TOPLUMLARIN BİRLİKTE YAŞAM KOŞULLARI!

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


9D92B2E8-901A-4B7C-BE9C-4525DB77B3F6

Hasan H. YILDIRIM & Hüssein ERKAN

Bir hedefe varmayı isteyebilirsiniz. Bunu programlayıp uğrunda mücadelede edebilirsiniz ama bunun gerçekliği nedir, böylesi bir tutumun başarı şansı var mıdır diye düşünmek gerekiyor. Bu değilde ben öyle istiyorum demekle istenilen olmuyor. İşte sorgu buradan başlanılmalıdır. Niye hayat bulmayacak sorusuna cevap aranmalıdır. Bu yapılırsa doğal olarak hedeflenen projenin niye gerçekleşemeyeceğinin koşulları önünüze gelir. İşte politika bu koşullar üzerinde yapılırsa başarılı olur.

Çoğu Kürd siyasi hareketin uzağında seyrettiği durum budur. Bir yol tutturulmuş gidiliyor. “Ümmet Birliği,“ “Halkların Kardeşliği,“ denilip duruluyor. Fakat bunun olabilirliği masaya yatırılmıyor. Söylenen slogandan öte bir karşılığı olmuyor.

Kuşkusuz “birlik“ ve “kardeşlik,“ güzel şeylerdir. Kulağa hoş gelmesinin ötesinde olması gerekendir. Toplumlar niye birleşmesin, niye kardeşleşmesin? Bunun kime zararı var dememek gerekir. Her şeyden öte bu istem, toplumlara egemen olan sömürücü sistem sahiplerinin çıkar duvarına çarpıyor ve orada eriyor. Hele toplum çağdaşlaşma seviyesini yakalamamışsa bu istemin gerçekliğe kavuşmasının mümkünatı yoktur. Her şeyden önce faklılılıklardan oluşan toplumların birlikte kardeşçesine yaşamaları için çok ileri bir kültüre sahip olmaları gerekiyor. Irkçılığı, şövenizmi, dini bağnazlığı aşmaları gerekiyor. Muhatabını etnik ve dinsel olarak özgün kimliği ile kabullenmesi gerekiyor. Kendine hak bildiğini karşı içinde kabulu gerektiriyor. Var olanı eşitlik temelinde paylaşmayı istemeyi gerektiriyor. Birlik ve kardeşlik ancak bu koşullarda mümkün olabilir. Bu koşullarzorla yaratılamaz. Ben böyle istiyorum demeklede olmaz. Bu, uzun süreli bir eğitim işidir. Hele Orta Doğu gibi toplumlarda yüzyılları alacak bir süreç işidir.

Fakat bu süreci olumlu olarak kısaltma imkanı vardır. Toplumlara önderlik eden kesimlerin bu politikayı kendi toplumlarına empoze ederek, onları içten dönüştürerek karşıtlar arasındaki oyumsuzluğu aza indirerek, süreçle giderme çabası tüm toplumlarda vardır. Olmasıda kaçınılmazdır. Fakat bu çaba her zaman olumluya yol açmayabiliyor. Bazen bunun tam tersi bir gidişatada yol açabiliyor. Bunun sayısız örneği vardır.

En son örneğini Türkiye’deki 15 Temmuz 2016 tarihindeki olaylarda gördük. Türkiye toplumunda tabuları kırmak, toplumu içten değiştirmek, çağdaş bir yönetim kurmak olarak yola çıkan liberal demokrat kesimin olumlu çok işler yapmasına karşın sistemin eskiden beri yerleşmiş ırkçı, faşist, siyasi islamcı kanatları tarafından biçildiler. Kendileriyle birlikte oluşan olumlulukların tırpanlamasına kadar iş vardırıldı ve sistem giderek koyu bir ırkçılık ve radikal siyasi dinciliğe evrildi. Toplum her geçen gün giderek karanlığa sürüklenmekle karşı karşıyadır. Mafyalaşmış ırkçı, soykırımcı Ergenekon çeteleri giderek topluma hakim hale geleceklerdir. Bunun en büyük nedeni toplumun geri yapısıdır. Toplum çağdaşlaşma düzeyini yakalayabilmiş olsaydı siyah ve yeşil faşizm bu kadar hoyratça davranma zeminini bulamayacaktı.

