E25B4F15-66FB-4ADD-8415-22BC77FD4393

Hasan H. YILDIRIM

Yanlış bir anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. Ben dahil çoğu Kürd aydın ve siyasi çevreleri yazılarımızda Kürd milleti ile sömürgecilerimiz arasındaki ilişkiyi açıklarken Türk, Arap ve Fars kavramlarını kullanırız.

Bazı çevreler, buradan bu toplumların bütününe düşmanlık yaptığımız sonucuna varıyorlar.

Hayır, hiçbir toplumun bütününe karşı olmadığımız gibi Türk, Arap ve Fars toplumlarının tümünü karşı da düşman değiliz.

O kavramları kullanmamızla kasıt edilen sömürgecilerimizin egemenlik sistemin kendisidir.

Bu sistemin sahipleri var, bunların sömürü ve baskısı altında olanlar var.

Toplumlar ve milletler, sınıf sınıf, din din ve mezhep mezhep şeklinde ayrışmış. Herbirinin çıkarı bir diğerine karşı başkalaşmış ve hatta aynı sınıf, din ve mezhep bireylerin bile kişisel çıkarları çoğunlukla çatışır hale gelmiş.

Burada alınması gereken tavır savunduğun davanla millet, din ve mezheplerine bakılmaksızın bu kesimler arasındaki çıkar birliği ve çatışmasıdır.

Savunduğun davanla çıkar birliği olan her millet, din ve mezhep mensubu ile yol arkadaşlığı doğaldır. Bu kesimler düşman değil, müttefiktirler.

Hiçbir toplumun, milletin, dinin ve mezhebin üyesi ne toptan kötüdür, ne de toptan iyidir. Kötüsü var, iyisi var. Kürd milleti içinde böyledir. Bu kural Türk, Arap ve Fars toplumları içinde geçerlidir.

Türk, Arap ve Fars toplumlarında ırkçı, faşist, islamist cihatçı, sol maskeli sosyal-şoven, egemenlik sistemin yaralarını saran bohça dikici sosyal-demokratlar olduğu gibi demokrasiyi özümlemiş, insan haklarına saygılı, sömürüye, haksızlığa, baskıya karşı çıkan ve bunun için hayatı pahasına ölümü kucaklayan binler, yüzbinler ve milyonlar vardır.

Bunlara düşmanlık edilir mi? Kuşkusuz hayır! Ki bunlara düşmanlık etmek demek kendi gücünü zayıflatmak demektir. Davasından samimi, dürüst olan hiç kimse bunu yapmaz.

Kürd toplumu sanki toptan çok mu iyidir? Kuşkusuz değil. İyisi var, kötüsü var.

İyisi, gasp edilen millet ve insani hakları için mücadele edenlerdir. Bunların ikili bir görevleri vardır. Gerçi birbirine bağlı görevlerdir. İşgal altında olan ülkesini bağımsızlaştırmak, gasp edilmiş milli egemenliğini elde etmek için milliyetçi oluşları ve bunu yaparkende kendi ülkelerinde devrim yapmakla enternasyonalist olmalarıdır.

Kürd olarak bu kimliklerimize sahiplenmekten korkmamalıyız. Evet hem milliyetçiyiz, hem de enternasyonalistiz. Ezilen, millet egemenliği gasp edilen koşullarda milliyetçi olunmadan zaten enternasyonalist olunmaz. Milliyetçi ülkesinde devrim yapandır. Enternasyonalist ülkesinde devrim yapana denilir.

Kötü olan Kürdler ise, bireyi olduğu Kürd milletine karşı düşmanın olmuş düşkünlerdir. Kürd/Kürdistan’ı kalbinde bölen sömürgeci ülke sınırlarına, bayrağına, andına “saygılıyız“ diyenlerdir. Kürdistan’ı bölen ve herbir parçasına kendine katan Türkiye, Irak, Suriye ve Irak’a “vatanımız“ diyen kesimlerdir. Onun “sevdalısı“ olduğunu beyan edenlerdir. Bunların Türk, Arap ve Fars ırkçısından, faşistinden, islamist cihatçısından, sol maskeli sosyal-faşistinden, yama dikici sosyal-demokratından bir farkları yoktur.

Bu düşkünlere, Türk egemenlik sistemi ve onun varyantları için daha ağırını dediğimde Kürd düşmanı mı oluyorum? Hayır! Oysa söylediklerim bu düşkünlerin içine girdikleri ihanete işaret etmektir. Çünkü bunlar, Kürd milletinin ağaç kurdudurlar. Kürd ve Kürdistan’ı düşmana peşkeş çeken lejyoner bozuntusudurlar.

Bu düşkünler hoş görülemez. Eğer hoş görülürse bağımsızlık ve özgürlük için dağlarda savaşan, düşman öldüren ve şehit olan o gencecik çocuklara ihanet olur. Bu duruma düşmemek gerekir.

Burada dost ve düşmanlık; toplum, millet, din ve mezhep ayırımı yapmaksızın üyesi olan bireyler, çevreler ile savunduğun davan ile olan çatışması ve çakışması kıstas alınır. Başkalarını bilmem ama benim aldığım kıstas budur.

8 Ağustos 2018