METİN ÇİYAYİ YAZDI: ASİ DÜŞLER SOKAĞI


3A41FF1C-4591-454D-8F66-66256E39EFDAYürek yangınıyla aşıyorum karanlık sokakları. Arıyorum bir derviş misali, yalnızlık dehlizin de kayıp olan yanımı.. Yüreğindeki cevher kayıp gitmiş karanlık kuyulara. Bir seni bulabildim kirlenmemiş ana yüreğinde.  Sen ki pırıl pırıl sarı, siyak ve bütün renkleri bedeninde taşıyan çocuklar. Bir sen temiz kalmışsın insanlığımın kahraman çocuğu. Henüz gözlerini açmadın Dünyaya ve senin gibi yüz binlerce çocuk. Henüz yüreğiniz kirlenmedi var olan insan müsveddeleri gibi. Onları tanıyarak doğ çocuk. Elleri yakandadır, doğmadan seni ipoteklemişler. Oysa bir umudumuz sizde kalmış…

Sadece yürek yangınıyla tutuşmuyor bedenlerde. . Nice canların düştüğü karanlık mezarların, gözyaşlarıyla örtülü bedenlerin haykırışları arasında seni sen eden varlık nedenin.  Bende senin gibi arıyorum. Yollara düşüşüm ondan. Gözyaşlarıyla yoğrulmuş ana yüreklerinde ki toprağa düşmüş kayıp mücevherleri arıyorum.

Bin yıla varan haykırışların kayıp sesi olan yürek çırpıntısına kulaklarını tıkayan dünyanın insan müsveddelerinin çürümüş yüreklerinde yeniden yeşerebilecek bir dal alıyorum. Bir ağaç gibi tek ve hür olma düşünü arıyorum.

Kime neye nasıl anlatmalı bin yılın karanlığında. Bilgi çağının körlüğüne sıkışmış yüreklerin, bencil insanlığın ve kirlenmiş beyinlerin ceplerinde arıyorum. Eski derviş misali ulaştığım her yeni toprak parçasına hayran, sevecenlikle bakamıyorum. Dünyanın bir köye dönüştüğü gönümüzde her yanım kan deryası.

Yitik çağların dervişleri olmadığımızdan anlar gibi sevinç ve hüzünleri de paylaşamıyoruz. Toprağı avuçlarken, yeni çiçek keşfettiğinde veya yeni bir hayvan gördüğünde duyduğu sevinci, gözlerindeki parıltıyı yakalayamıyoruz. Her şey bir tepsi içinde avuçlarımızda. Ve biz her gün o tepsinin görünen yüzüyle karşı karşıyayız. Mısır piramitlerinde güneşin doğuşunu istediğimiz saatte izleyebiliriz. Hong Kong veya Miami, yada Afrika’nın bir köyünü. Merak sınırlarımız ne kadar genişlese de gidip, algılama, kavrama ve görme yerine google searcle bir isim yazma ve izleyerek tanımak yeter hale geliyor ve bizde evlere tıkalı birer robot halini alıyoruz. Her şey bir kaç saniyede ve bir kaç saatli beyne yükleme ile çözülüyor. Google veya diğer arama motorları Internet’in bize sağladığı olanaklarla sanal alem garibanları kadar sevinebiliyor, onlar kadar üzülebiliyoruz. Birer arama motoruna dönüşmüş yaşamımız. Bilgi, teknoloji ve Motorla aşkların yaşadığı yeni dünya.

Duygu körelmesiyle dünyaya bakıyoruz.  O körlükle insanların acılarına sevinçlerine ne denli ortak olabiliriz. Arama motorlarında ki kayıp insanlığımızın peşine düşmüşüz. Ve karşımıza çıkan sadece tepside bize sunulan sanal bir dünya, ya ötesi?

İnsani sevinçlerimize küserek kendi acılarımızın çıkmazında yuvarlanıyoruz. Her şeyi tek başımıza yaşadığımızdan, tek başına kalmayı erdem sayıyoruz. Adına da bireysel özgürlük diyoruz. Gerçekten bireysel özgürlüğümüzde boğulmaya ne kaldı?

Ortak acılarımız göç edeli yıllar oldu. Savaş, katliam, açlık bize izlediğimiz bir dizideki farklı duygular sunmuyor. Onun içinde kendi acılarımız içinde yüzüyoruz. Acılarımız dünyanın en önemli sorunu ve biz çözemiyoruz.

Oyun kuruldu ve biz figüranlar iyi birer oyuncu olarak sahnedeki yerimizi almışız. Her birimizin laptopta ki bir tuş olmaktan ayırtan ne var. Beynimiz bilgisayardan daha çok bilgi yükleyebiliyor mu. Duygularımızı yitirdiğimizde çocuklarımıza ne bırakabiliriz?

Biz sanal elemde evlilikler, sanal alemde dostluklar, sanal elemde aileler kurdukça yaşamımızda sanallaşıyor. Bir lokma ve bir İphone, bir lokma Internet bütün yaşamımızı doldurabiliyor. İstediğimiz kılığa girip istediğimiz tarz da bir ilişki geliştirebiliyoruz. Hatta bir anda bir çok kişiliğe bürünüp farklı gurupta çok farklı anlayışlarda geliştirebiliyoruz. İphone’lı gençliğin geleceği teknolojik gelişmenin kurbanı olacak ve bütün toplumsal değerler yerle bir olacak. Öyle bir dönem gelecek ki bütün ilişkilerimiz sanal elem özerinde sürecek ve bir çok hizmeti de Robotlar yapacak. Birbirimizden nefret eden insan toplulukları, bireysel çıkar da kaybolan dostlular ve emeğin robotlaşmasıyla bizde biraz Robotlaşacak ve o zamana kadarda robotlar biraz  insanlaşacak.