Demek ki neymiş?

Bir projenin hayat bulması için toplumsal dinamiklerin buna hazırlıklı olması gerekirmiş. Buna rağmen toplumların bir arada yaşama koşullarının yaratılması için aralarındaki olumsuzlukları ortadan kaldırılma çabasından vaz geçilmemelidir.

Bu işin bir tarafıdır, fakat esası değildir. İşin esası yaşadığımız Orta Doğu toplumlarında milletler, dinler ve mezhepler arasındaki eşitsizlikten kaynaklanıyor. Bu eşitsizlik ortadan kalkmadıkça merkezden girişilen her hareket yenilmekle karşı karşıya kalacağı olan bitenden anlamak zor değildir. O zaman işin esası temel alınmalıdır. Yerel güçlendirilmeli, merkez zayıflatılmalıdır. Buradan eşitlik sağlanmanın imkanı daha fazladır. Kürdistan milli mücadelesi başta olmak üzere azınlıkların, baskı altında olan din ve mezheplerin mücadelesi zaten bunu yapmaya çalışmaktadır. Yani baskı altında olanın, ezilenin öncelikle kendi kurtuluşunu sağlanmasıdır. Karşıtlarıyla eşitlenmesidir. İşte toplumları birbirine yakınlaştıran bu durumdur. Eşitler ancak hak temelinde anlaşabilir, birlikte yaşam koşulları yaratılabilir. Eşit olmayan koşullarda, üsten veriyorumlarla veya vereceğim demekle birlik ve kardeşlik oluşturmak mümkün değildir. Bu, bir kere eşyanın doğasına aykırıdır. Yukarıdan kimse kimseye bir şey verildiği tarihte görülmemiştir. Bir hakkın varsa bunun zorla alındığıdır. Buna tarih şahittir. Bu nedenle hak sahibi hakkını kendi mücadelesiyle almadığı müddetçe ezen ve ezilen arasında ikide bir “barış, barış,“ diye bağırmanın anlamı yoktur.

Eşitliğin olmadığı bir koşulda yapılan “barış“ çağrılarının karşılığı yoktur. Bu çağrılarla birlik sağlanılamaz, kardeşlik tesis edilemez. Barış, birlik ve kardeşlik ancak ve ancak eşitler arasında sağlanabilinir. Bunun dışında kurulan “birlik“ler sorunlu birliklerdir. Zoraki birliklerdir. Bu tür birlikler yıkılmaya, tasfiye edilmeye mahkumdur. Bugünkü Kürd milleti ile Türk, Arap ve Farslar arasındaki birlikler gibi.

Kürd milleti ile Türk, Arap ve Farslar arasındaki birlik zora dayalı birliklerdir. Tasfiye edilmesi gereken birliklerdir. Ki Orta Doğu’da bir bütün olarak olmasada birçok sorunun ana kaynağıda bu sorun teşkil etmektedir. Bu sorun yani Kürd/Kürdistan sorunu çözülmedikçe diğer sorunların çözüm yolu kapalıdır. Bu yol ancak Kürd/Kürdistan sorunun çözülmesiyle açılır.

Şunuda görmek gerekir. Kürd/Kürdistan sorununun çözümü basit bir sorun değildir. Orta Doğu ile ilgilenen herkesin ortak görüşüdür bu. Ha çözülsün demekle çözülmüyor. Bu sorunun çözümü Orta Doğu’ya verilen eski statükonun bir baştan değişmesini zorunlu kılıyor. Bu da, yerel toplum dinamiklerin tek başına yapabileceği bir sorun değildir. Sorun enternasyonallaşmıştır. Bölge üstünde hesabı olan dünyadaki tüm güçlerin sorunu haline gelmiştir. Bu nedenledir ki ABD bölgeye müdahale etmiştir. Bu müdahale ile sorunun çözüleceğine olan inancımız tamdır.

