Nurretin Yildirim YAZDI: Boynu Bükük Adam


86329639-CEE9-4716-BD1C-A6398536706C

Nurettin YILDIRIM

İdlib operasyonu için geri sayım startı verildi. Bu demektir ki, İdlib savaşı yada operasyonu her an oldu alacak eşiğinde. Bu savaş aynı zamanda Türkiye’nin desteklediği ve askeri ve siyasi olarak yenilmiş, tükenmiş bütün çapulcu, terörist unsurlar savaşarak ölecekler mi, teslim mi olacaklar ya da başka alanlara mı, Türkiye’ye mi taşınacaklar? Bu da yakın zamanda belli olacak.

Zirvede Putin, İdlib’ de ve Süriye de temizlenmesi gereken terörist cihatist gurup ve örgütlerin hangilerinin olduğu El kaide. El Nusra bağlantılı örgütler ve bunlar isimleriyle belirtilmiştir. Rusya’dan, Çin’den, Avrupa’dan gelen yabancı savaşçılar da dahildir. Bu demektir ki, sözü edilen örgütlerin yanında bunları destekleyen güçler de hedeflenecektir.

İdlib’de çetelere yönelik bir kovulma ve temizlemeye gidilirken pek tabiki İdlib merkezli gerilimin çözülüşü ve bu çözülüşünün şiddeti ve etkileri yol ve yöntemleri bütün sonuçlarıyla, Kürtleri ilgilendiren kısmıyla birlikte Efrin’ de, Rojava alanlarında getirisi götürüsü ile, olası sonuçları da merak konusu olmaya devam edecektir.

Görüyoruz ki, Tahran’da gerçekleşen Rusya, Türkiye, İran üçlüsünden oluşan zirve toplantısının ardından Erdoğan’ın tedirginliği ve Putin, Ruhani ikilisinden farklı bir görüntü sunması dikkatlerden kaçmadı. Toplantıda göze çarpan en önemli karelerden biri de Erdoğan’ın hoşnutsuzluğu olmuştur. Anlaşan Erdoğan’nın bazı itirazlarına rağmen zirvede kabul edilen Putin ve Ruhani’ nin istekleri olmuştur. Erdoğan’nın boynu bükük bir yüz ifadesiyle “ ateşkes” yani görüşme teklifleri gibi bazı önermelerinin reddi nedeniyle tedirginliğiyle birlikte haleti ruhisi hiç te iyi görünmüyordu. Hata fırsat bulsa ardına bakmadan sıvışacak kadar perişandı.

Bu zirve ile birlikte İdlib düğümünün bir çok belirsizliği su yüzüne çıkmaya başladı. Bir çok kimsenin gündeminde belirli, belirsiz tartışmalarına neden olan ve açıklamaya muhtaç bazı soru ve konular bu vesileyle daha netleşmiş oldu. Zaten, “perşembenin gelişi çarşambadan beliydi.” Yine de her kes kendi cephesinde bir şeyleri anlamaya, anlatmaya çalışıyor. “İdlib, İdlib” diye bağırıp çağıranlar, “Süriye’de savaşın sonu” biçiminde algılayanlar ya da “kıyamet” vurgusu üzerinden kimi okumalar var. Kısacası envayi türü karışık, karmaşık iyimser, karamsar çoğalması bakışlardan çok çeşitli, değerlendirmeler üzerinden olası sonuçlar konuşuluyor, öngörmeler yapılıyor ve Kehanetlerde bulunuluyor.

ABD ve Rusya’ nın Süriye nin geleceği konusunda anlaştıkları yönünde ayrıca pek çok zaman bazı analistlerce sık sık dillendirilmiştir. Trump ve Putin arasında her konuda olmasa bile bazı temel konularda anlaşma içinde haraket ettiklerini en azından bazı temaslardan anlamak mümkündür.

Rusya Süriye rejimi üzerinden ürettiği gerekçelerle kendi müdahalesine meşrutiyet kazandırmaya çalışırken, ABD’ de Kuzey Süriye federasyonu üzerinden İŞID’ le mücadele ve İran faktörü vb. gerekçeler üzerinden kendine alan oluşturmaya çalıştığını biliyoruz. Bu nedenle de olsa zirve’ de ABD’ nin bölgedeki varlığına SDG’ye karşı mücadele Süriye’nin bütünlüğü ekseninde özelikle Iran ve Türkiye tarafından dillendirilmiş olması gözden kaçmamıştır.

