TÜRKİYE DE SİLAHLI SİYASET VE TEK ADAM REJİMİ

CD5C4322-D758-4F34-BB93-DC4F1145E203

Savaş politikanın silahlarda devamıdırdemişti ünlü savaş teorisyeni C. Philipp von Clausewitz. Eğer doğru ise politika da silahsız bir savaştır; İnsanların ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını savaşsız karşılama sanatı.

Kapitalizm insanların bütün manevi değerlerini politikanın silahı veya iktidar aracı durumuna getirildi. Kapitalizmden önce politik partiler yoktu. Politik partileri kapitalizm icat etti. Bu görevi üstlenen tarikatlar, cemaatler veya benzeri yerel politik gruplar vardı ama yaşam alanları sınırlıydı. Kapitalizm çağımda farklı nitelik ve özelliklerde politik partiler gelişti. Kapitalizm politikanın farklı nitelikteki araçlarını ve birbirinden daha tehlikeli biçimlerini keşfetti.

2015 Haziran seçimlerinden önce Recep T. Erdoğan bazı politik parti önderlerini satın alarak, AK parti içindeki muhaliflerini de devre dışı ederek politik bir çete oluşturmuştu. Bu politik çete 7 Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra politik bir terör örgütüne dönüştü. RETÖ- Recep Tayyip Terör Örgütü.

Bu örgüt önce devleti ele geçirdi. Devletin bütün kurumları işgal ettiler. Yargı, Ordu, İstihbarat, Yüksek Secim Kurulu, YÖK ve yerel yönetimler bu terör örgütünün denetimine girdi. Türkiye de devlet ülkeyi ve vatandaşlarını esir aldı. Meclis devre dışı bırakılmış, belediye başkanları, milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenler ve on binlerce muhalif tutuklanmış; yüzbinlerce insan sürgüne zorlanmıştı. Milyonlarcası açlık ve sefaletle terk edildi. Demokrasi adı altında ki demogokrasi, bu politik çetenin iktidarı elinde tuttuğu çoğunluğun diktatörlüğüne dönüştürüldü. Adı cumhuriyet olan rejim, yerini tek kişinin önderlik ettiği bir oligarşiye çevrildi.   

Referandumda toplum ikiye bölündü. Bir tarafta cumhuriyetçiler, diğer tarafta milliyetçi ve dindar tek adam rejimini savunanlar çoğunluğun diktatörlüğü için ilk adımı attılar. Bir ülkenin terör, baskı ve şiddet ile kuşatılmasına sessiz kalınması referandumda meşrulaştırıldı. Muhalefet partileri, var olan şiddet ve cebir düzenine alternatif ne bir politika ürete biliyor ne de alternatif düzen projesi vardı.  Sadece iktidarın politikalarına karşı çıkmak, geniş halk kitlelerinde güveni kazanmaya yetmiyor.

Türkiye de halk iki seçim ile karşı karşıya, ya var olan RETÖ (Recep Erdoğan Terör Örgütü) kabullenecek ya da kaos ve iç savaş koşullarını yaşayacak. Her iki durumda da terör ve şiddet kaçınılmaz sondu.  7 Haziran 2015 genel seçimlerinden günümüze, seçimlerin, referandumun veya benzeri demokratik kurumların hiçbir işlevinin olmadığını yaşayarak gördük.  

Türkiye de hiçbir zaman ne demokrasi ne de gerçek anlamda bir cumhuriyet olmadı. Rejim hep çoğunluğun diktatörlüğünü meşrulaştırdı. Milliyetçilik, dinsel inanç, cinsiyet, sınıfsal ayrıcalık, devletçilik, yurtseverlik veya politik ideolojiler kapitalist toplumdaki her biri diğerinden daha tehlikeli silahlar durumuna geldiler.   Her politik partinin stratejik olarak sarıldığı ideolojik bir silahı oldu. Ulus, din, sınıf, devlet, cins, demokrasi vb. Kapitalizm de iç savaşın amacı ve anlamı nitelik olarak değişmedi.  Sadece araçlarını zenginleştirdi ve çoğalttı.

