Lübnan’ın önemli gazetelerinden El Nahar’ın Eski Editörlerinden Michel Khoury, IMPNews’e Suriye’deki gelişmeleri, İdlib üzerinden süren pazarlıkların perde arkasını ve bölgede olası gelişmeleri değerlendirdi. 

08.08.2018

Yavuz ÖZCAN

Lübnan’ın önemli gazetelerinden El Nahar’ın Eski Editörlerinden Michel Khoury, IMPNews’e Suriye’deki gelişmeleri, İdlib üzerinden süren pazarlıkların perde arkasını ve bölgede olası gelişmeleri değerlendirdi.

Lübnanlı gazeteci Khoury yaklaşık olarak 10 yıldır sığındığı Suriye’de iki kez suikaste hedef olduğu için fotoğraflarının yayınlanmasını istemiyor. Refik Hariri suikastı nedeni ile hakkında dava açılan çok sayıda insandan biri olduğu için ülkesi Lübnan’ı terkederek Suriye’ye yerleşen Khoury, 70 yaşını aşkın durumda ve sağlık sorunları da yaşıyor. Khoury ile kişisel ilişkilerimiz de Lübnan’daki ikameti sırasında epey uzunca bir zaman öncesine rastlıyor.

Khoury, Suriye ve Lübnan Kürdleri ile de yakından ilişkileri olan bir gazeteci ve yazdığı son yazılarında Kürd sorununa sıkça değiniyor.

’Dürziler ve Kürdlerin yakın bağları var’

El Nahar Gazetesi Eski Editorlerinden Michel Khoury ile söyleşimizi aktüel bir konudan başlatmak istedim. Şu sıralar, Suriye’de konuşulan konuların başında Suveyda’daki IŞİD saldırısında esir alınan kadın ve çocuklar geliyor. YPG komutanları son günlerde yaptıkları açıklamalarda IŞİD’e söz konusu siviller karşılığında Deyrülzor’da tutukladıkları taraftarlarını takas etme çağrısı yaptıklarını ve bunun yankılarını soruyorum. YPG, Suveyda’daki IŞİD operasyonuna da katılmak istediklerini de ifade etmişti. Dürzi halkı ve Kürdler arasında güçlü bağlar olduğunu, Dürziler’in Kürdleri ‘dayıları’ olarak gördüğü ifade eden Khoury, Lübnan’daki Kürdler’in de Dürziler ile iyi ilişkileri olduğunu hatırlatarak, PKK’nin Bekaa‘da olduğu süreçte de Dürzilerle yakın olduğunu söylüyor. YPG’nin Dürzi tutsakları IŞİD’den kurtarmak istemesinin bu iyi ilişkilere dayandığına inanıyor Khoury.

‘Kürdler olmasaydı, Suriye bir araya gelemezdi’

Suriye yetkilileri ile de görüşen Khoury, gerek Suriye halkının gerekse de devlet yetkililerinin Kürdler’in savaştaki gayretleri ve fedakarlıklarını mihnetle andığını ifade ederek, ‘Kürdler olmasaydı, Suriye’nin bir araya gelmesinin mümkün olmadığını’ vurguluyor.

Lübnanlı gazeteciye göre, Kürdler ve rejim arasında yapılan görüşmelerde yetkililerin bunu dikkate alması gerekiyor, savaşın sona doğru yaklaştığını ve en zor olan kısmın Suriye’de ABD, Rusya Arap ülkeleri ve Türkiye arasındaki deklemlerin nasıl çözüleceği aşaması olduğunun altını çiziyor: ‘Çok zorlu bir sürecin başındayız. Kıran kırana mücadelelerin yaşanacağı bir eşiğe girildi. Suriye rejimi nasıl bir yol izleyecek, nasıl bir değişim yaşayacak bunu nasıl yapacak önümüzdeki süreçte bunlar netleşecek.”

Suriye savaşında sahadaki aktörlerin ne istediğinin belli olduğunu ifade eden Michel Khoury, Rusya ile Amerika arasında henüz bir uzlaşma, bir fikir birliği olmamasına rağmen, iki devletin de ‘bu sorunu bitirmek konusunda paralel düşündüklerini’ vurgulayarak şöyle diyor: “ABD yönetiminin Suriye’de önceliği İran’ı sahada saf dışı ederek, İsrail’in rahatsızlığına neden olan Hizbullah’ı bölgeden uzaklaştırmak ve İsrail’in güvenliğini teminat altına almaktır. 1973 sonrası oluşan fiili durumu korumak istiyor. Golan Tepeleri’nin bu görüşmeler sırasında gündeme getirimesini her halükarda istememektedir. Rusya ile ABD arasındaki görüşmelerde varılan sonuçlarda da İsrail’in güvenliğini sağlama ve İran unsurlarını İsrail’den uzak tutulması kararlaştırılmıştır.”

