Hilal Nesin :Munzur’un rüzgârına kapılan bir kengerle aramda çok fark yok’.  

Söyleşi: Yavuz Özcan

CC8CFFDE-F1E4-4CB5-B275-29AA8648D5DD

Bizim meslek habere odaklı olduğu için ve haberde insan odaklı olduğu için toplumun her kesimiyle günlük olarak içiçe bir yaşam sürdürmek zorundayız. Haberi, röportajı, söyleşiyi yapar yayına verirsin ve olay kapanmış olur. Sanırım bu bende tam tersi olarak işledi hep. Birlikte çalıştıklarım,portaj yaptığım insanlara hiç bir zaman ne bir haber objesi nede bir dönem birlikte çalışmıştım diye bakıyorum. Hep bu insanları beynimin depolama bölümüne istifleyip bırakmadım. Bunları hep dostluklara ve arkadaşlıklara çevirdim. Her kesin özgün yapısını kabullenerek, saygı gösterek bunu yaptım ve hala yapmaktayım. Mesleğin bu avantajlarını kalıcı insani ilişkilere çevirmenin de hep faydasını gördüm. Hilal Hocamla tanışmayana kadar, kendimi hep en şanslı eş olarak görürdüm. Yaptığın hangi iş olursa olsun arkanızda dağ gibi bir güç olmassa çuvallarsınız. İşinizi layıkıyla yapabilmeniz için erkek veya kadının birbirleriyle olan dayanışması belirleyicidir. Öyle gazetecilik yaparak para falan kazandığımızı düşünmeyin. Üstüne para ödemeyelim kazanmayı boş verin. Herkes gibi, bizde değişik işler yaparak hayatımızı idame ediyoruz. Bu nedenle de çok çuvalladığım oldu. Eşim hep hata ve yanlışlarımı düzeltti, tökezlediğim yerde kolumdan tutup yeniden ayaklandırdı. Bu meslekte başarılı mıyım değil miyim onun taktiri elbette siz okuyucularındır. Hilal hocamı tanıdıktan sonra sevgili meslektaşım Ahmet Nesin’in de başarının sırrını çözdüm ve onunda benim gibi eşinden yana çok şanlı olduğunu gördüm. Tabi haliyle bu şansın yalnızca bana ait olduğunu hep düşündüğümden, buda alışkanlık boyutuna vardığından bu konuda yeni adayları hazmetmem haliyle biraz zaman alacakAhmet bey kusura bakmasın, hazmetmem için biraz zamanlazım sadece…. Hilal Hocam ile eşim sosyal medya üzerinde tanışmışlar. Ve muhabetti oldukça ileri götürdükleri bir dönemde, eşim Hilal Nesin’e neden sizde yazması için teklifte bulunmuyorsun sorusuna muhatap olduğum gün, bizde yazar mı diye bir sözcük ağzımda çıkmıştı. Bunun üzerine Hilal Nesin’in menajerliğini üstlenen eşim Hilal hocamı köşe yazarlarımızın listesine taşımıştı….Hilal Nesin’i çoğunuz tanıyorsunuzdur, oyunlarından, kitaplarından, TV programcılığından, Türkü albümünden, köşe yazarlığından sosyal medya paylaşımlarından…Bende bilemediğiniz yönleriyle size elimden geldiğince tanıtmaya çalışacağım. Hani derler ya 10 parmağından 10 marifet, ha işte Hilal Nesinin 10 parmağından tamı tamına 20 marifet var. Bahçe bostan eken, süt alıp peynir toraq (çökelik) yapan, evde kendi ekmeğini kendisi yapan biri. Bazı insanların neden yeteneksiz olduğunu  Hilal Nesini tanıdıktan sonra cevabını daha şeffaf olarak bulabildim. Yaratan bazılarının yeteneklerini unutkanlıktan mı, bilerekten mi bilinmez, alıp bazılarına verivermiş olmalı…