Kuzey Süriye federasyonu ile rejim arasından nasıl bir süreç ortaya çıkar şimdilik bilinmez ama Meselenin bu kısmında ABD Rusya arasında nasıl gelecek tasarımı ve şekle bürüneceğini ilerde uluşacak gelişmelere bağlıdır. Şimdiden bir kestirmede bulunmak henüz erken. Yani işin bu kısmı müzakere yoluyla mı, yaksa siyasal askeri yolla mı olacağı birazda İdlib sonrası ortaya çıkacak yeni güç dengeleri ve siyasal denklemeler belirleyecektir.

Avrupa ülkeleri özellikle Almanya göç telaşında ötesiyle pek ilgilenmiyor. Bunun için Merkel Erdoğan’ın sırtını sıvamakla meşkul. Türkiye bu mülteci kozunu özellikle İdlib üzerinden yeniden dolaşım alanına sokarak Avrupa birliğinin desteğini arkasına almak istemektedir. Fransa AB içinde biraz daha öne çıkarak, farklı olarak Rojava üzerinden ABD ile birlikte fiili olarak bölgede askeri ve siyasi anlamda etkili olaya çalışmaktadır.

Birleşmiş milletler vb. uluslararası kurumların ağırlığından bahsetmek mümkün değildir. BM. kurallardan, yasalardan bahsediyor, ama etkili olabilecek bir güç veya inisiyatif ortaya koymuyor, yada koyamıyor. Bu kurumların en son Efrin işkalinde yaşanan katliamlarda etkisizlikleriyle ne kadar gereksiz hale düştükleri bilinmektedir. Bu kurumlar İçinde bulunduğu konum itibarıyla İnisiyatif koyabilecek durumda değildir. “Hak, hukuk” gibi argümanlar para etmeyen içi boş hava, cıva olarak kalmıştır. Özelliklede Süriye gibi küresel güçlerin savaş alanı olan bir bölgede ne BM. ne de uluslararası hukuk ve yasaların hiç bir geçer akçesi kalmamıştır. Bu yasa ve kurallar ağını güçlü devletler işine geldiği gibi, dilediği şekilde yırtıp atmaktadır.

Yasalar, kanunlar ve kurallar zayıf ve güçsüz olanlar için vardır. Güçlü olanlar için değil. Antik yunan çağında yaşayan ve yaptığı yasalarla yunan demokrasinin temellerini atan hukukçu devlet adamı Salon: “5 örümcek ağlarına benzer: Güçsüz ve hafif şeyler ona yakalanır, daha ağır ve güçlü olanlar ise onu parçalayıp geçer.” Demiştir. Ne güzel demiştir Solon. Bu Tespit sanki günümüz için, bölgede yaşananlarla ilaveten söylenmiş gibidir. Her isteyen devlet işine geldiği gibi yasaları delmiştir, kullanmıştır.

Aslında ne Rusya’ nın ne de Türkiye ve İran ’nın İdlib’ e aldırdıkları yoktur. İdlib operasyonu bu üçlü tarafında daha önceden Astana, Suçi vb. görüşme ve anlaşmalarında mutabakatı sağlanmış planlamaların yansımalarıdır. Onun yol haritasında öngörülenlerin adım, adım uygulamaya geçirilme biçimidir. “koyun can derdinde, Kurt post derdinde” misali hepsinin derdi kendi çıkarlarıdır. Kimsenin Süriye sorunu çözme gibi bir derdi yoktur. İster bu cihadist çöplüğü üreten, besleyen ve şimdi de Rusya’nın isteği çerçevesinde kendi pisliğini temizlemeye mahkum edilmiş Türkiye olsun, ister bunu istismar konusu yapan ve buradan nemalan Rusya ve başka devletler açısından olsun dert ettikleri çözüm, ya da istikrar değil kendi emperyal çıkarları ve yayılmacı emelleridir.

Her şeye karşın bu üçlü devletin yaba yana birbirine yakın durması tehlikelidir. En çok da biz Kürtler için tehlikelidir. Bir birine kanlı bıçaklı olan Rusya, Türkiye,

İran ilişkisi ve yakınlaşmasının birincil nedeni Kürd meselesi olduğu unutulmamalıdır. Türkiye ve İran Kürd anasını görmesin anlayışı üzerinden mümkün oldukça Kürdlerin statü elde etmemesi için uğraşacaklardır. Özellikle bundan sonra İdlib’ le birlikte daha da zor günler yaşaması kaçınılmaz olan ve giderek boynu büküldükçe küçülecek adam bütün hışmıyla Kürtlere yönelecek ve oradan kendine rant devşirmeye çalışacaktır. Bu konuda imkanlarını sonuna kadar zorlayacaktır. Bunu rejimle anlaşarak Rusya üzerinden, olmazsa ABD üzerinden deneyecektir. Kürdlerin alehinde oyun bazmaya çalışacaktır. Bu nedenle Kürdlerin her zamankinden daha çok dikkatli, duyarlı ve uyanık olması gerekmektedir.