Khoury, ’varılan bu anlaşmalar sonrası, Suriye’nin güney cephesinin ordunun kontrolüne geçmesinine’ dikkat çekerek, Ürdün ve İsrail sınırlarının da İsrail’in arzu ettiği gibi Suriye ordusunun kontrolüne geçtiğini hatırlatıyor.

SDG güçleri ülkenin dörtten birinden fazlasını kontrol ediyor

İdlib, Suriye’deki tüm süreçlerin en kritik noktası’

Lübnanlı gazeteci yaklaşan İdlib operasyonuna dikkat çekerek, sınırların denetime alınması ardından, İdlib ve kuzeyde Türkiye’nin kontrol ettiği alanlara işaret ediyor: “Bu alanların geleceği konusunda tam olarak bir fikir birliği henüz oluşmamış olsa da, İdlib’in alınması hayati bir önem taşımaktadır rejim için. SDG denetiminde olan topraklar İdlib kadar öncelikli değil. Hem SDG hem de YPG’yi bu operasyona katmanın yolu ise öncelikle Efrin’den geçer. Kürdler kendilerine ait toprağın Rusya ve Suriye’nin yol vermesiyle Türkler tarafından işgal edilmesine asla rıza göstermediler ve göstermezler. Aslında İdlib operasyonu tam da burada tıkanıyor. Her iki alanda da Türk ordusu var ve bunlar Rusya’nın yol vermesiyle olmuştur. Rusya’nın, ‘artık işin bitti güle güle’ demesine de Türkler rıza göstermezler ve çıkmazlar. Suriye rejimi bu konuda fazla söz sahibi değil.”

İdlib’de kimin ne istediği konusundaki sorumuza da şöyle yanıt veriyor:

“İdlib potansiyel olarak Suriye’deki tüm süreçlerin ve çatışmaların en kritik ve en zorlu olanıdır. Sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte 70 ile 100 bin ölüme hazır olan cihatçı olduğunu tahmin ediyorum. Burdakilerin çoğu daha önce değişik şehirlerde yenilmelerine rağmen, anlaşmayla bu alana geldiler. Bu da tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor ve bunlar Türkiye’den besleniyor. Çoğunun ailesi Türkiye’deki kamplarda veya kiraladıkları evlerde. Yani bu alana sonradan otobüslerle getirilen diğer bölgelerde uzlaşmayı reddeden ne kadar radikal cihatçı grup varsa İdlib’te toplandı. Bu bölge adeta savaşın finaline bırakıldı. Rusya ve Çin’i çok yakından ilgilendiren Çeçen ve Uygur unsurlar da İdib’de. Bu yapılar ya burayı terk edecek ya da savaşarak ölecekler. Geçen hafta Çin Büyükelçiliği İdlib’de Suriye ordusuna yardım edebileceklerini açıkladı. Çin kendi vatandaşı olan burdaki radikalleri istemiyor ve hepsinin imha edilmesinde yana. Keza Avrupa devletlerinin tavrı da bu. O nedenle burdaki cihatçılar ya Türkiye’ye geçecekler ya da ölecekler başka bir seçenekleri yok. Yabancı cihatçılar Suriye’ye tek yönlü biletle geldiler, dönmeyi düşünmeyecekler. Ve hiç bir ülke bunların dönmesini istemeyecektir kendi topraklarına. Olası dönüşleri de engelleyeceklerdir. Suriyeli yetkililerin hep ertelediği bu kaygı, bu gün geldi kapıya dayandı. İdlib en can alıcı savaşın sahası olacak. Burada Rusya ve Türkiye’nin tutumu çok önemli. Rusya, Türkiye’yi nasıl ikna edecek, Suriye ordusunun bölgeye nasıl gireceği doğrusu merak konusu. Çünkü Türkiye yıllardır bunlara her türden desteği veriyor. Şimdi ya sınırını açıp içeri alacak ya da ölümlerine seyirci kalacak. Sınırı açması durumunda cihatçılar da, aileleri de, İdlib’deki diğer siviller de Türkiye’ye girecek.”