6A2601A3-C8CB-4C2B-B7D4-D2833EF51894

Hilal Nesin, Ahmet Nesin’in eşi, yani Aziz Nesin’in gelini. Ama onu salt böyle tanımlamak büyük bir haksızlık olur. Zira Çamşıh’lı bir ailenin halk türküleri ve ozanlar arasında büyümüş çocuğu olan Hilal Nesin, konservatuarın halk müziği bölümünden mezun olduktan sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezinde tiyatro eğitimi de almış, tiyatro oyunlarında sahneye çıkmış, oyunlar yazmış, bir de tiyatro topluluğu kurup sanat yönetmenliği, yönetmenlik yapmış, dahası yedi de kitap yayımlamış, son kitabı da yakında çıkacak olan biri. Yani müzik, edebiyat, tiyatro gibi sanatın ayrı ayrı ama birbiriyle sarmaş dolaş olan bütün dallarıyla uğraşısı var Hilal Nesin’in.

 Hilal Nesin’in ilk albümü “Dağarcık”, Çimen’s Yapım etiketiyle yayımlanmış. Nesin bu albümde 10 türküye sesiyle hayat verirken, iyi bir kadroyu da bir araya getirmiş; daha doğrusu kartonetteki teşekkür yazısından da anlaşıldığı üzere, çok iyi bir kadro ona destek vermek için bir araya gelmiş.  Bir halk müziği icrası olmasının ötesinde akademisyen kimliği ile de tanınan Necip Yılgın’ın aranjörlüğünü yaptığı albümde Mazlum Çimen, Hasan Yükselir, Müjdat Gezen gibi usta isimleri görmemiz boşuna değil.

 Sivas katliamından mucizevi bir şekilde kurtulan rahmetli Aziz Nesin ile aynı katliamda babası Nesimi Çimen’i kaybeden Mazlum Çimen’in bestesi üzerine Müjdat Gezen’in seslendirdiği Aziz Nesin mısraları da “Sivas Acısı”nı anlatıyor. “Suç ne sende ne bende, suç seni karanlıklara gömende,” diyor Aziz Nesin. Sonra ardı ardına memleketin her köşesinden türkülerle Hilal Nesin alıyor sözü. Bunca kinin, öfkenin, cehaletin, düşmanlığın ortasında, ortak sözün, ortak dilin, ortak yaşanmışlıkların türkülerinde kardeşliği, barışı, aydınlığı arar gibi. İyi geliyor dinledikçe, iyileştiriyor bu amansız acıları, hüznü, kederi Seçilen türkülerin duygusu, ruhu hem de o türkülerin icrasında ve yorumundaki katıksız ses tınları su gibi akıp kulaklarımızdan yüreğimize akıyor adeta.716D2903-AE49-441E-BEBE-305DB8142616

 Pek çok ismin ama en çok da Ruhi Su’nun sesinden kulaklarımıza yer etmiş “Deveyi Deveye Çattım” ve  HasanYükselir’in sesiyle eşlik ettiği “Yârim Derdini Ver Bana, İskeçe’den “Penceresi Yola Karşı”, Trakya’dan “”Biber Ektim”, Ege’den “Muğlalı”, Antep’ten “Değirmen”, Kerkük’ten “Baba Bugün Dağlar Yeşile Boyandı”,Erzurum’dan “Çıkrık” ve Nesimi Çimen’in “Sor Nazlı Yar”a ile albüm başından sonuna bir zenginlik, cömertlik içinde akıp gidiyor. Adnan Yücelin dediği gibi. Kavga, tarih, duygu ve bilinç diyelim buna kısaca… Türkü tarihin her şeye rağmen umut ve direngenlikle yoğrulanlar yüzünden beslenir. Tarihin derinliklerindeki direngenlikle bugün ve gelecek arasında koparılamaz bir ilişki kurar. Tarihle kurulan bu ilişki, doğanın kendi iç diyalektiğiyle birleştirerek imgelere eklemek gerekir. Her bir türkünün bir öyküsü, bir anlattığı var ve o öyküler, hiçbir süse püse, gösterişe mahal vermeden, olanca sadeliğiyle sunuluyor dinleyene. Tıpkı Herodotos’un “Altınova” benzetmesiyle Yaşar Kemal’in romanlarına yansıyan söylencelerin kaynağıda yine bu toprakların olduğu gibi, “Yılanı Öldürseler” adlı romanı okuyan herkesin kafasında “Şahmeran” söylencesi ve ona bağlı olarak “Yılan Kale” söylencesi canlandığı gibi. İnce Memet ve Karacaoğlan da birer söylencedir. Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi”nden biri zaten Karacaoğlan olduğu gibi, tıpkı tasavvuf geleneğinin Yunus; başkaldırı geleneğinde de Pir Sultan olduğu gibi.