Bütün cumhuriyet döneminde, insanın en paha biçilmez manevi zenginlikleri, insana karşı bir silah olarak geliştirildi.  İnsanların dinsel, ulusal, sınıfsal veya benzeri sosyal farklılıkları insana ve toplumuna karşı kullanıla bilecek en acımasız silahlara dönüştü.  Bu silah yoksulları her dönemde köleleştirdi ve bu silahı kullanan politik yöneticileri de kurumsallaştırdı. Kemalist elitler milliyetçilik ve devletçilik üzerine inşa ettikleri çoğunluğun diktatörlüğünü sonsuza kadar sürdüreceklerini düşünmüşlerdi.

Recep Erdoğan Terör Örgütü (RETÖ) sadece sahte cumhuriyeti bir daha geri gelmemek üzere yok etmedi, aynı zamanda devletin üzerine inşa edildiği sahte gerekçelerinde gün yüzüne çıkmasını sağladı. Cumhuriyetin gerçekte halkın değil, seçkin atanmışların bir aldatmacası olduğunu gördük. Devlet, millet, bayrak ve hatta demokrasi ve devrim düşüncelerinin birer aldatmaca olduğunu halk AKP döneminde daha iyi gördü.   

Dinsel inancı güçlü bir insanı dinsel inancı ile teslim aldılar. Ulusal duyguları güçlü bir insanı ulusal düşünceler ile partilerinin milis gücü haline getirdiler. Yurtseveri yurdunun tehlikede olduğunu söyleyerek kandırdılar. Kadını kadın olduğu için kadına karşı kullanmasını öğrendiler. Yoksulların yoksulluğundan istifade ettiler, engellilerin engellerinden faydalandılar, çocukların çocukluluğunu kullanarak iktidarda kalmayı başardılar. Erkeği erkek olduğu için, zengini zenginliğine zenginlik katma umudu ile düzenlerinin sermayesi yaptılar. İnsanın duyguları ve ham düşünceleri insana karşı kullanılan en güçlü silahlara dönüştürüldü. AK Parti ahlaki idealizmin son kalelerini de yıktı. Ahlaki özgürlük olmaksızın, politik özgürlüğün bir aldatmaca olduğunu kitlelere gösterdi.

Silah adaletsizliğin ve sömürünün aracı olduğu gibi, adaletin ve özgürlüğünde köprüsü de ola bilir. Barbarlık döneminden uygarlık dönemine geçişte bilgiden daha değerli bir silah yoktu. Çağ dışı bir rejimi bilgi ile yıkmak mümkündür. Buna rağmen, silahlı olan bir düşmanı barışa ve adalete inandırmanın tek yolu yine silahlı mücadele olabilirdi.  RETÖ Türkiye de silahlı mücadeleye meşrutiyet kazandırdı.

Demokratik toplumda da siyaset silahsız bir savaştır.  Despotik devletlerde ise silahları yedeğine almayan bir siyaset, sadece bilgi ve politik projeler ile başarılı olamaz. Savaşın silahlısı veya silahsızı arasındaki tek fark, savaşan taraflar arasındaki bilinç düzeyinin göstergesidir.   Savaşlar tek başına silahlar ile yapılmıyor. Savaşa hükmeden silahlardan daha çok ekonomik ve sosyal zorunluluklardır. Duygular, düşünceler bilgi ve politik tecrübe birikimi savaşın kaderini etkilese bile belirleyici değildir.

Türkiye hızla bir iç savaşa doğru yol alıyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi içinde en güçlü olduğu bir dönemde, bölgenin ve dünyanın en zayıf ve güçsüz devleti durumuna düştü.

Dış politikadaki seri yanlışlar, bölgenin politikalarından tecrit olmasını hızlandırırken iç politikadaki kendine aşırı güven politik düzenin her an çökeceği bir kaos ortamını yarattı. 90 küsur yıldır sürdürülen silahlı siyasetin sonuna gelmiş durumdayız. Ya gerçekten demokratik bir cumhuriyet ya da uzun yıllar karanlıkta yaşayacağımız silahlı siyasetin yeni biçimi iktidarını sefalet içinde korumaya çalışacaklar.

Bunu Kürt ulusal özgürlük hareketini yok etmek amacı ile sınır dışında kapsamlı bir savaş politikası ile yürütmeye çalışabilirler.  Tarihin şu veya bu aşamasında iç tehdit olarak gördükleri farklı dinsel, ulusal veya sınıfsal gruplara karşı silahlı siyaset yapmaya devam edemezler. Veya böyle bir siyaset yapma imkanları her geçen gün daha da azalıyor. Dünyanın gelişmiş kapitalist devletleri, Türkiye in bu politikasını kaygı ile izliyor ve sonsuza dek tek adam rejimini destekleyemezler. Önce silahsız siyasetin devletin içinde ve dışında çevre koşulları yaratılması bu batılı devletlerinde gündemine gelecektir.