Ev robotları sadece bilimsel alanlarda değil, fabrikalarda, endüstri alanlarında ve tarlalarımızda da çalışacak. Ve çok yakında annelik, babalık, doktorluk ve hukuk alanlarında da çalışacak. Bize sadece seks yapmak mı kalacak? tabi o zamana kadar kadın ve erkekler bir arada yaşamayı becerebilirlerse. Nede olsa her şeyin yapay kopyası piyasaları kasıp kavuruyor. Yapay cinsel organlar ve bin bir sapık fantezi ürünler. Sekshoplar ve kahpeleşmiş kadın erkek ilişkileri. Çok yakında Robot karı, robot koca dönemimi başlayacak. Sahi o zaman robot cinayetleri de başlar mı?. Kocasını kıskanan Robot kadın kocasını öldürdü. Robot karısını bir başka robotla basan koca cinnet geçirdi. Robot bakıcı beş yaşındaki çocuğa işkence yaparken veya dayak atarken yakalandı. Bugün beş terörist robot yakalandı. Amed garını tarayan robotlar siyasi savunma yapıp, Kürk mahkemelerini tanımıyoruz dedi. Robotlara kızan ırkçı Kürt hakim yargısız infaz yapıp tarihe damgasını vurdu: Bağımsız Birleşik demokratik Kürt Federe devletini kimsenin bölmeye gücü yetmeyecek deyip robotlara temize kapalı ömür boyu madenlerde çalıştırma cezası verdi. Robotlar yeniden dizayn edilecekleri hapishanesine gönderdi. Sanal alemde yankı yapan bu karası protesto eden robotlar bir çok alanda iletişimi kısa süreliğine durdurdu. yarın bir çok yerde RHD (Robot Hakları Derneği) kararı protesto etmek için basın toplantısı yapacak.  Güle damdan gel, babanın robot korumalarına yakalanma.

Çocuklarımız bunalıma girdiklerinde robot arkadaşlarına ne diyecekler. Benim cici babam bir robot. A benimde cici annem bir robot. Benim robot dayım oldu, babam bu ay annemin isteği özerine ona bir kardeş sipariş etti. Ne güzel bende anneme söyleyeyim bana da bir robot amca ısmarlasın. Benim gerçek amcam çok gerici, onu hiç sevmiyorum. Hey Ahmet yarın Kara 5017 Robotun doğum güne, ona ne hedya alacaksın? Ben gres yağı aldım. Bende de bir yağdanlık alacağım. Len duydun mu irfan ona bir kız robot almış. Vay şerefsiz ona gerçek kızlar ayarlasın diye. O çok güzel şiir okuyor onun için çok kız arkadaşı var. Len gel babamıza söyleyelim bize de güzel şiir okuma cipi taksın bizde güzel şiir okuyalım, bizimde gerçek kız arkadaşlarımız olsun, bıktım kız robotların kaprisinden. Yok oğlum ben onu istemem ben cinsel organımı kaplatacağım hende gümüşe. İnsan kızlar ona bayılıyorlarmış, geçende Azat yaptırmış fiyakasından geçilmiyor. Yoklan o tam bir hamzo, artık eskiye dönüş var oğlum herkes nostalji takılıyor. Ne dersiniz robot kafalılar siz de o günleri görecekmisiniz?

Gözümü yumarsam kayıp olacağım.

Bir ben bilirim sevgisiz yaşamanın sırrını.

Bir ben bilirim çıplak, yarın ayak karda kaymanın dayanılmaz sevincini.

Sana nasıl anlatsam bilmem ki ey yürek çarpıntım.

Sana nasıl anlatsam sevgide kayıp olan korkularımı.

 

Anlatamam sana yürek yangınlarımı,

anlatamam sınırsız gökyüzünde avare fırtınalara dalaşmamı.

Ve yanlık kalmış suskun ruhların dilini.

 

her biri savrulmuş yürek yangınlarıyla paramparça düşleri ve fırtına umutlarını.

Bir suskunluk birde kabus sarmış çoktan tarih olmuş bedenlerini.

Yıldızlar bile paylaşamıyor suskun kabuslarda debelenen yanlızlıklarını.

Ne gökyüzünün mavi derinlikleri ne de acının tınlanan melodisi.

Her şey onları biraz daha çaresizliğe gümmüş

Ve bir başıma kalmanın dayanılmaz hafifliğini.

 

Şimdi Avare ruhlar zamanı

susamış yürek yangınında çaresiz dağların

vurulan her bedenin

savrulan her Kürdili yaşamın

tümcesiz destanlarda nakşedilmiş acıların

sevdaları ağaç dallarına takilmiş cansız bedenlerin

Bé çare isyanıdır

 

Acıyı bay eyledik diyenlerin kervanına katılma

gel de tek tek sarılma Anarşist ruhlu çocuklar.

Sarasın geliyor yürek sevgisiyle

Gel de sövme ana avrat, öksüz kalmış özgür dağların kuytu mağaralarında.

( AVARE RUHLAR AVCISI)