Hilal Nesin’de bu toprakların kokusunu, demini almış, ses rengi ve ferah tınısı ve de iddiasız ses sanatçısı biçimiyle kendini dinlettiriyor.

7178810D-D612-4F4C-BCC3-BF9D1CED3661 Albümün tüm geliri Nesin Vakfı’na bırakıldığını da hatırlatayım. Hilal Nesin sorularıma her ne kadar ‘sicilim temiz’diye cevap veriyorsa da, benim gibi şeytanın avukatlığını da mesleği gereği yapan birini aldatacağını düşünmüş veya savcılık temiz kağınına ulaşamıyacağımı düşünmüş olmalı ki, sicilim temiz deyip durmakta. Elbette halk nezdinde beyaz bir sayfa var, ama devlet nezdinde simsiyah bir sayfa var, hemde kabarık sicili. Hilal Nesin yobazlaşan Türkiyenin hiç sevmediği, her gün ölüm ve katletme haberlerini okuduğumuz kadınlara karşı şiddete hayır kanpanyasının en ön saflarında görüldüğü devletin o ‘kutsal arşifinde’ resimleriyle, belgeleriyle bulunmaktadır. Erdoğana hakaret ettiğinden dolayı hakkında açılan hakaret davasından bahsetmeme sanırım hiç gerek yok… Antalyada Muratpaşa Belediyesi tarafından kadına yönelik şiddete karşı düzenlenen etkinliğe, 15 bin kadın katılırken, etkinlikte 5 bin kişiden oluşan kadınlar korosunun söylediği şarkılara tüm kadınlar eşlik etmiş. Kadınlar Hilal Nesin’in 8 Mart için yazdığı ‘Bugün günlerden Kadın’ adlı şarkıyı seslendirmiş. Hilal hocam sicilim temiz diyor ya buyrun…Dahası varKadınların sayısı toplam 15 bini bulurken, etkinlik için Muratpaşa Belediyesi de 15 bin kaşık dağıtmış ve bu türkü söyleme sırasında İzmirin Karşıyaka ilçesi ile canlı bağlantı kurulmuş ve orada toplanan yaklaşık 8 bin kadın da aynı şarkıya eşlik etmiş. Buyrun sicilim temiz diyene

 

Dostlarım düşmanlarıma dost olduklarını anladım’

 

Şimdi de Hilal Nesin’i, Hilal Nesin’den dinliyelim. Ben sordum Hilal Nesin cevapladı.

-Paylaşımlarınızı okurken,  sanki bazı anlarda kendinizi ovadaki bir ağaç kadar yalnız hissediyor o an tek yönlü esen Munzur dağı rüzgârına kapılmış bir kenger gibi savruluyor, yaşananlardan böbrek acısı çeker gibi kıvranıyorsunuz. Sizdeki insani ne varsa ayaklanmış, bilincinizde ise anılarla geçmişin yaptıklarını ve yapamadıkları görülüyor sanki ve düşmanın taşı değil de, dostun hamasetle attığı gül yaralıyor seni duygusu oluşuyor insanda yanılıyor muyum?