Suriye topçusu

“Rusya ile Türkiye İdlib pazarlığını sürdürüyor”

İdlib’te Rusya ile Suriye ilişkilerinin de testten geçeceğini belirten Michel, “Suriye ordusu İdlib’e harekat düzenleyecek, bunu eninde sonunda yapacaktır. Ama bunu yaparken Türkiye’yi karşısına almak istemeyecektir” diyerek devam ediyor: “Rusya da Türkiye’yi kendi yanında tutmak istiyor. ABD de Türkiye’yi, İran konusunda yanında görmek istiyor. Türkiye bu iki gücün kendisine ihtiyacını oldukça iyi kullanıyor. Suriye’deki savaş sonrası inşa sürecine katılmak istiyor ve Kürdler’in bir statüye sahip olmasını istemiyor. Birinci istemine bir şekilde rıza gösterebilirler. Ama ikinci istemi real değil. Kürdler bir anlaşma olmadan rejimle bir araya gelmeyi kabul etmezler. Kaldı ki Şam’da bunu iyi biliyor. Türkiye, Rusya’dan İdlib sorununun bir savaş yaşanmadan, Halep, Guta ve diğer bölgelerde olduğu gibi çözülmesini istiyor. Pazarlık konusu bu. Ama bu da hayaldir. Bu cihatçıları başka bir alana taşıma söz konusu değil. Türkiye Bab veya Efrin üzerinden bunu yapmak istiyor. Buraların da Suriye sınırları içinde olduğu gerçeğini gözardı ediyor. Veya bu cihatçılara otonom bir alan tahsis edilmesini istiyor. Her iki istemi de akıl dışıdır. İdlib operasyonunda Kürdler olmadan Suriye ordusunun İdlib’i alması nerdeyse imkansızdır. Kürdler’in de olmazsa olmazı Efrin’in kurtarılmasıdır. Bunu YPG’de SDG’de hep söylüyor. Burda başka etkenler de var. Rusya, Türkiye’nin karşı cepheye geçmesini istemiyor. Türkiye’yi bu nedenle karşısına almak istemiyor. Türkiye ise Suriye’nin geleceğinden pay istiyor. Ama Suriye rejimi buna ne kadar rıza gösterir tartışma konusu. Görüştüğüm ve konuştuğum hiç bir Suriyeli yetkili Türkiye ile barışmak, yaptıklarını unutmak istemediğini açıkça belirtiyor. Suriye tüm bu belaları Türkiye’nin başlarına sardığını ve unutulması mümkün olmayacak bir düşmanlık yaptığını söylüyorlar.”

Rusya’nın Rojava Kürdleri’ne karşı tavırlarının nasıl yankı bulabileceği konusunda da şöyle diyor:

“Elbette Türkiye’nin en önemli diğer istemi de Kürdlerle ilgili. Kürdler’in bir hukuki statüye kavuşmasını istemiyor. Kürdlerle ilgili yapılacak görüşmelerde alınacak her kararda yer almayı ve masada olup bitenlerden haberdar olmayı istiyor. Hem İdlib hem de diğer yerlerle ilgili pazarlığının bir boyutu da bu. Erdoğan bunu devlet politikasının merkezine yerleştirmiş adeta. Rusya, Türkiye’nin çoğu istemini kabul etti ve Türk ordusu Suriye’de fiili olarak savaşa dahil oldu. Üstelik bunu yaparken de Rusya’nın müttefiği Suriye’ye büyük zararlar verdi. Ancak Rusya, Suriye’yi de kaybetmek istemez, lakin Suriye’nin çıkarlarından önce kendi çıkarlarını hep düşündü. Kürdlerin bir statü sahibi olmasına karşı çıkmamasının tek nedeni de Kürdler olmadan Suriye’nin olmayacağı gerçeğini bilmesidir. Rus-Kürd ilişkilerinde Rusya her zaman Kürdleri arkadan vurmuştur. Bunu tarih açıkça böyle kaydediyor.”

