolojik olarak bunaltmak, “ABD bizi satar,“ noktasına getirmek için düşman güçler tarafından yapılan propagandalardır. Kürdler bu oyunu görmelidir.

 

Sonuç olarak; Kürd millet çıkarı neyi gerektiriyorsa ona uygun davranılmalıdır.

 

19 Temmuz 2018