 Uzun sorunuza kısaca “yanılmadınız” deyip geçmeyeyim. Yalnız bırakılan birçok insan gibi evet yalnız bırakıldım-bırakıldık. Ama böbrek taşı düşürme acısı kadar kıvranmadığımı da söyleyeyim. Zira kuzenimi böbrek taşı düşürürken görmüştüm de yerden yere atıyordu kendini. Ben kendimi yerden yere atmadım onları yerden yere attım. Şu an bakıyorum da hala yerdeler ve kuzenimin düşürdüğü böbrek taşından daha küçük görünüyorlar yerde. Evet, dostlarım sandıklarımın dostlarım olmadığını anladım; düşmanlarıma dost olduklarını anladım. Çok yaralanmadım, şaşırmadım, hep öyle oldu çünkü. Aslında Munzur’un rüzgârına kapılan bir kengerle aramda çok fark yok. Onu da yakmaya çalışan var beni de. Benle kengerin düşmanı aynı insanlar. Tek fark, onun adı Kenger benim adım Hilal.

 

Hiç kimseyi ötekileştirmeyi öğretmeden büyüttüler bizi’

 

Hilal Nesin, Ahmet Nesin’in eşi, yani Aziz Nesin’in gelini. Ama onu salt böyle tanımlamak haksızlık olur bence. Tiyatro eğitimi de almış, tiyatro oyunlarında sahneye çıkmış, oyunlar yazmış, bir de tiyatro topluluğu kurup sanat yönetmenliği, yönetmenlik yapmış, dahası altı da kitap yayımlamış ve köşe yazarlığı yapıyor. Yani müzik, edebiyat, tiyatro gibi sanatlarla yıllar süren bir uğraşınız var. Hilal Nesin 10 parmağında 20 marifeti olan biri mi? Nasıl tanımlayacağız nereye koyacağız sahi…

Bu sorunun içindeki iltifatları alıp teşekkür ederek başlayayım söze ama 6 değil 7 kitap ve 8. kitap yolda. Evet, her parmağımı değerlendirmeye çalıştım. Anneme göre “anaaam bilmediy yoooh” Meziyetlerimin, annem ve babamdan aldığım genler sayesinde olduğunu söylemeliyim. İki süper insanın aşk meyvesiyim. Tabii yoğrulduğum toprağın hakkını da yemek istemem. Şanslıyım babamın öğretmen olmasından dolayı çok yer gezdim. Babamın idealist öğretmenlerden biri olmasından dolayı da değişik kültürlerde büyüme şansım oldu.Gittiğimiz her şehrin kasabanın köyün ayrı bir kültürü, dili, geleneği, inancı vardı. Onları özümsedim. Özümsedim” derken bana verdiklerini kaptım çuvalıma koydum. Çuvalım ağzına kadar dolu, lazım olduğunda çıkartıp gösteriyorum. İyi ki çok dinli çok dilli çok zengin kültüre sahip topraklarda at gözlüğü ile dolaşmamışım. Dokununca her birine her birinden ayrı bir güzellik fışkırıyor. Bu bağlamda elbette bunu anneme ve babama borçluyum, kimseyi ötekileştirmeden kimseyi yok saymadan senden sizden bizden onlardan demeden, hiç kimseyi ötekileştirmeyi öğretmeden büyüttüler bizi.

 

 ‘Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranma derdim var’

 

-Bir kahraman olarak Don Kişot,“Neşe ve keder insanın gözbebeğindedir. Nasıl bakarsan öyle görürsün” diyen Cervantes, “Don Kişot” isimli kahramanın, arkadaşı Sanço Panço ile birlikte yel değirmenlerine açtığı savaşla Cervantes, akıllı geçinen dünyaya Don Kişot ile kafa tutar.Siz kahraman seçmeyip direk kendiniz ön saflarda kılıç sallıyorsunuz görüntüsü var. Yoksa bizimde bilmediğimiz, görmediğimiz kitaplarınızda, oyunlarınızda, yazılarınızda yarattığınız bir kahraman var ? 

