Ali DOĞAN YAZDI: KÜRT ULUSUNUN HAKLARI ve FERAGAT


B642AF72-96CA-48C6-A3FF-7CC68D767C9C

Ali DOĞAN

Kürdistan üzerinde hak iddia eden bütün devletler, Orta çağ dan kalma gerici, çağ dışı bir sömürge anlayışına sahipler.  Kürdistan ın statüsünü var olan koşullarda koruyacaklarına inanıyorlar. Oysa çeyrek yüzyılda bölgedeki politik deprem bu düşüncelere büyük hasar verdi. Ortadoğu ve Kürdistan dünya devletlerinin politik gündeminin başında yer almaya başladı. Bölgede politik ve sosyal devrimleri tetikleyecek en zayıf halkanın Kürdistan devrimi olduğu ortaya çıktı. Bu durum Türk devletini telaşlandırdı.

Doğu Kürdistan da İran uzun süredir, Kürtlere bireysel hakları ile birlikte bazı sınırlı sosyal hakları politik olarak tanımıştı. Benzer hakların meşrulaşmasını çözüm süreci esnasında Türkiye de dillendirmişti. Buna benzer Kürtlerin bireysel hakları Rojeva devrimine karşı, merkezi Suriye rejimi tarafından güncellenip gündeme getirileceği hissediliyor. Hangi parça olur ise olsun, Kürt ulusu bir bütün olarak politik özgürlüğüne sahip olmadan, bireylerinin özgürlüğü ve can güvenliği hiçbir zaman güvence altında olmayacaktır.  Ulusların politik özgürlüğü ancak devlet veya benzeri alt kurumlar ile temsil edilir. Farklı bir devletin sınırlarında dahi olsa, bu politik özgürlükler devletler arası anlaşmalar ile güvence altına alınmalıdır.   

Kürt halkının genel ulusal hakları ile, bireylerinin herhangi bir parçadaki vatandaşlık hakkı veya insan haklarının doğru kavranması bu neden ile tarihi bir öneme sahiptir.

Kürt ulusunun politik gelişimi cehalet, korku, hatalar yüzünden engellenmişti ve sadece gerçekleri bulduğunda ilerledi. Eğitim adına cehalet, Kürdistan halkını şartlandırma, politik hatalar, ideolojik mucizeler ve yalanlarla oyaladılar; imkânsız, saçma ve rezil bir yaşamı kutsamaları öğretildi. Rojeva devrimi son derece öğretici politik tecrübeler ortaya çıkarttı. Hiçbir şey Kürdistan halkının acil politik sorunlarından önemli değildir, hiçbir şey daha fazla önem taşımamaktadır. Ortadoğu da ki bu savaş yaşamının hataları ve karanlığı arasında, parlak bir gelecek araştırmaktan daha değerlisinin olmadığını devletler henüz idrak etmiş değiller. Onlar hala entrika peşindeler.

Yüzyıllar süren iç savaşlar ve isyanlar her geçen gün gelişerek devam etmekte. Psikolojik savaşın önemli bir silahı olarak kullanılan Kürtlerin devletlerin diğer vatandaşları ile eşit haklara sahip olacakları iddiasıdır. Bugün Suriye rejiminin iddia ettiği hakları, dün İran ve Türkiye devletleri de iddia etmişti. Bir devletin vatandaşlık hakkı ile, o devlete egemen olan ulusun, ulusal hakları birbirinden ayrı şeylerdir.

Devletin resmi dili, bayrağı, anayasası devlete hâkim olan ulusun doğal haklarını egemen kılar ve onu iç ve dış uluslara karşı göstermelik olarak kullanır ise eğer, vatandaşlık hakkındaki eşitlikte bozulmuştur; farklı etnik ve ulusal grupların haklarına da tecavüz edilmiş sayılır. Yüzyıl boyunca Türkiye de ulusların özgürlüğünü konuşmak bile devleti yıkmaya teşebbüs olarak kabul edilmiştir. Halen de bu konuda konuşan veya yazan yoktur.  Uluslar özgür olmadan bireyleri hiçbir zaman özgür olamazlar. Özgürlük, tartışma, dürüstlük, araştırma ve cesaret, hakikatin dostları ve müttefikleridir. Gerçekler, ışığı ve açık alanı sever. Duygulara, zihnin tüm yüksek ve beceriksiz fakültelerine ve güçlerine, yargıya, mantığa hitap eder. Tutkuları yatıştırmaya, önyargıyı yok etmeye ve reaktör ateşinin hacmini ve yoğunluğunu artırmaya çalışır. Ulusların özgürlüğünü yok etmek, bireylerin özgürlüğünü yok etmektir. Ulusların özgürlüğüne karşı bir argüman düşünmek imkansızdır. Bu nedenle ulusal hakları güvence altına alınmamış bir Suriye de insan haklarından bahsedilemez.

