C995839F-257E-4157-80CA-A9E887D21B88

Teslim TÖRE

Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD ekonomisi kapitalist dünyaya ekonomi savaşı açtı. Söz konusu olan savaşta Erdoğan ekonomisi payına düşen evrensel ve özel boyutlu olandan nasibini almaya başladı. ABD’nin başlatmış olduğu ekonomik savaşın en başta emperyalizme en çok bağli olan ülkelerin ekonomisine zarar vereceğine kuşku yoktur. Türkiye ekonomisinin bütün boyutlarıyla emperyalizme bağlı olduğu kesin. Tarımdan sanayiye sanayiden piyasa ekonomisine kadar emperyalizme bağımlı olan Türkiye ekonomisini ABDnin başlatmış olduğu bu ekonomik savaşın çökerteceğine kuşku yoktur. Bu iki nedenle böyledir. Nedenlerden birisi, başta da vurgulamış olduğum gibi emperyalizme tam bağımlılıktır. Diğeri ise sistemin bizzat kendisinin emperyalizmin bir kurgusu olarak Türkiye’ye oturtulmuş olmasıdır.

Dikkat edilecek olursa Erdoğan sözüm ona sisteme karşı dururken yandaşlarına yastık altındaki dolarınızı, avronuzu çekin, onları Türk parasıyla değiştirin ki bu ekonomik savaşı kazanalım diyor. Yani doları, avroyu Türk parasıyla değiştirecek, bu savaşla da emperyalizme karşı koyacak. Dünyada böyle bir ekonomik savaşı kazanma mücadelesi ne görülmüş, ne duyulmuştur. ABD’nin doları ile ABD’yi vuracak! Doları Türk parasıyla değiştirince sözüm ona doların değerini düşürecek, Türk parasına değer kazandıracak, böylece ekonomi savaşını kazanacak. Buna kargalar bile güler. Güler çünkü Erdoğan çaresizliği bir çare diye topluma sunuyor. İkincisi emperyalizmin bizzat kendi eliyle kurmuş olduğu sistemi bizzat kendi eliyle de yıkıyor olmasıdır. Örneğin İran gibi Türkiye’nin bağımsız ekonomisi olsa, yapılanması da kendine özgü olsaydı sistem de kendisine ait olacaktı.Dolayısıyla sistemi İran’dan başkası yıkamayacaktı.

Ama Türkiye’de sistemi emperlayizmin kendisi kurmuş, bir asıra yakın da denetimini bizzat kendisi yapıyor, Erdoğan da sanki bağımsız ekonomisi varmış gibi efeleniyor. Talimat verdim, ABD’nin İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nın mal varlığı dondurulacaktır diyor. Tabi ki varsa diye de ekliyor.Olguya nereden ve hangi gözle bakılırsa bakılsin, sisitemin topyekün çöküşe doğru gittiğine kuşku yoktur. Sözüm ona İstanbul Borsası diye bir sistem kurmuşlardı, şimdi var mı öyle birşey? İstanbul Borsası mı, emperyalizmin borsası mı, yoksa bir hilkat garibesi mi orada duruyor? Sistemin çöküşünün en somut ifadesi esasında budur. İflaslar intiharları izliyor, günde onlarca işyeri kapanıyor, iflas ediyor ama Erdoğan hala bu ekonomik savaşı kazanacağını söylüyor.

Bir ülkenin en temel sektörlerinden birisi tarımdır. Türkiye’de tarım çökertileli çok oldu. Dünyanın en gelişmiş ekonomisinden birisi olan Alman ekonomisine bakın, tarım sektötrü, sanayi sektörüyle yarış halindedir. Dışarıdan bakıldığı zaman Almanya bir sanayi ülkesi değil de bir tarım ülkesiymiş gibi bir görünüm verir. Ama Türkiye tarımı bırakın can çekişmeyi, iflas edeli yıllar oldu. Ve Türkiye tarımına en büyük darbeyi de Erdoğan dönemindeki yönetim vurdu. İstanbul Borsası ve tarımın böylesine çökertilmesi tek başına bile sistemin topyekün bir çöküşe doğru gittiğine kuşku bırakmıyor. Bu bağlamda üretim ilişkileri, üretim güçleri konusuna hiç girmiyorum çünkü o bir felaket konumunu andırıyor. Erdoğan işçilere grevleri nasıl yasaklattığını burjuvaziye bir övünç kaynağı olarak sunuyor, anlayacağınız üretim-üleşim gibi iktisadın doğal yasaları tümüyle berhava edilmiş, eğer bu gerçek bir çöküşün ifadesi değilse başka bir ifade tarzı bulunamaz.

Erdoğan ‘’onların doları varsa bizim de Allah’ımız var’’ diyecek noktaya geldi. Yani işin bir tarafında Erdogan’ın Allah’ı, karşısında ise dolar duruyor. Erdoğan bu haliyle doların mı Allah’ı, Allah’ın mı doları yeneceği konusunda görüş gelişritiyor.

Besbelli Erdoğan’ın Allah’ı şaşmış. Dünya, kapitalizmin dünyası, bu dünyada kapitalizmin sözü geçer, Erdoğan ve Allah’ın değil . Eğer Allah’ın sözü geçiyor olabilseydi ne Erdoğan bu hale düşerdi ne de dolar Erdoğan ve ekonomisine galebe çalabilirdi .Erdoğan “bizim de Allah’ımız var” dediği Allah’la doları aynı kefeye koyarken kazanacağim dediği ekonomi savaşını peşin peşin kaybetmiştir.

Erdoğan “kur diyorlar, ne kuru yahu biz işimize bakıyoruz” diye yüksek perdeden atarken Allah’la doları aynı kefeye koyacağını hiç düşünmemişti. Hala da kur sistemiyle uğraşıyorlar, doların kaça fırladığının hesabını yapıyorlar. Devalüasyonların peş peşe gelip sistemi karaya oturtacağını düşünen yok. Kur sisteminin üst evresinin devalüasyon olacağı, bunun ise topyekün bir iflasa yol açacağı ekonominin önemli yasalarından birisidir. Artık geçmişte olduğu gibi kısa dalga, uzun dalga diye globalizmin dalga boylarının olmadığı açıkça görülmesine rağmen iflasın topyekün boyutu gözden kaçırılıyor. Esasında olup biteni kriz olarak nitelemek bile yetersiz kalıyor çünkü yaşanan bir kriz değil, iflas ettirme politikasıdır. ABD sermayesi açık açık büyük boyutuyla kendisine bağımlı olan Türk ekonomisini iflasa sürüklüyor, bu gerçegi görmemek için bakarkör olmak gerekiyor. Erdoğan’ın ekonomik savaş olarak nitelediği bu savaşı ABD ekonomisinin kazanacağına en ufak bir kuşku yoktur.

ABD’nin başlatmış olduğu evrensel boyutlu ve Türkiye özgününe yönelik ekonomik savaşla birlikte Erdoğan diktatörlüğünü de yıkar mı, kesin değil. Ama bundan böyle hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı kesin. Özellikle de Türkiye muhalefetinin Erdoğan diktatörlüğüne karşı başlatması gereken sokak ve parlamento içi mücadele bir üst düzeye doğru tırmandırılınca ekonomiyle politikanın bir noktada buluşturulması Türkiye’de birçok şeyin değiştirilmesine neden olacaktır. Nesnel ortamın buna çok uygun olduğu, önemli olanın öznel öğenin buna denk bir boyuta çıkartılmasıdır. Erdoğan diktatörlüğünün geleceği buna bağlı olarak şekillenecektir.

Teslim TÖRE
11 Ağustos 2018