“Nihayet biri beni çözmüş” diyeyim. Benim hiç kahramanım olmadı, aman bir kahramanım olsun telaşım da olmadı. Bu bağlamda eksikliğini de hissetmedim. Bu yüzden çok eleştiri almışımdır ama önemli değil. Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranma derdim var. Aslını soracak olursanız onların algıladığı biçimde bir kahramanım olmadı. Benim karşıma her gün bir kahraman çıkabiliyor, bazıları gelip geçiyor bazıları zihnime yerleşip kalıyor. Ne bir siyasi lider ne bir kurtarıcı ne bir devrimci, yaşamış veya göçüp gitmiş hiç bir devlet adamı benim kahramanım olmadı. Yaptıkları doğruları alkışladım hepsi bu. Bir insana tapmak ona kul köle olmak bana komik gelir, varsa doğruları o doğruların hayata geçirmek yeterli.

 

Kahraman sıkıntısı çekmiyorum

 

Sanıyorum benim kahramanlık anlayışım farklı oldu. Bana göre çocuklarını çok zor şartlarda okutup meslek sahibi yapan anneydi babaydı kahraman. Benim kahramanlarımın mevkisi, makamı, adı sanı yok. Simit satarak kazandığı paraya kitap alıp okuyan çocuk da, kemanı ile sokaklarda müzik yapıp kazandığı parayla sokak hayvanlarına mama alan çocuk dabenim kahramanım. Özetleyeyim…Kahraman sıkıntısı çekmiyorum, biraz bakınca etrafa birçok kahraman olduğunu görüyorum. 

-‘Sicilin çamaşır suyuyla yıkanmış gibi bembeyaz. Bir de bana bak ne “dur” dediklerinde durmuşum ne de durağa gelince inmişim. Üstelik ben bide susmaz sinmez gazeteci yazar Ahmet Nesin’in eşiyim. Duuuur dahası var, daha fenası var üstelik Aziz Nesin’in konuşan geliniyim, siz kolay mı sanıyorsunuz bu ülkede Aziz Nesin’in konuşan gelini olmayı’ bu tamamen size ait bir söylem. Sahiden siciliniz temiz mi ? Nerde binip nerde ineceğinizi nasıl bileceğiz, Nesin soyismi omuzunuza ek sorumluluklar ne derece ne ağırlıkta yüklüyor ?

Bu sorunun cevabı elbette “Nesin soyismi omuzlarıma ek sorumluluk yüklemedi” olmalıydı ama olmuyor. Farkındayım sıradan bir insanın gelini değilim ve ona göre adım atmaya çalışıyorum. Aziz Nesin’in ‘konuşan’ gelini değil aslında ‘yazan’ geliniyim, bizde yazan kişiye de konuşuyor dedikleri için söylemiştim. Üzülerek söyleyeyim deli asi biraz da matrak yanımı yontuyorum. Keşke yontmak zorunda kalmasam ama benim farklı bir birey olduğumu anlayacak “her koyun kendi bacağından asılır” diyecek bir topluluk yok karşımda. Sağcısı solcusu ne yaparsam yapayım ne yazarsam yazayım adımın başına kayınpederimin adını yazarak beni övüyor veya yeriyor. Bizim toplumumuzun bu konudaki tutumunu değiştireceğini sanmıyorum.

 

savaş çıkarmaya meraklıysanız kendi evladınızı gönderin askere”

 

-Sicilim temiz diyorsunuz ama, sosyal medya hesabınızdan yaptığınız bir paylaşımda koca Cumhurbaşkanına hakaret ettiğiniz iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında, Cumhuriyet Savcılığına çağrıldınız. Bu ‘Sicilin çamaşır suyuyla yıkanmış gibi bembeyaz’ cümlesini grileştirmiyor mu, yoksa koca Cumhurbaşkanı hakkında sosyal medyada övgüler dizilmesi gerektiği konusunda ‘iyi vatandaş terbiyesinden’bi haber misiniz ?