Her ulus, kendi aklının laboratuvarında ve kendi başına, sözde gerçekleri (tüm dünyanın teorileri) test etmelidir. Gerçeği, onun gerekçesine göre onun rehber ve ustası olmalıdır. Ulusların zenginliği hakikatler üzerinde inşa edilir. Hakikati sevmek, dolayısıyla algılanmak, ulusların zihinsel erdemdir – entelektüel özdür. Kürt ulusunun bütün parçalarda özgürlüğü için entelektüel cesarete ihtiyacımız var. Her insanımız dürüst düşüncesini yaşamda gerçekleştirmek için cesarete sahip olmalıyız. Devletlerin bize dayattığı devletin vatandaşlık hakkı veya bireysel özgürlükleri değil, ulusun bir bütün olarak kendi topraklarında hakimiyetini stratejik hedef olarak önümüze koyup araştırmalıyız.

Kürtler ulusal haklarından ne kadar feragat ederler iseler, her türlü özgürlük, eşitlik ve adaletten o kadar uzaklaşırlar. Türk devletinin kendi sınırlarında yaşayan farklı etnik ve uluslardan vatandaşlarını kandırmak için ileri sürdükleri bir gerçek; sosyal veya ulusal haklarından feragat etmek koşulu ile bireysel vatandaşlık haklarının korunacağını ileri sürmesiydi. Dün İran ve Türkiye in bu politikalarını bugün Suriye gündeme getirmek istiyor.

Türk ulusu devletin rejimi tarafından bu ideallerle sömürgeleştirilmişti. İnsanlık tarihi bundan daha büyük bir iki yüzlülük tanımadı. Doğal haklarından vazgeçip, hayatta kalmak için resmi vatandaşlık haklarına sahip olmak, insana insanlığından ve onurundan vazgeçirme çabasıdır. On yıllarca Kürtlerden sadece devletin vatandaşı olma hakkı karşılığında, ulusal haklardan olduğu kadar bireysel haklardan da feragat edmesi istendi. İç savaş öncesi Kürtlere vatandaşlık hakkını bile çok gören Suriye, dünkü İran ve Türk devletinin politikalarını güncellemek istiyor. Ulusal Özgürlük mücadelesi bütün parçalarda gelişmeye başlayınca, Kürtlere bireysel haklarının verileceğini ama ulusal haklardan söz etmemeleri öğütlendi. Geldiğimiz noktada, devletin vatandaşı olma hakkı bile Suriye de anlaşmanın aracı olarak kullanılmak isteniyor.

Devlet kurma hakkından feragat eden bir ulusun insanları özgür insan haklarından da mahrum duruma düşerler. Politik örgütlülük içinde olmayan bir ulus ne kadar savaşırsa savaşsın kendi insanların haklarını koruma altına alamaz. Devletin doğal doğuşundaki ilk görevi, toplumun özgürlüğünü ve güvenini sağlamaktır. Ulusun özgürlüğünü amaçlayan her kurum zihinsel dürüstlükle donatılırsa eğer, zafer Suriye de kaçınılmazdır. Bütün parçalarda en azından örgütler, teoride bile olsa Kürt ulusunun özgürlüğünü ve güvenliğini temel alan stratejik politikalar geliştirmelidir.  

Örgütlenmenin en önemli gerekçesi bireyselliğin önüne geçmek, ulusun genel çıkarlarını örgütlü hale getirmektir.  Türk devletinin istediği de tam bu noktada, örgütlü haklara karşı bireysel hakların gündemleşmesi idi. Yani insanın insan olma hakkı, fiziksel yaşamını sürdürmesi için politik bir araç durumuna indirgendi. İnsanın fiziksel varlığını sürdürmek için insanlığından feragat edip, vatandaşlık hakkı ile yetinmesi Türk devletinin yüzyıllık politik projesidir.  İnsanlar kendi maddi ekonomik ve sosyal zorunlulukları ile yaşarlar; buna rağmen insanları insan olmak veya vatandaş olmak gibi bir ikileme zorunlu kılanlar, iktidarda uzun süre kalamazlar. Türk devleti tüm kadroları ile, Suriye rejimine bu konuda destek verdiğini biliyoruz. İktidar da muhalefet de eğer Suriye de Kürt ulusunun demokratik bir hak kazanmasının ya kendileri için bir savaş nedeni olacağını ya da iç savaşın devam edeceğini ileri sürmeleri nedensiz değildir.