‘Suriye Kürdleri anayasal hakları istiyor’

‘İdlib pazarlığında Türkiye’nin tavrı’

“İdlib’de 70 ile 100 bin arası cihatçı var ve bunlara ortak ordu oluşturma çabasında ve Rusya tek bir kelime söylemiyor. Geçen hafta Şam’da önemli bir yetkili İdlib’i almak için ordunun hazırlık yaptığını ve Kürdlerle de görüşüldüğünü söylerken, İdlib’de Türk ordusu Türkmenlerin ağırlıkta olduğu Ulusal Ordu diye bir yapı oluşturduğunu ve Rusya yetkililerine, ‘bu grupların ağır silahlarını alır, tümünü Ulusal Ordu’ya katarım’ dediğini aktardı. Rusya ile pazarlığı bu argümanlar üzerinden yapıyor. Suriye ordusu ise son operasyonlarla birlikte moral kazandı, kendini epey toparladı. Türkiye’ye bir şey vermeden sorunu tümden çözmek istiyor.”

‘Rusya, ABD ile zıtlaşan Türkiye’yi şimdilik karşısına almaz’ 

Rusya’nın Türkiye ile ilgili hesaplarının Suriye meselesini aşan boyutları olup olmadığına dair soruya da şöyle yanıt veriyor:

“Rusya, Türkiye ile doğrudan karşı karşıya geleceği bir seçeneği düşünmek zorunda kalacak. Zaten İdlib harekatı Eylül ayında yapılacak toplantı sonrasında başlayabilir. Rusya, ABD’nin İran’a diş bilediği bir dönemde Türkiye’yi karşısına almayacaktır kısa süreliğine. Ama şunu söylemem gerekir, Rusya tam bir çıkmaza doğru gitmektedir. Suriye bir an önce bu meselenin hal olmasını istemektedir. Şam, İdlib harekatında Kürdleri de yanına almak istemektedir ve Kürdler de Efrin konusunda ve başlayan görüşmelerde somut adımlar atılmadan bu harekata katılmak istememektedirler. Yani Rusya’nın artık tarafları fazla oyalayacak zamanı kalmadı ve Türkiye’yi İdlib operasyonuna razı edecektir.”

“Şam’da konuştuğum bazı Rus yetkililer Türkiye’nin tavrına artık tahamül etmediklerini söyledi. Hem Rusya hem de İran’lı yetkililer, Türk askeri varlığının savaşı uzattığını ve elde ettikleri kazanımlar için artık büyük tehlikeye dönüştüklerini söylediler bana. Suriyeli yetkililer ise, Türkiye’nin bu tavrının Ankara’ya ağır bir fatura ile döneceği görüşünde. İdlib harekatı ile birlikte Rusya, Türkiye’ye ‘askerlerinizi çekin’ diyecek. Türkiye, ‘çekilmem’ diyemez. Böyle bir şansı da yok zaten. Türkiye zaten tarihin en büyük krizini yaşıyor ABD ile. Bir de Rusya ile böylesi bir krizi yaşamak istemez. ABD ve Türkiye gerilimi daha da artacak, gerek İran’dan dolayı gerekse de Suriye ve Kuzey Irak’taki askeri varlığı nedeniyle. BM de sürece dahil olacaktır haliyle.”

Suriye’nin önemli oranda Türk ordusu kontrolünde

Kürdler, anayasal statü konusunda netler’

Demokratik Suriye Meclisi (DSM) ile Şam hükümeti arasındaki görüşmeler konusunda ise Michel şöyle konuşuyor: “Kürdler oluşturdukları modeli Suriye’nin bütününe yaymak arzusunda. Basına fazla yansımasa da Kürdler’in artık eski Suriye’yi istemedikleri ve statülerinin anayasal güvence altına alınması konusunda netler. Şam’daki görüşmelerde bulunan bir dostum Kürd heyetinin kendilerine ‘Suriye’nin bütünlüğünü korumak ve savaşı bitirmek istiyorsanız, eski Suriye ısrarından vazgeçip demokratik bir Suriye inşa etmeyi düşünün, bizim statümüzü de anayasal güvence altına alın. Bunlar bizin şartımız’ dediklerini bana aktardı. Kürdlerin öncülük yaptığı, temsil ettiği Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu realitesi var. Denetimleri altındaki bu bölgede Araplar, Süryaniler, Çerkezler, Türkmenler yani bölgede yaşayan tüm azınlıklar var. Şam rejimi bu durumu ABD ve Rusya gözetiminde hukuki bir çerçeveye oturtmak zorunda. Suriye hükümeti de çok iyi bilmektedir ki bir değişim gerçekleşmezse eski haliyle birlik ve bütünlük sağlamak mümkün değil.”