Hayatta en emin olduğum şey sicilimin durumu. Sicilim benim tahminlerimin ötesinde temiz, hani “yağ dök yala” dedikleri cinsten. Tertemiz mis gibi. Çalmamış çırpmamış, haram yememiş, can almamışım. Devleti soymamış, cemaatlere ülkeyi satmamış, sonrasında darbe tezgâhlayıp ülkeyi savaş alanına çevirip arkasından hükümdarlığımı ilan etmemişim. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Aslında ben yerden göğe haklıydım. Benim ülkemin cumhurbaşkanı değil mi? Elbette eleştireceğim. Hoş benim olmayan ülkelerin de yönetimlerinin başındaki kişileri eleştirme hakkım var. “Hakaret” nedir? Benim etti dedikleri hakaretimin eti budu ne olacak?  Ne demişim? “Asker ölümlerinin arttığı, ardı ardına tabutların geldiği günlerde “savaş çıkarmaya meraklıysanız kendi evladınızı gönderin askere” demişim. Ne yani “aaa ne güzel bir sürü asker tabutu geldi” diye zil takıp oynayayım mı? Vatanseverlik bu mu? Hem ben hakaret sözcüğüne karşıyım, içinde değerlere şahsına küfür olmayan hiçbir söz hakaret sayılamaz, aksine beni rahat bırakmalıydı. Onun işi o, yazdırmak. Benim işim yazmak.

 

“Senin içine Aziz Nesin kaçmış’

 

-Sizin yazılarınızdan, konuşmalarınızdan, durduğunuz yerden, dünyaya bakışınızda saygı ile anarak sanki rahmetli Aziz Nesin’in gölgesi düşmüş gibi. Dünyaya bakış ve siyasi bakış genetik olarak ya da evlilik yoluyla geçer mi? Büyük bir düşünürün, önemli bir sanatçının, yazarın karısı/kocası/ kardeşi/çocuğunu da o sanatçı/düşünür gibi mi kabul etmeliyiz? Bu konuda ne dersiniz…

Ahmet’le evlenmeden önce 3. kitabımı yazmış bilgisine ve birikimine sonsuz saygı duyduğum manevi annem Fatoş anneme götürmüştüm. Heyecanla açıp okumuş bana “senin içine Aziz Nesin kaçmış” demişti, daha sonra yazıp yönettiğim “Koca Yasa” oyununu haber yapan yerel bir gazete “Dişi Aziz Nesin” diye başlık atmıştı. Doğrusu Aziz Nesin’e benzemek mümkün olmadığı için gülüp geçtiğim durumdu bunlar. Ülkemizi mizah yoluyla analiz eden, milyonlara ulaşmayı başarmış birinden etkilenmemek mümkün değildi. Sadece benim değil birçok aydının, yazarın edebiyatının yol ışığıydı Aziz Nesin. O zaman ona benzetilmekten rahatsız olmamıştım, fakat Ahmet’le evlendikten sonra özellikle masa başı solcularının bam teline dokunduğumda beni vurmaya çalışmak istediklerinde  “Aziz Nesin’e benzemeye çalışıyor onun adıyla bir yere gelmek istiyor” sözüne çok kızıyordum. Artık kızmıyorum, buna da alıştım ve hatta artık her gelin dünyaya örnek olmuş kayınpederine benzemek için çok çalışmalı diyorum…

 

 Çocuklarımın benden zeki olduğunu kabul ettim’

 

-Gençlerle aram çok iyi yazılarımı çok sıra dışı buluyorlar. Yazılarımın çoğunu gençlerin okumasından yanayım, ileriye dönük yazılarımda gençlere daha fazla yer vermek istiyorum ve yazılarımda onları anlatmak istiyorum diyorsunuz. Gençlerle iyi ve hızlı bir diyalog kurmada ayrı bir algılama, düşünme yöntemi mi gerekiyor ?