Burada sorulacak soru şudur: Genelde Orta Doğu toplumlarının karşı karşıya olduğu sorunlar, özelde Kürd/Kürdistan sorunu nasıl çözülecektir? Bunun cevabı GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)’nden verilmiştir. Fas’tan Afganistan’a kadar 22 devletin yıkılması, parçalanması, etnik ve dini temeller üzerinde yeni devletlerin kurulması şeklinde izah edilmiştir.

Yaşadığımız coğrafyada yeni devletlerin kurulma süreci başlamıştır. Kurulacak olan devletler milli devletler olacaktır. Kimi çevrelerin “ulus devlet dönemi bitti“ iddiası burada hükmünü yitirmektedir. Ki çağımız milli devletler kurulma çağıdır. Habire yeni devletler kurulmakta veya bunun mücadelesi verilmektedir. “Ulus devlet dönemi bitti,“ iddiasında olanların uluorta çokça örnek verdikleri AB (Avrupa Birliği) bile dağılmakla yüz yüzedir. “Birleşik Avrupa Devletleri“ kuruldu veya kurulacağı iddiası hayalin ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Avrupa’da çok milletli devletler bile parçalanmakla yüz yüzedir. Kanada, Belçika, İspanya, İngiltere bunların başını çekmektedir. Peki bunun mücadelesi sonunda devlet kurulduğunda bu devletlere milli devlet denilmeyecek mi? Bunlara bakıp “ulus devlet dönemi bitti,“ demek ne kadar inandırıcıdır? Bunun hiçbir inandırıcılığı yoktur. Bu iddia sahiplerinin bu saçma tezlerinin üstünü biraz kazın ezen devletlerin tezleri olduğu görülecektir.

Demokrasinin alasının yaşandığı Batı toplumlarında çok milletli devletler dağılırken ki demokrasinin gereği olarak kabul görülüyor bu gelişmeler ama yaşadığımız Orta Doğu coğrafyasında ırkçılığın, faşizmin, cihatçılığın, milliyetçiliğin, mezhepçiliğin, aşiretçiliğin hakim olduğu ve birbirini yok etmeye çalışan bu kesimlerin birlikte yaşayacağı tezini programlamak fantazi değilse bunun bir arka planı olması gerekir. O da, bu tezin esas sahiplerinin coğrafyamızdaki ezen güçlü devletlerin olduğudur. Bu tezi ezilenler adına savunulması ezilenlerin mücadelesini zaafa uğratma amaçlıdır. Kürd milletinin böylesi kaybettiren bir politikası olamaz.

Kürd milleti ve Kürdistan’daki azınlıkların politikası; parçalanmış, bölüşülmüş, sömürgeleştirilmiş Kürd/Kürdistan’ı birleştirme ve bağımsızlaşma mücadelesidir. Ülke ve millet olmanın gereği budur. Bunu devlet ile tamamlayıp kendini geleceğe taşımanın gereğide budur. Kürd milleti ve Kürdistan’da yaşayan azınlıkların önündeki esas görevi budur. Bu sağlanılırsa komşu ülkelerle eşitleşiriz. O koşullarda ilişkimiz ne olması gerekir meselesi ancak o zaman gündeme gelir.

Fakat bunun bir öncesi vardır. O da, Kürd siyasal önderliğin toplumu çağdaşlaştırma görevi vardır. Bu da, kendi toplumuyla, var olan azınlıklar, dinler ve mezheplerle barışık olmasını şart koşuyor. Bunu başaran Kürd siyasal hareketi, eğer aynı düzeyi yakalamış komşu toplumlar varsa onlarla birlikte yaşama koşullarınıda yaratmış olur. Bu da, bugünden yarına çözülecek bir sorun değildir. Zaman işidir. Bunun dışından tutulacak her yol soruna erken doğum yaptırır ve sonu hüsran olur.

 

9 Eylül 2018