İnsan politik bir hayvandır, söylemi gerçeği yansıtmıyor. İnsan ancak kendi toplumu ile sosyal bir bütün olduğunda politikleşir. Politikleşmiş insan, doğallıktan çok uzaktır. Kendi doğası ile bir bütün olmayan hiçbir insan, ulusa dair duygu ve düşünceleri kavrayamaz. Devlet bağrında yaşayan, birçok etnik ve ulusal gruptan sadece birinin dilini, kültürünü ve ulusal çıkarlarını temsil ediyorsa eğer, doğal olarak diğerlerine düşman ve ayrıcalıklı davranıyor demektir. Hele bunu anayasasında meşrulaştırmaya çalışıyorsa, bu çağ dışı bir devlet olduğu anlamına gelir. Herhangi bir devlet bünyesindeki bütün vatandaşlarını insan olarak birbirine eşit ve birbirinden özgür kılamıyorsa, o devletin varlık nedeni ortadan kalkar ve meşruluğunu yitirir.  Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürt ulusu için meşru değildir.  Onun vereceği vatandaşlık da meşru olamaz. Aynı şey bugün İran ve Suriye içinde geçerlidir.  Bu devletler Kürdistan üzerinde meşrutiyetlerini yitirmiştir.

Bugün Kürdistan halkının Rojeva da elde edeceği politik bir zafer, bütün Kürdistan da ki devrimlerin temelini oluşturmaktadır. Kürdistan üzerinde hak iddia eden devletlerin içinde bulundukları savaşların kökenine baktığımızda hepsinin de özgürlük ve eşitliğe karşı olduğunu görürüz. Ulusal önyargı, milliyetçilik, nefret, hor görme, küçümseme, hakikatin ve ilerlemenin düşmanlarıdır. Bu doğru sadece Kürt ulusu için değil, kendi halklarını esaret alınmış devletlerinde gerçeğidir.

Türkiye, İran ve Suriye de Kürtlere ulusal haklarından feragat ettikleri taktirde, bireysel haklara sahip olacakları vaat ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık hakkı, insanlıktan veya Kürt olmaktan daha değerli bir hak imiş gibi sunuluyor.  Dili kültürü, ulusal kimliği olmayan ne olduğu belirsiz bir insan topluluğu yaratılmak isteniyor. Veya bir ulus modern yöntemler ile asimle edilmek isteniyor. Başka bir ifade ile devlet kendi vatandaşlarına karşı insanlık suçu işliyor ve bunu da yasalar ve anayasa adına yapıyor. Devlet sınırlarında yaşayan insanların, öz ve üvey vatandaşlar olarak ulusal etnik veya dinsel inançlarına göre sınıflandırılması Türk devletin parçalanacağının ilk belirtisidir. Anayasada veya birçok politikasında vatandaşlarını öz veya üvey olarak ayrımcılığa tabi tutması, kendi meşruluğunun devletlerarası politikada sorgulanmasına neden olur ve olmalıdır. Devlet ananın üvey evlatları, er veya geç analık elinde horlanarak büyütüldüklerini öğrendiklerinde kendi öz analarını arayacaklardı. Kürdistan ın bütün parçalarında özgürlük mücadelesinin geldiği nokta budur.

Ne yazık ki, Kürt ulusu bir bütün olarak devletlerarası politik gelişmeleri algılamaktan başarılı değildir. Bütün dünyada klasik sömürgeciliğin en zayıf halkası konumuna gelmiş Kürdistan da bir devrimin dış ittifaklar ile meşrulaşacağını gören düşünceler henüz gelişmemiştir. Özgürlüğe zorunlu olan ulusların politikacıları dünyanın ve devrimlerin tarihini okur, bütün ulusların istatistiklerini toplar ve ülkesinin geçmişindeki hatalarını tekrarını önleyebilir. Bütün devletlerin tarihi bize dış ittifakların ulusların özgürlüğünde dersler ile dolu olduğunu gösterir.  

Çeşitli şekillerde insanlar iki dünya içinde yaşarlar, biri gerçek, diğeri ideal. Kürdistan üzerinde hak iddia eden devletlerin yöneticileri ne kadar idealist iseler, Kürtlerde aynı şiddette gerçekçi olmak zorundadırlar. Devletlerin sınırlarında geçici insan hakları adına, ulusal haklarından feragat etmeleri onlardan beklenmemelidir.

Rojeva devriminin politik zaferi Modern Ortadoğu’nun politik evriminde kesin bir aşamayı işaret ediyor.

Ali Doğan

Eylül 11 2018