Elbette benden zeki bir kuşak, onlarla diyalog kurmak için onların zekasına erişmem lazım. Erişemezsem bile erişmek için çabalamam lazım. Ben onlardan yaşanmış gün sayısı olarak ilerdeyim ama hep çocuklarımın benden zeki olduğunu kabul ettim. Zaten öyle de olmalıydı aksini düşünmem kendimle çelişmem olurdu. Bu anlamda bizden önceki kuşakla atışmalarımız da hep bu yüzdendir. Yani 78 kuşağı ile… Onlar kendilerinden başka kimsenin doğruyu söylediğine inanmaz sadece kendilerinin gittiği yolun doğruluğuna inanırlar ve zeka denilen şeyin sadece kendilerinde var olduğuna inanırlar. Sanırım bugün bizden çok birbirleri ile sürekli kavga etmelerinin nedeni de bu. “En çok ben bilirim, benim dediğim doğru” kavgası. Ben o hataya düşme taraftarı değilim.

 

‘Şeriatı ülkesine getirmeye çalışan biri barış getiremez’

 

-16 yıldan sonra iktidara arz-ı ubudiyet bildirmek üzere tamamen tavır değiştiren; Kürdlere yönelik izlenen abluka siyasetine kör gözüm parmağına destek veren, yeni ve haşin bir hassasiyet belirdi okur yazar kesiminde. Yeni diyorum ama aslında, Türk aydının devlet sevgisinden beslenen bu hassasiyet, pek yeni değil. Siz bir aydınlatan insan olarak bunları nasıl değerlendiriyorsunuz ?

En sevmediğim sözcüktür ‘Türk Solu’ ‘Türk Aydını’ ‘Kürt Solu’ ‘Kürt Aydını’ vb. Bölünmüşlüğü çağrıştırıyor ama moda terimler olarak literatüre girmiş artık ne diyeyim? Aydın insanın adının başına ‘Türk’ ‘Kürt’ vs ibaresi konulduktan sonra o aydınlığını kaybetmiş olur bana göre. Geleyim şimdi sorunuza Kürt kardeşlerim “Kürt açılımı” için masaya oturduklarında açılımın acıklı bir oyunun başlangıcı olduğunu düşünmüştüm. Düşünme nedenim elbette siyasi tecrübem veya tarihi çok iyi biliyor olmamdan kaynaklı değildi. Şeriatı ülkesine getirmeye çalışan biri barış getiremezdi bundan emindim ve yanılmadım, keşke yanıltsaydı beni o zaman bunca can yanmazdı. Hatta Erdoğan’ın gittiği yolu onaylayan onun getireceği demokrasiye inanan herkesi eleştirdim, özellikle de mürekkep yalamışları, geldiği yeri geçmişini getirilerini getireceklerini tarihin tozlu sayfalarında birçok kez okumuş kişiler nasıl olurda demokrasiyi kana basarak getirmeye çalışmış bir düşüncenin neferinin getireceğine inanır. Buna fikir tutulması diyebilirim yada denize düştüler sarılacak canlı aradılar…

 

Bana “deli” denilmesini isterim’

 

-Cumhuriyet tarihinde geleneksel islam-Türk kültüründen daha koyu bir amaç değişikliği yaşanmaya başlanmış durumda. Aykırılıkların ‘delilik’ sayıldığı bir zaman diliminde, zamanın zorladığı yeniliklere azami olarak tutuculukla karşılık veren, yaşamı sorgulayanların suçlu olarak nitelendirildiği bir dönemdir bu içinde bulunduğumuz dönem. ‘Akıllılar’ tutuculaşıp gericileşmiştir, bundan dolayıdır ki  “insanın delilik hali” hoş görülmemektedir. Hilal Nesin’in ‘deliliği’ bu anlamda sonu getirilmek istenilen bir dönemin içinden çıkan, artık başka bir dünyanın gerekliliğinin çığlıklarının sözcülüğü müdür? 

Bana deli denilmesini isterim. Hatta iltifat sayar teşekkür bile ederim. Nasıl teşekkür etmem bizim ülkemizin akıllısı Burhan Kuzu  ve onun tıpa tıp aynısı olan zart-ı muhteremin tayfası… Elbette bu durumda delisi ben olmalıyım. Delilik bir insana verilmiş bir nimettir çünkü yeterince akıllı insan sonunda delirir. Şu yaşadığımız çirkefliğin içinde bunu atlatmanın tek yolu delirmek, hatta zır deli olmak, tercihim zır deli olmak.