Erdoğan rejiminin kendi halkına karşı silahlı siyaseti, en azından NATO ülkelerini tedirgin ediyor. Bütün soğuk savaş döneminde destekledikleri, askeri darbeler, devletin muhaliflere karşı silahlı siyaseti desteklemeleri Türkiye de kapitalizmin de yenilgisini beraberinde getirebilir. Var olan düzenin yerini politik kaosa bırakması batılılarında istemediği bir durumdur.

Batılı Kapitalist devletler sadece Türkiye’yi bir müttefik olarak kaybetmediler. Aynı zamanda kendilerine Ortadoğu’da yeni bir hasım rejim yarattılar. Hukukun bile özerk olmadığı bir devlette, silahlı kuvvetler nasıl özerk olabilir ki. Devletin silahlı güçlerini siyasetin art niyetinden nasıl özerkleştirebileceklerini düşünüyorlar.

Silahsız devrimler, halkların ekonomik ve sosyal zorunluluklarından kaynaklanan düzenin ve devletin vatandaşların bilinçli ve örgütlü temsilcileri tarafından demokratik olarak ele geçirilmesidir.  Bu da demokratik devrimdir. Demokrasinin sadece politik yaşama değil, ekonomik ve sosyal yaşama hükmetmesidir.   Daha basit bir deyimle insanların sosyal farklılıkları, ekonomik zorunlulukları bir bütün olarak politik hayata çoğulcu olarak yansımalıdır.  Silahsız bir siyaset o zaman toplumun bütününde saygı kazanır. Silahsız siyaset veya silahsız devrim insanlık tarihinin geliştirdiği en demokratik ve barışçı politik yönetim biçimidir.

Tek adam rejiminin silahlı siyaseti savaşın politikasıdır. Silahsız siyaset barışın politikasıdır. Herhangi bir devlette barış istiyorsak eğer, devletin içindeki silahlı siyasete son vermek zorundayız.  Devletin kendi içindeki vatandaşlarına karşı barışçı bir siyaset aracı kullanması, siyasetin sivilleşmesi anlamına gelir.

Siyasetin sivil ve barışçı olmadığı devletler silahlı siyaset her zaman gündem de olur. Despotik devletlerde elinde silah olanlar silahsız siyaseti savunamazlar.  Silahsız siyaset politikanın silahlara hükmettiği toplumlarda veya devletlerde mümkündür.  Devleti ve halkı silahlar ile yönetenler, halkın silahsızlanmasını savunamazlar. Elinde silah olan rejimlerin kendine düşman aramasına gerek yoktur.

Türkiye de insanlar arasındaki demokratik düzenin yeniden kurulması için silahların tümden vazgeçilmesi gerekir. Vatandaşların denetiminde olmayan bir devlet, demokratik hukukun olmadığı bir düzen ve bu düzenin kontrolündeki eli silahlı gruplar veya bir ordu var olduğu sürece iç barış uzak bir ihtimaldir. İç savaş yaşamadan iç barışın olduğu demokratik bir devlet, gerçekte hayal edilmiş bir devlettir. Silahsız siyaset, silahların siyasete egemen olduğu toplumlarda mümkün değildir. Önce siyaset silahlardan arındırılmalıdır.   Ondan sonra silahsız siyasetin ne olduğunu oturur konuşuruz.

Savaşmadan barışı kazanmanın mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz.  Demokratik bir barışın olabilmesi için devletin partilerin, askeri ve politik kurumların ellerindeki ideolojik silahları toplayıp tarihin çöplüğüne gömmesi gerekiyor. Politik düzenin demokratikleşmesi gerekir.

Savaş sadece ideolojik silahlar ile olmuyor. Barışı bazen evrensel hukuki silahlar örgütlüyor. Eşitlik ve özgürlük insanlık tarihinin tanıdığı en paha biçilmez silahlardır. Türkiye de ki cehaleti de tek adam rejimini de bu silahlar ile öldürebiliriz.

Tarih insanın ve insanlığın özgürlük mücadelelerinin kronolojisidir.

Ekim 6 2018

Ali Doğan