 

kocamın sitesi var gel yaz bacım” demesiyle oldu

 

Sahi bu köşe yazarlığı merakınız nerden geldi?

Merakım yoktu hatta çok teklif alırdım kabul etmezdim hep bir bahanem olurdu. Sizden iyi olmasın ama (bana elbise gönderdiğine göre sizden iyi olma ihtimali yüksek) sosyal medyadan tanıyıp arkadaş olduğum Cemile Hanım’ın, “kocamın sitesi var gel yaz bacım” demesiyle oldu, iyi ki de olmuş sizleri tanıdım.

Eşiniz Ahmet Nesin yazılarınızı beğeniyor mu, eleştiriyor mu? Yazı yazarken görüş alış verişi yapıyor musunuz?

Biz herhâlde yazdığımız yazılarla ilgili en çok konuşan tartışan çiftlerden biriyizdir. Ben onun yazdıklarını okurum, o da benim yazılarımı mutlaka okur. Eleştirmeye gelince o da ben de yaparız ama daha çok ben yaparım. O suya sabuna feci dokunuyor ben de ona bir şey yaparlarsa kocamdan olurum kaygısı ile “etme tutma herif” tavrı takınarak eleştiririm. O da benden büyük olması bakımından ben doğmadan önce ya da çocukken yaşanmış olayları yazdığımda “öyle değildi hayatım sen doğmazdan evvel ben bunu yaşadım” diyor ama “hayatım” mutlaka diyor yoksa küsüyorum…

 

‘Bir tane de yabancı okuldan diplomam olsun istiyorum’

 

-Bir de duydum ki, yazdığınız sitenin yöneticileri köşeniz için size çok fotoğraf çektirmişler. Siz bu aykırı yönünüzü bu fotoğraf işinde site yöneticilerine kabul ettiremediniz mi? Ya kardeşim mankenlik mi yapacağım yazı yazacağım? diyemediniz mi?

Maalesef diyemedim, ne diyeyim onların bilmiş bilmiş “bu olmaz” “yok şu olmaz” “ıhhh bu olmamış” demesinden dolayı 100 den fazla fotoğraf çektirdim, sonunda birine burun ucuyla “hııı bu olmuş” demelerini gayet büyük bir olgunlukla karşıladım. Ama arkalarından dilim döndüğünce dedikodularını yaptım. Haaa pişman mıyım? Elbette değilim.Hak ettiler. İyi insanlar mı? Evet, iyi insanlar, bundan milim kuşkum yok fakat benden en iyi ben bilim bakın ben yazdım siz yazamazsınız kalemimle döverim sizi” pozu istediler oda bende yok, yani henüz yok biraz sabır etsinler  o günlerde gelecek, siz o zaman görün bendeki pozları.

-Önümüzdeki dönemde projeleriniz neler, neler yapmayı planlıyorsunuz?

En önemlisi ve benim için ayrı bir önem taşıyanı, sekiz seks işçisi kadının hayatından kesitler sunduğum “Yarın Yamalak” kitabımı bitirmekti. Nihayet bitti ve şu an editörümüm elinde.Onun dışında tek kişilik bir tiyatro gösterisine hazırlanıyorum.Tarih veremiyorum ancak onun provaları da yakında başlayacak. Ve tabii yeni kitaplar olacak, yazılmış bekleyen kitaplarım var yazmak istediğim konusunu şimdilik aklıma yazdığım kitaplar var. Burada ne kadar üretim yapabilirsem o kadarı ile şimdilik avunacağım. Tabii bir de üniversite var. Bakalım ne zaman başlayacağım sanıyorum kısa zamanda gerçekleşecek. Burada kaldığıma, bu özlemi çektiğime değsin bariBir tane de yabancı okuldan diplomam olsun istiyorum.